Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 52. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 52. Ayet

    ذٰلِكَ لِيَعْلَمَ اَنّ۪ي لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Żâlike liya’leme ennî lem eḣunhu bilġaybi veenna(A)llâhe lâ yehdî keyde-lḣâ-inîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Yûsuf dedi ki: Bu, azizin yokluğunda ona hainlik etmediğimi ve Allah'ın, hainlerin hilesini başanya ulaştırmayacağını bilmesi içindi.

      Bu, azizin yokluğunda ona hainlik etmediğimi bilmesi içindi. Ayetteki bu işaret ismi, Hz. Yûsuf'un, kralın davetini kabul etmeyip elçisini geri çevirmesine işaret etmektedir; çünkü kral, "Onu bana getirin!" demişti. Bilmesi içindi, yani kralın bilmesi içindi. Yokluğunda ona hainlik etmediğimi, yani kral yanımda değilken ailesi konusunda ona hainlik etmediğimi bilmesi içindi. Hz. Yûsuf bu sözü, kadının "Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası nedir?" sözünü reddetmek ve kendisinin söylediği "Asıl kendisi benimle ilişkiye girmek istedi" sözünü doğrulamak için söylemişti. Bazı müfessirler şöyle dedi: Bunu bilinesi içindi sözü, Allah'ın bilmesi içindi anlamına gelir; ben ona hainlik etmedim, yani kocasına hainlik etmedim. Ancak bu yorum uzak bir ihtimaldir. Çünkü kocasının gıyabında ona hainlik etmediğini Cenab-ı Hakk'ın bildiğini, hiç şüphesiz Hz. Yûsuf da biliyordu.

      Allah, hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz; yani hile ve hıyanet fiilini, hidayete ve doğruya çevirmez, ancak hile ve hıyanet fiilini sapıklığa ve azgınlığa çevirir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Liya'leme (لِيَعْلَمَ)

        Kelimenin kökü a-l-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin izini sürmek, alametini bilmek ve hakikati derinlemesine kavramak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramının bir şeyin özünü eksiksiz bir biçimde idrak etmek olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin epistemolojik (bilgi felsefesi) boyutunu analiz eder. Yusuf'un "bilsin ki" (liya'leme) derken kastettiği şey, Mısır azizinin (veya kralın) basit bir malumata (habere) sahip olması değildir. Bu, yıllardır üzeri örtülen bir hakikatin bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıp, muhatabın zihninde sarsılmaz bir "ahlaki kesinliğe" ve varoluşsal bir idrake (yakîn) dönüşmesi talebidir.

        Ehunhu (أَخُنْهُ)

        Kelimenin kökü h-v-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin eksilmesi, zayıflaması ve kişinin kendisine emanet edilen şeye riayet etmemesi" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hıyanet" kavramının emanetin ontolojik zıttı olduğunu; kişinin kendisine duyulan güveni gizlice ve kasıtlı olarak ihlal etmesi eylemi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyo-politik ve ahlaki bağlamına dikkat çeker. Yusuf, Züleyha ile arasındaki meseleyi salt bir "şehvet/zina" bağlamında değil, kendisini satın alıp evine yerleştiren, ona güvenen efendisine (azize) karşı işlenebilecek bir "ihanet" (hıyanet) zemininde tanımlamıştır. Bu, Yusuf'un iffetini sıradan bir bedensel korunmadan çıkarıp, en üst düzeyde bir kurumsal ve kişisel sadakat (emanet) ahlakına yücelttiğini gösterir.

        El-Ğaybi (بِالْغَيْبِ)

        Kelimenin kökü ğ-y-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin gözden kaybolması, örtülmesi ve duyulardan uzaklaşması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın duyusal algılarının ve fiziksel görüş alanının dışında kalan her şeye "ğayb" dendiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın temel semantik alanında genellikle Allah, melekler veya ahiret gibi "aşkın/metafizik" alemi temsil eden bu kelimenin, bu ayette tamamen yatay ve fiziksel bir bağlamda kullanıldığını muazzam bir şekilde analiz eder. Yusuf'un "ğaybda/gıyabında" (bil-ğaybi) demesi; efendisinin fiziksel olarak orada olmadığı, kapıların kilitlendiği, hiç kimsenin görmediği o mutlak yalnızlık ve gizlilik anıdır. Yusuf'un ahlakı, otoritenin varlığına (şehadet alemine) endeksli bir korku ahlakı değil, kimsenin görmediği anlarda (ğaybda) bile değişmeyen sarsılmaz bir tevhidi sabitedir.

        Yehdî (يَهْدِي)

        Kelimenin kökü h-d-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "öne düşüp yol göstermek, birini hedefine doğru nezaketle yönlendirmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hidayet" kavramının, kişiyi varmak istediği amaca lütufla ve doğru yoldan ulaştırmak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, fiilin burada olumsuzluk edatıyla (lâ yehdî - hidayet etmez/yol göstermez) kullanılmasının teolojik derinliğine odaklanır. Allah'ın hainlerin tuzağına hidayet etmemesi; o tuzakları kendi başlarına, pusulasız, hedefsiz ve karanlıkta bırakması demektir. İlahi yönlendirmeden (hidayetten) mahrum kalan her beşeri plan, ne kadar zekice kurgulanırsa kurgulansın, ontolojik olarak kendi içine çökmeye ve başarısız olmaya mahkumdur.

        Keyde (كَيْدَ)

        Kelimenin kökü k-y-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "gizli bir plan kurmak, sinsi bir tuzak hazırlamak ve hile yapmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kelimesinin dışarıdan zararsız görünürken içeriden yıkıcı bir niyet barındıran komplo olduğunu kaydeder. Angelika Neuwirth, kelimenin Sure boyunca tekrar eden (leitmotif) edebi ve tematik işlevini analiz eder. Hikaye kardeşlerin tuzağıyla (keyd) başlamış, kadınların tuzağıyla (keyd) devam etmiş; şimdi ise Yusuf, hapisten çıkıp tüm ahlaki zaferini ilan ettiği bu zirve noktasında "Allah hainlerin tuzağını (keyd) başarıya ulaştırmaz" diyerek, surenin başından beri işleyen o karanlık beşeri mekanizmaların ilahi adalet karşısındaki mutlak iflasını felsefi bir formülle mühürlemiştir.

        El-Hâinîn (الْخَائِنِينَ)

        Kelimenin kökü h-v-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "emaneti zayi edenler, güveni boşa çıkaranlar" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, anlaşmayı ve güveni gizlice bozan kimseler olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu çoğul ismin sadece Züleyha'yı değil; Yusuf'u kuyuya atan kardeşleri, gerçeği bildiği halde onu zindana atan Mısır azizini ve dedikodu üreten saray kadınlarını da kapsayan genel bir ahlaki kategori olduğunu vurgular. İftira atanların ve komplo kuranların hepsi (hâinîn), gerçeği örtbas etmeye çalışsalar da zamanın ve ilahi iradenin şaşmaz terazisinde deşifre olmaya yazgılıdırlar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X