قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْراًۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَن۪ي بِهِمْ جَم۪يعاًۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 83. Ayet
Daralt
X
-
Babaları şöyle dedi: Hayır, nefisleriniz bu hususta sizi aldattı. Bana düşen artık güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz O, çok iyi bilendir, hikmet sahibidir!
Babaları şöyle dedi: Hayır, nefisleriniz bu hususta sizi aldattı. Hz. Yakup, onların verdikleri haberleri nefislerinin kendilerini aldattığı ve süslü gösterdiği şeylerden saymıştı, ama onlar Bünyamin meselesinde kendisine muhalefet etmemişler ve onunla ilgili verdiği hiçbir emri ihmal etmemişlerdi. Bu seferki durum, daha önce Yûsuf'la ilgili olarak babalarının kendilerine söylediği gibi değildi: "Hayır! Nefsiniz sizi kötü bir iş yapmaya sürüklemiş". Çünkü o zaman babalarının emrine aykırı davranmışlar ve Yûsuf'u öldürmeye çalışmışlardı. Bundan dolayı Hz. Yakup onlara bunun, nefislerinin aldatması ve bu aldatmayı da onlara güzel göstermesi olarak nitelemişti. Fakat şimdi babalarına muhalefet etmemişler ve emrine uymazlık da yapmamışlardı. Böyleyken Hz. Yakup nasıl olur da hayır, nefisleriniz bu hususta sizi aldattı demişti?
Fakat Hz. Yakup bunu, çocuklarının hepsi birden hırsızlıkla itham edildikleri için söylemiş gibidir. Çünkü şöyle denilmişti: "Ey kafile! Siz mutlaka hırsızsınız!". "Onlar, "Allah'a andolsun ki bizim bu yerde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz, biz hırsız da değiliz, dediler". Onlar hırsız olmadıklarını kesin bir dille ifade etmişlerdi ve Bünyamin de onların içindeydi. Böyleyken "Şüphesiz oğlun hırsızlık yaptı" diye Bünyamin'in hırsızlık yaptığını kesin bir dille nasıl söylersiniz? Lakin nefisleriniz bu hususta sizi aldattı. Babalarının Yûsuf'u ve kardeşini onlardan daha çok sevdiği ve kalbinin onlara daha meyilli olduğu fikriyle onlara düşmanlık ve nefret besliyorlardı, çünkü şunu söylemişlerdi: "Yûsuf ile öz kardeşi babamızın gözünde bizden daha değerlidir. Halbuki bizim sayımız daha çok". En doğrusunu Allah bilir. Nefretiniz ve düşmanlığınız yüzünden nefisleriniz sizi aldattı ve Bünyamin'in halini ve durumunu incelemeye gerek görmediniz, yükünün içinde bir şey bulunan herkesin onu oraya kendisinin koymayabileceğini, aksine sahibinin bilgisi dışında başka biri tarafından da konulmuş olabileceğini düşünüp araştırmadınız.
Bana düşen artık güzel bir sabırdır. Bunu daha önce açıklamıştık. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Müfessirler şöyle dediler: Onların hepsini bana getirir, çünkü onlar bir cemaat olmuşlardı: Yûsuf, Bünyamin ve kardeşleri Yehuda ve Şem'un. Hz. Yûsuf kardeşini hapse atması sebebiyle diğer ikisi de orada kalmışlardı. Yahut sadece Yûsuf ve kardeşi geride kalmıştı. Bazı müfessirler şöyle söyledi: Cibril en güzel bir surette Hz. Yakub'a gelmişti, Yakup da ona Yûsuf'un halini sormuştu: Yûsuf hayatta mı, yoksa öldü mü? Cibril; hayatta deyince, Hz. Yakup, umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir, demişti. Yahut Hz. Yakup, Yûsuf'un rüyasında yıldızların, güneşin ve ayın kendisine secde ettiklerini görmesinden, onun ölmediğini, hayatta olduğunu anlamıştı. Gördüğü rüya gerçekleşmeden onun ölmeyeceğini hayatta kalacağını biliyordu, bundan başka delillerle de bu kanaate sahip olmuştu. Ancak onun nerede olduğunu bilmiyordu. İşte bundan dolayı, şüphesiz O, çok iyi bilendir, hikmet sahibidir, demişti.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
Kelimenin kökü k-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi dille ifade etmek, ses çıkarmak ve bir görüşü beyan etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin zihindeki bir kanaatin veya hükmün dış dünyaya aktarılması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın diyalojik yapısında bu fiilin sadece bir sözü değil, bir karakterin tüm varoluşsal duruşunu ve olaylara karşı geliştirdiği nihai tepkiyi temsil ettiğini analiz eder. Yakup peygamberin bu ayetteki "Kâle"si, çocuklarının sunduğu rasyonel delillere (kervan ve şehir halkının şahitliği) karşı, kendi peygamberane feraseti ve içsel bilgisiyle verdiği sarsılmaz ve derin bir cevabın başlangıcıdır.
Sevvelet (سَوَّلَتْ)
Kelimenin kökü s-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi kolaylaştırmak, gevşetmek ve bir şeyi olduğundan daha güzel göstermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tesvîl" kavramının, nefsin çirkin bir eylemi süsleyerek onu arzu edilir bir hale getirmesi ve kişinin iradesini bu yönde gevşetmesi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiili "psikolojik bir kurgu" olarak analiz eder. Yakup'un bu kelimeyi seçmesi; kardeşlerin anlattığı olayların (hırsızlık ve Bünyamin'in alıkonulması) zahiri gerçekliğinin ötesinde, onların hala kendi hırslarının, kıskançlıklarının ve geçmişteki suçlarının oluşturduğu bir "senaryo" içinde hareket ettiklerine duyduğu peygamberane şüpheyi temsil eder. Toshihiko Izutsu, "nefsin tesvîli"nin Kur'an'da insanın ahlaki körlüğünü ve kendi yalanına inanma sürecini betimleyen teknik bir terim olduğunu vurgular.
Enfusukum (أَنفُسُكُمْ)
Kelimenin kökü n-f-s şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin özü, canı, nefes ve kan" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nefs" kavramının insanın hem biyolojik canlılığını hem de arzu, ihtiras ve irade merkezi olan benliğini temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki "nefs" kullanımının çoğu zaman ahlaki sorumluluğun ve içsel çatışmanın alanı olduğunu analiz eder. Yakup'un "nefisleriniz" (enfusukum) vurgusu; dış dünyadaki olayların (kıtlık, hırsızlık suçlaması vb.) aslında kardeşlerin iç dünyasındaki karmaşanın ve bastırılmış duygularının birer yansıması olduğuna dair bir tespittir.
Emran (أَمْرًا)
Kelimenin kökü e-m-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şey hakkında istekte bulunmak, buyurmak ve bir işin aslı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "emr" kelimesinin hem bir otorite tarafından verilen buyruğu hem de gerçekleşen bir olayı/durumu ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin burada "vaka" veya "tezgah" anlamında kullanıldığını analiz eder. Yakup, çocuklarının karşılaştığı durumu alelade bir kaza değil, onların nefislerinin kurguladığı bir "iş/plan" (emr) olarak nitelemektedir.
Sabrun Cemîl (صَبْرٌ جَمِيلٌ)
Kelimenin kökü s-b-r (sabır) ve c-m-l (cemil) şeklindedir. İbn Fâris, "sabır" kökünün "tutmak, engellemek ve bir şeyin üzerinde sabit kalmak" olduğunu; "cemil" kökünün ise "güzellik ve bütünlük" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Sabrun Cemîl" kavramının içinde hiçbir sızlanma, halka şikayet ve ümitsizlik barındırmayan, sadece Allah'a yönelen "estetik bir direnç" olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ifadenin Yakup için Yusuf'un kaybından sonraki ilk "Sabrun Cemîl"inden farklı olarak, artık daha bilinçli ve bir sonuca odaklı, vakur bir "bekleyiş" olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, buradaki "sabır"ın pasif bir kabulleniş değil, olayların ardındaki ilahi hikmeti görmeye çalışan etkin bir "manevi dayanıklılık" ve ahlaki bir zirve olduğunu belirtir.
Asâ (عَسَى)
Kelimenin kökü a-s-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "umut, beklenti ve bir şeyin gerçekleşme ihtimali" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "asâ" kelimesinin beşer dilinde bir temenni ifade ederken, peygamber dilinde ve Allah'a yöneldiğinde "kesinlik" (vucûb) bildiren bir ümide dönüştüğünü ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, Yakup'un bu kelimeyi kullanmasını; en karanlık anda (üç oğlunu da kaybetmişken) bile ilahi rahmetten ümit kesmeyen, aksine her şeyin düzeleceğine dair sarsılmaz bir "iman öngörüsü" olarak analiz eder.
Cemî'â (جَمِيعًا)
Kelimenin kökü c-m-a şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "farklı şeyleri bir araya getirmek, toplamak ve bütünlük" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cem" eyleminin dağılmış olan parçaların asli merkezine döndürülmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Yusuf kıssasının "teolojik ve dramatik çözülme" (resolution) noktasını temsil ettiğini analiz eder. Yakup, sadece Bünyamin'i değil, yıllar önce kaybettiği Yusuf'u ve Mısır'da kalan büyük oğlunu da kapsayan "topyekun bir kavuşma" (cemî'â) beklentisindedir. Bu, parçalanmış ailenin yeniden inşasına dair ontolojik bir taleptir.
El-Alîm (الْعَلِيمُ)
Kelimenin kökü a-l-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin izini sürmek, işaretinden hakikati kavramak ve derinlemesine idrak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Alîm" sıfatının her şeyi kuşatan, gizliyi ve açığı bilen, olayların ardındaki asıl niyetlere vakıf olan mutlak özneyi temsil ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Yakup'un ayeti bu isimle bitirmesini; kardeşlerin bildiği "zahiri bilgi" (hırsızlık iddiası) ile Allah'ın bildiği "hakiki bilgi" (Yusuf'un planı ve hayatta oluşu) arasındaki devasa farka yapılan bir atıf olarak analiz eder.
El-Hakîm (الْحَكِيمُ)
Kelimenin kökü h-k-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "engellemek, men etmek ve bir şeyi düzeltmek için üzerine otorite kurmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Hakîm" sıfatının her şeyi yerli yerine koyan, olayları en doğru ve en adil bir nizamla sevk ve idare eden hikmet sahibi yaratıcıyı temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Yakup'un Allah'ın hikmetine sığınmasının; yaşanan tüm bu acıların, ayrılıkların ve tuzakların aslında büyük ve hayırlı bir "ilahi senaryonun" parçası olduğuna duyduğu sarsılmaz inancın dildeki mührü olduğunu analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla