Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 71. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 71. Ayet

    قَالُوا وَاَقْبَلُوا عَلَيْهِمْ مَاذَا تَفْقِدُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû veakbelû ‘aleyhim mâżâ tefkidûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      71. Kardeşleri onlara dönerek, Ne arıyorsunuz? dediler.

      72. Kralın su kabını arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var, diye cevap verdiler. (İçlerinden biri) Ben bu söze kefilim dedi.


      Kardeşleri onlara dönerek, 'Ne arıyorsunuz?' dediler. 'Kralın su kabını arıyoruz' dedi. O kap için bir ayette "suvâ'" (صُوَاعَ), başka bir ayette de "sikâye" (سِقَايَة) denilmektedir. Onun hem su içmek ve hem erzak ölçmek için kullanılan bir kap olması mümkündür. Münadiye dediler ki: Ne arıyorsunuz? Ebu Avsece bu lafza, ne kaybettiniz, diye mana verdi. Bu kelime iftial ve tefe'ul babından da kullanılır. İbn Kuteybe şöyle dedi: "Üzülme!" kelimesi, "bu's" (بُؤْس) kökünden gelir. "Sikâye": tahıl ölçülen kap demektir, kralın maşrabası olduğu da söylenmiştir. "Suvâ" (صُوَاع) ile "sâ'" (صَاع) kelimelerinin ikisi de aynı anlama gelir.

      Onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var, ben bu söze kefilim, dedi. Bir deve yükü bahşiş verileceğine ben kefilim, dedi. "Za'îm" (زَعِيمٌ) kelimesi, grubun reisi anlamına da gelir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâlû (قَالُوا)

        Kelimenin kökü k-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi dille ifade etmek, ses çıkarmak ve beyan etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin sadece ses çıkarmaktan ibaret olmadığını, zihindeki bir düşüncenin dış dünyaya aktarılmasını ve bir hükmün ortaya konmasını ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki diyalog yapısı içerisinde bu fiilin bir eylemi başlatma veya tepki verme gücüne sahip olduğunu analiz eder. Kardeşlerin bu sözle söze başlaması, kendilerine yöneltilen "hırsızlık" suçlaması karşısında savunma mekanizmalarını devreye soktuklarını ve aktif bir iletişim sürecine girdiklerini gösterir.

        Akbelû (أَقْبَلُوا)

        Kelimenin kökü k-b-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin önü, bir şeye yönelmek ve karşılamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ikbâl" fiilinin bir yöne fiziksel olarak dönmek veya bir işe tüm dikkatiyle yönelmek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin anlatıdaki dramatik etkisine dikkat çeker. Kardeşler, yolculuklarına devam etmek yerine durmuş ve suçlamayı yapanlara doğru fiziksel bir "dönüş" (ikbâl) yapmışlardır. Bu, kaçmak yerine yüzleşmeyi seçen, suçsuzluğun verdiği bir özgüvenin bedensel tezahürüdür. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımının kardeşlerin o andaki psikolojik durumunu; yani suçlamanın yarattığı şaşkınlık ve beraberinde gelen savunma refleksini çok güçlü bir şekilde yansıttığını belirtir.

        Aleyhim (عَلَيْهِمْ)

        Bu ifade, "üzerine/karşısına" anlamına gelen "alâ" edatı ile "onlar" anlamındaki "hum" zamirinden oluşur. Râgıb el-İsfahânî, "alâ" edatının bir nesnenin diğerinin üzerinde olmasını veya birine yöneltilen bir eylemi ifade ettiğini belirtir. Bu bağlamda kardeşlerin, kendilerine hırsız diyen görevlilere karşı doğrudan, "yüz yüze" ve "karşı karşıya" bir duruş sergilediklerini temsil eder.

        Mâzâ (مَاذَا)

        Arapçada "mâ" (ne) ve "zâ" (şu/şey) kelimelerinin birleşmesiyle oluşan bir soru ismidir. Râgıb el-İsfahânî, bu yapının bir şeyin mahiyetini, özünü ve ne olduğunu sormak için kullanıldığını ifade eder. Kardeşlerin bu soruyu sorması, suçlamanın muğlaklığını gidermek ve çalındığı iddia edilen nesnenin ne olduğunu tam olarak öğrenmek istediklerini gösterir.

        Tefkidûn (تَفْقِدُونَ)

        Kelimenin kökü f-k-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi kaybetmek, bulamamak, bir nesnenin veya kişinin yokluğunu hissetmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fakd" kavramının daha önce var olan ve bilinen bir şeyin ortadan kalkması durumu olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik alanında "kayıp" ve "yokluk" kavramlarının merkezi olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kardeşlerin "Ne çaldınız?" yerine "Ne kaybettiniz?" (mâzâ tefkidûn) sorusunu tercih etmelerindeki psikolojik ve hukuki inceliğe dikkat çeker. Kardeşler bu kelimeyi kullanarak, "hırsızlık" suçlamasını henüz kabul etmediklerini, sadece "kayıp" olan bir nesnenin varlığını sorgulayarak meseleyi daha nötr bir zemine çekmeye çalıştıklarını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu fiilin seçilmesinin, kardeşlerin vicdanen rahat olduklarını ve meselenin basit bir "eşya kaybı" (fakd) olarak görülmesi gerektiği yönündeki bilinçaltı mesajını taşıdığını analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X