Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 73. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 73. Ayet

    قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû te(A)llâhi lekad ‘alimtum mâ ci/nâ linufside fî-l-ardi vemâ kunnâ sârikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar, Allah'a andolsun ki bizim bu yerde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz, biz hırsız da değiliz dediler.

      Bu ayetin farklı anlamlara gelmesi muhtemeldir. Belki de onlar şöyle demişlerdi: Daha önce siz, ödediğimiz paraları iade etmiş, onları yüklerimizin içine koymuştunuz, sonra bizi hırsızlıkla ve yeryüzünde fesat çıkarmakla itham edeceğinizden korkarak onu geri vermiştik, şimdi böyle bir şeyle bizi nasıl itham edersiniz? İkincisi, siz de biliyorsunuz ki biz, Allah'ın peygamberi ve elçisi olan bir zatın çocuklarıyız, peygamberlerde ne hırsızlık görülmüştür, ne de yeryüzünde fesat çıkarmak! Bizim ailede böyle bir şeyin benzeri görülmemiştir ve biz böyle bir ithamla karşılaşmadık, siz bize nasıl böyle bir ithamda bulunursunuz? Üçüncüsü, siz de görüyorsunuz ki bizler oruç tutan, namaz kılan insanlarız; böyle olan ve böyle yaşayan bir insan hırsızlıkla itham edilmez. Yahut Allah'a andolsun ki bizim bu yerde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz mealindeki sözü, farklı kapılardan şehre girdiklerini gördükleri zaman söylemişlerdi, şayet onlar hırsız olsalardı, hep birlikte şehre girerlerdi, çünkü hırsızların adeti çalmak için ayrı ayrı gitmek değil, hep birlikte gitmektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâlû (قَالُوا)

        Kelimenin kökü k-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi dille ifade etmek, ses çıkarmak ve beyan etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin sadece ses çıkarmaktan ibaret olmadığını, zihindeki bir düşüncenin dış dünyaya aktarılmasını ve bir hükmün ortaya konmasını ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki diyalog yapısı içerisinde bu fiilin bir eylemi başlatma veya savunma geliştirme gücüne sahip olduğunu analiz eder. Kardeşlerin bu sözle söze başlaması, kendilerine yöneltilen hırsızlık suçlaması karşısında pasif bir bekleyişten aktif bir inkâr ve savunma sürecine girdiklerini gösterir.

        Tallâhi (تَاللَّهِ)

        Kelimenin kökü e-l-h şeklindedir. İbn Fâris, buradaki "tâ" harfinin yemin (kasem) harfi olduğunu ve sadece "Allah" lafzıyla birlikte kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tâ" ile yapılan yeminin diğer yemin harflerine (vav ve be) göre daha güçlü bir "hayret" ve "şiddetli bir vurgu" taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kardeşlerin bu formu seçmesini analiz eder; "Tallâhi" ifadesi, onlara yöneltilen "hırsızlık" suçlamasının kendileri için ne kadar inanılmaz, imkansız ve onur kırıcı olduğunu gösteren bir "hayret/şok" yemini niteliğindedir. Bu yemin, kardeşlerin Mısır bürokrasisi karşısında içine düştükleri varoluşsal çaresizliğin dilsel zirvesidir.

        Alimtüm (عَلِمْتُمْ)

        Kelimenin kökü a-l-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin izini sürmek, işaretinden yola çıkarak hakikati kavramak ve derinlemesine idrak etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilm" kavramının bir nesnenin özüne ve hakikatine tam mutabakatla vakıf olmak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kardeşlerin "Siz de biliyorsunuz ki" (lekad alimtüm) diyerek Mısır görevlilerine hitap etmesini analiz eder. Bu, kardeşlerin Mısır'daki kısa süre içindeki davranışlarının (emanetlere riayetleri, dürüstlükleri ve parayı iade etmiş olmaları gibi işaretlerin) Mısırlılar tarafından gözlemlendiğine ve onlarda bir "kanaat/bilgi" (ilm) oluşturduğuna dair bir delil gösterme hamlesidir.

        Ji'nâ (جِئْنَا)

        Kelimenin kökü c-y-e şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gelmek, ulaşmak, varmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mecî" fiilinin bir nesnenin veya şahsın fiziksel olarak bir mekanda hazır bulunmasını ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin kullanımındaki "amaç" boyutuna dikkat çeker. Kardeşlerin "Biz buraya (Mısır'a) hırsızlık için gelmedik" derken kullandıkları bu kelime, Kenan'dan Mısır'a yaptıkları yolculuğun niyetini (gıda tedariki) savunma merkezine koyar. Bu geliş, bir suç planı değil, bir hayatta kalma (survival) hamlesidir.

        Linüfside (لِنُفْسِدَ)

        Kelimenin kökü f-s-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin dengesinin bozulması, kokuşması, doğru yoldan çıkması ve salahın (iyiliğin) zıttı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fesâd" kavramının hem fiziksel hem de ahlaki/sosyal bir bozulma, kamu düzenine zarar verme hali olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "Kur'an'ın etik-sosyal yapısındaki kaos" olarak analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mısır gibi merkezi ve otoriter bir devlette "hırsızlığın" sadece basit bir mülkiyet suçu değil, kamu düzenini sarsan bir "fesâd" (mischief) olarak görüldüğüne dikkat çeker. Kardeşler bu kelimeyi kullanarak, yabancı bir diyarda toplumsal düzeni bozacak kadar büyük bir ahlaksızlık peşinde olmadıklarını beyan etmektedirler.

        El-Ard (الْأَرْضِ)

        Kelimenin kökü e-r-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gökyüzünün zıttı, alt tabaka ve ayak basılan zemin" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın üzerinde yaşadığı, rızıklandığı toprak parçası olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Ard" kelimesinin bu bağlamda kozmik bir anlamdan ziyade, "Mısır toprakları" (territory) anlamında, yani bir devletin egemenlik sahası ve hukuki düzeninin geçerli olduğu coğrafya olarak kullanıldığını analiz eder.

        Sârikîn (سَارِقِينَ)

        Kelimenin kökü s-r-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi gizlice ve haksız yere almak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sirkat" (hırsızlık) eyleminin başkasına ait bir malı koruma altındayken gizlice ele geçirmek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kardeşlerin "Biz hırsızlar değiliz" (mâ künnâ sâriqîn) cümlesindeki isim cümlesi formuna dikkat çeker. Bu yapı, onların sadece o anki eylemi değil; karakter olarak, geçmişleri ve ahlaki kimlikleri itibarıyla hırsızlık sıfatıyla asla yan yana getirilemeyecek bir "öz"de olduklarını iddia eden köklü bir "kimlik reddi"dir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X