وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَـهَٓا اِذَا انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 62. Ayet
Daralt
X
-
Yûsuf, emrindeki gençlere dedi ki: Ödedikleri bedeli yüklerinin içine koyun. Umarım ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar ve umarım yine gelirler.
Yûsuf, emrindeki gençlere dedi ki ... Buradaki "li-fityânihi" (لِفِتْيَانِهِ) kelimesi "li-fityetihi" (لِفِتْيَتِهِ) diye de okunmuştur. Fitye hizmetçi, "fityan" (فِتْيَان) da köleler demektir. Ödedikleri bedeli yüklerinin içine koyun. Denildi ki: Verdikleri paraları torbalarının içine koyun! Bu ayet verilen hibenin hibe olduğu açık olarak söylenmese de, hibe edilen kişinin eline verildiği ve o da hibe olduğunu bilmeden onu eline aldığı takdirde bunun sahih olduğuna işaret etmektedir. Çünkü Hz. Yûsuf, ödedikleri parayı hibe olarak onların yüklerinin içine koymuştu, onlar da bu durumu bilmiyorlardı. Para onlara verildiği sırada hâlâ Hz. Yûsuf'a aitti. Bundan dolayı alimlerimiz şöyle dediler: Kişinin malını, kim alırsa onun olsun diye müslümanların gelip geçtiği yollardan birine koyması halinde bunu alan kimseye o mal helaldir. En doğrusunu Allah bilir.
Umarım ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar ve umarım yine gelirler. Bu ilahi kelam iki şekilde açıklanabilir. Birincisi, hırsızlıkla suçlanacaklarından korkarak geri gelirler, çünkü belki de onu görecekler ve diyecekler ki: İçimizden biri bunu eşyalarımızın arasına veya çuvallarımızın içine gizlice koydu. Hz. Yûsuf bunu, hırsızlıkla suçlanacaklarından korkarak geri gelirler diye yapmıştı. İkincisi, müfessirler şöyle dediler: Hz. Yûsuf, babasında onların tekrar gelmelerine yetecek para bulunmadığından endişe edince, tekrar gelmeleri için ödedikleri paralarını eşyalarının arasına koydu, dolayısıyla parasızlık yüzünden gelmemezlik yapmayacaklardı, çünkü onlar çobanlıkla geçiniyorlardı.
Yorumu Yorumla
-
Fityânihî (فِتْيَانِهِ)
Kelimenin kökü f-t-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gençlik, tazelik ve cömertlik" olduğunu belirtir. Gençlik dönemi, hayatın en taze ve enerjik evresi olduğu için bu kökten türemiştir. Râgıb el-İsfahânî, "fetâ" kelimesinin çoğulu olan bu tabirin, sadece yaş olarak genç olanları değil, aynı zamanda hizmette bulunan yardımcıları ve görevlileri de ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında "fetâ" ve "fityân" kelimelerinin sosyolojik bir statüyü temsil ettiğini analiz eder. Yusuf'un Mısır'daki mutlak otoritesi bağlamında bu kelime; onun emirlerini uygulayan, lojistik ve idari işleri yürüten sadık ve dinamik "genç görevlilerini/hizmetlilerini" temsil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Antik Mısır'daki yüksek bürokraside üst düzey yetkililerin kendilerine bağlı özel kadroları (fityân) bulunduğunu, metnin bu tarihsel-idari gerçeğe işaret ettiğini belirtir.
Bi-dâ'atehum (بِضَاعَتَهُمْ)
Kelimenin kökü b-d-a şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "kesmek, bir şeyi parçalara ayırmak" olduğunu belirtir. Bir bütünden koparılan parçaya "bid'a" denir. Ticarette kullanılan sermayeye de, malın veya paranın bir parçası olduğu için bu isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "bidâ'a"nın kişinin ticari alışverişte değişim aracı olarak kullandığı sermayesi ve ticaret malı olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin bu ayetteki ekonomik ve psikolojik ağırlığını analiz eder. Kıtlığın pençesindeki Kenan diyarından gelen kardeşlerin ellerindeki o kısıtlı "sermaye" (bidâ'a), aslında onların yaşamlarını sürdürebilmek için feda edebilecekleri son maddi varlıklarıdır. Yusuf'un bu malı gizlice geri koydurması, onların onurlarını koruyan ve onları minnet altında bırakmadan yeniden gelmeye mecbur eden stratejik bir cömertlik eylemidir.
Rihâlihim (رِحَالِهِمْ)
Kelimenin kökü r-h-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir yerden bir yere gitmek, göç etmek ve yolculuk donanımı" anlamlarına geldiğini belirtir. Hayvanın üzerine konan eyere veya yolcunun eşyalarını koyduğu çantaya "rihl" denir. Râgıb el-İsfahânî, "rihâl" kelimesinin özellikle yolculuk sırasında kullanılan yük çantaları ve heybeler için kullanıldığını kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin ortak Sami dil mirasındaki izlerine değinerek; Aramice ve Süryanice ile filolojik bir paralellik gösterdiğini ve kadim Yakındoğu ticaret kervanlarının temel lojistik birimi olduğunu savunur. Yusuf'un, kardeşlerinin getirdiği bedeli onların "heybelerine/yüklerine" (rihâl) koydurması; onların bu gizli lütfu ancak evlerine varıp yüklerini çözdüklerinde keşfedecekleri bir zamanlama kurgusudur.
İn-kalebu (انْقَلَبُوا)
Kelimenin kökü k-l-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi bir taraftan diğer tarafa çevirmek, geri dönmek ve bir halden başka bir hale geçmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inkılâb" eyleminin sadece fiziksel bir dönüş değil, aynı zamanda kişinin bulunduğu durumun ve mekanın bütünüyle değişmesi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu fiilin ayetteki yolculuk döngüsünü tamamlayan işlevine dikkat çeker. Kardeşlerin yabancı bir diyardan (Mısır'dan), kendi asli mekanlarına ve ailelerine doğru yaptıkları o fiziksel ve ruhsal "geri dönüş" (inkılâb) sürecini temsil eder.
Ehlihim (أَهْلِهِمْ)
Kelimenin kökü e-h-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir yerde ikamet edenler, aile, yakınlar ve bir davanın/din mensupları" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ehl" kavramının aynı çatı altında veya aynı soy bağı içinde birleşen insan topluluğu olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "ehl" kelimesinin sadece kan bağını değil, aynı zamanda o bağın getirdiği toplumsal sorumluluk ve "aidiyet" hissini de barındırdığını analiz eder. Kardeşlerin "ailelerine" (ehlihim) dönüşü, aynı zamanda kıtlık karşısında sorumlu oldukları o büyük kabile yapısına karşı hesap verecekleri anı simgeler.
Yerci'ûn (يَرْجِعُونَ)
Kelimenin kökü r-c-a şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin geldiği yere veya ilk haline geri gitmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rücû" eyleminin bir gidişten sonra gerçekleşen zorunlu veya iradi geri dönüş olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Yusuf'un planındaki nihai amaca dikkat çeker. "Umulur ki dönerler" (leallehum yerci'ûn) ifadesi; onların sadece bu seferlik erzak alıp gitmelerini değil, Yusuf'un kurguladığı o psikolojik-ekonomik baskı sayesinde Mısır'er, yani Yusuf'un otorite alanına "tekrar dönmeye" mecbur kalacakları bir gelecek kurgusunu mühürler.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla