اِرْجِعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يكُمْ فَقُولُوا يَٓا اَبَانَٓا اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَۚ وَمَا شَهِدْنَٓا اِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظ۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 81. Ayet
Daralt
X
-
Babanıza dönün ve deyin ki: Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz de ancak bilip gördüğümüze tanıklık ettik. (Koruma sözü verdik ama) bilgimiz dışında kalan olaylara karşı da onu koruyamazdık!
Babanıza dönün. Bu ifade ilk bakışta emir anlamına gelebilir. Yukarıda söylediğimiz manaya da gelebilir, yani babanıza giderseniz, ona deyin ki: Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Bu cümlede, sanki onu diğer çocuklarına tercih ettiği suçlamasına bir ima var gibidir; yani senin bizden daha çok sevdiğin ve kalbini kendisine meylettiğin oğlun hırsızlık yaptı. Bunun bir ima değil, onlara göre açık olan bir durumu haber verdiği gibi bir anlamı da vardır. Biz de ancak bilip gördüğümüze tanıklık ettik, yani su kabının onun yükünden çıktığını gördük. (Koruma sözü verdik ama) bilgimiz dışında kalan olaylara karşı da onu koruyamazdık. Bu ayet, ''.Aşılamaz engellerle kuşatılmanız hariç" mealindeki ayetle, yani hepinizi toptan içine alan bir engel hariç diye yapılan yorum ile aynı anlama gelir. Buna göre ayet, sana söz verdiğimiz ve yemin ettiğimiz sırada onun hırsızlık yapacağını bilemezdik, bilseydik o sözü vermez ve o yemini yapmazdık demektir. (Koruma sözü verdik ama) bilgimiz dışında kalan olaylara karşı da onu koruyamazdık, yani su kabını onun yükünün içinden çıkardığı vakitte, onun hırsızlık yaptı veya yapmadı diye itham edileceğini yahut su kabını yükün içine Yûsuf mu koydu yoksa başka biri mi koydu diye suçlanacağını başlangıçta bilemezdik. Üstelik mesele de dönüp buna dayanıyor. Bunları başlangıçta bilseydik onu yanımıza alıp getirmezdik.
Yorumu Yorumla
-
İrci'û (ارجعوا)
Kelimenin kökü r-c-a şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin geldiği yere veya ilk haline geri dönmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rücû" eyleminin fiziksel bir dönüş olduğu kadar, bir karardan veya sözden dönmeyi de kapsadığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, büyük kardeşin bu emrini (irci'û), Mısır'daki hukuki çıkmazın ardından sorumluluğu babaya (merkezi otoriteye) geri taşıyan bir "kriz yönetimi" hamlesi olarak analiz eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin kervan yolculuğunun dairesel yapısını ve trajik bir şekilde aynı "kayıp" haberiyle (Yusuf'tan sonra Bünyamin) babaya yönelmeyi temsil ettiğini belirtir.
Ebîkum (أبيكم) / Ebânâ (أبانا)
Kelimenin kökü e-b-v şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "asıl, kaynak, besleyen ve terbiye eden" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "eb" (baba) kavramının bir varlığın hem biyolojik sebebi hem de onun gelişimini sağlayan koruyucu otorite olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin ortak Sami dil ailesindeki köklü geçmişine değinerek, İbranice "âbh" ve Aramice "abbâ" ile olan filolojik paralelliğini vurgular. Toshihiko Izutsu, babaya yapılan bu vurgunun (ebîkum/ebânâ), kardeşlerin hiyerarşik bir sistem içinde hesap vermek zorunda oldukları o "vicdani ve hukuki merkez"e işaret ettiğini analiz eder.
Seraka (سرق)
Kelimenin kökü s-r-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi gizlice ve haksız yere almak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sirkat" (hırsızlık) eyleminin başkasına ait bir malı koruma altındayken gizlice ele geçirmek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kardeşlerin bu fiili (seraka) kesin bir dille kullanmalarını, Bünyamin'in yükünde kadehin çıkmasıyla oluşan "somut delil" karşısında artık bir şüphelerinin kalmadığını ve bu iddiayı babalarına bir "vakıa" (olgu) olarak sunacaklarını gösterdiğini analiz eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin ahlaki bir etiketten, hukuki bir mahkumiyet beyanına dönüştüğünü belirtir.
Şehidnâ (شهدنا)
Kelimenin kökü ş-h-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "hazır bulunmak, bir şeyi gözle görmek ve kesin bilgiye dayanarak tanıklık etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şehadet" kavramının hem dışsal bir gözlem hem de bu gözlemin dile dökülerek bir hükme dönüşmesi olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kardeşlerin "Ancak gördüğümüze şahitlik ettik" (ve mâ şehidnâ illâ bimâ alimnâ) savunmasını analiz eder. Bu, kendi masumiyetlerini kanıtlamak için başvurulan, bilginin sadece "görünen" kısmıyla sınırlı olduğunu vurgulayan bir "epistemolojik savunma" (görsel tanıklık) biçimidir.
Alimnâ (علمنا)
Kelimenin kökü a-l-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin izini sürmek, alametinden yola çıkarak hakikati kavramak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilm" kavramının bir nesnenin hakikatine tam mutabakatla vakıf olmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, kardeşlerin bu kelimeyi kullanarak kendi bilgilerinin sınırını çizdiklerini analiz eder. Onlara göre "ilm" (bilgi), sadece gözlerinin önünde gerçekleşen (kadehin yükten çıkması) olayı kapsamaktadır; olayın ardındaki Yusuf'un planından (gizli hakikatten) mahrum olduklarını bu fiille dolaylı olarak itiraf etmektedirler.
El-Gaybi (الغيب)
Kelimenin kökü ğ-y-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gözden gizli kalmak, duyu organlarının dışında olmak ve bilinmezlik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "gayb" kavramının insanın algı sınırlarını aşan, hazırda bulunmayan her türlü gerçeklik olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kardeşlerin "Biz gaybın koruyucuları değiliz" (ve mâ künnâ lil ğaybi hâfızîn) ifadesini analiz eder. Bu, gelecekte ne olacağını (Bünyamin'in böyle bir olaya karışacağını) önceden bilmelerinin imkansız olduğunu savunan, insan iradesinin kader karşısındaki sınırını bir "mazeret" olarak sunan teolojik bir savunmadır.
Hâfizîn (حافظين)
Kelimenin kökü h-f-z şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi zayi olmaktan korumak, onu gözetmek ve unutmamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hıfz" eyleminin bir emaneti dış tehlikelere karşı muhafaza etmek olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ismin kullanımındaki ironiye dikkat çeker. Kardeşler daha önce Yusuf için "kesinlikle koruruz" demişler, ardından Bünyamin için aynı sözü vermişlerdir; ancak şimdi "biz koruyucular (hâfizîn) değiliz" diyerek, koruma eyleminin mutlak değil, sadece beşeri imkanlarla sınırlı olduğunu belirterek sorumluluktan sıyrılmaya çalışmaktadırlar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin kardeşlerin acizliğini ve verilen sözün (mevsık) trajik bir şekilde boşa çıkışını simgelediğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla