Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 51. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 51. Ayet

    قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ۜ قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍۜ قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle mâ ḣatbukunne iż râvedtunne yûsufe ‘an nefsih(i)(c) kulne hâşe li(A)llâhi mâ ‘alimnâ ‘aleyhi min sû-/(in)(c) kâleti-mraetu-l’azîzi-l-âne hashasa-lhakku enâ râvedtuhu ‘an nefsihi ve-innehu lemine-ssâdikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kral (kadınlara), Yûsuf'u elde etmek istediğinizde beklentiniz ne oldu? diye sordu. Kadınlar, Haşa! Allah için, biz ondan hiçbir eğrilik görmedik dediler. Azizin karısı da: Şimdi gerçek ortaya çıktı, ben onunla beraber olmak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir dedi.

      Sonra kral kadınlara şöyle dedi: Yûsuf'u elde etmek istediğinizde beklentiniz ne oldu? Bu söz, kadınların Yûsuf'la birlikte olmak istediklerini kralın bildiğine işaret eder. Çünkü Yûsuf'u elde etmek istediğinizde demektedir, onu elde etmek istediniz mi, istemediniz mi? diye sormamakta, aksine kesin bir ifade kullanmaktadır.

      Kadınlar, 'Haşa! Allah için, biz ondan hiçbir eğrilik görmedik' dediler. Önce kadınlar Yûsuf'un masum olduğunu, haksız yere itham ve iftiraya maruz kaldığını ikrar ettiler, onların ikrarından sonra da azizin karısı ikrar etti ve dedi ki: Şimdi gerçek ortaya çıktı, ben onunla beraber olmak istemiştim. Yûsuf, "Kadın benimle beraber olmak istedi" sözünde şüphesiz ki doğru söyleyenlerdendi, dedi.

      "Mâ hatbukünne" (مَا خَطْبُكُنَّ) cümlesi, durumunuz nedir, haliniz nicedir, demektir. "Hatb" (خَطْب), durum ve hal manasına gelir. "Râvedtünne" kelimesini daha önce açıklamıştık. Kadınlar, haşa, Allah için, dediler. Bu kelimenin maazallah anlamına geldiği söylenmiştir, çirkinlikten tenzih etmek ve aklamak için kullanılan bir kelime olduğu da söylenmiştir. Biz ondan hiçbir eğrilik görmedik; müfessirler bunu zina diye tefsir ettiler. Ancak o, kadının söylediği "Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası nedir?" anlamındaki cümlede geçen kötülüktür. Kadının sözünü ettiği kötülük de, Yûsuf'un kendisi ile birlikte olmak istediği iddiasıdır. Kadınlar, biz ondan böyle bir şey görmedik dediler. Azizin karısı da, şimdi gerçek ortaya çıktı, hakikat anlaşıldı, dedi.

      Biz ondan hiçbir eğrilik görmedik. Bu cümle, Hz. Yûsuf’un müfessirlerin söyledikleri gibi pantolonunu çıkarmadığına işaret eder. Çünkü Yûsuf eğer böyle bir şey yapmış olsaydı, kadınlar kötülüğün Yûsuf'tan geldiğini bilirlerdi.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Hatbukunne (خَطْبُكُنَّ)

        Kelimenin kökü h-t-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "büyük, mühim iş, olağanüstü durum ve önemli bir mesele için toplanmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hitabet" (konuşma/hutbe) kavramının da bu kökten türediğini, zira insanların ancak büyük ve önemli (hatb) olaylar karşısında bir araya gelip ciddi konuşmalar yaptıklarını kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, Mısır kralının kadınlara yönelttiği soruda sıradan bir durum veya fiil kelimesi (fiil/amel) yerine bu kelimeyi seçmesini hukuki bir perspektifle analiz eder. Kral, meseleyi "ne yaptınız?" basitliğinden çıkarıp, devletin en üst yargı merciinde soruşturulan "Bu büyük meseleniz, bu skandalınız (hatbukunne) neyin nesiydi?" şeklinde, olayın saray aristokrasisindeki ciddiyetini ve vahametini vurgulayan bir devlet aklıyla (kriminal bir terimle) dilselleştirmiştir.

        Râvedtunne (رَاوَدْتُنَّ)

        Kelimenin kökü r-v-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi elde etmek için yavaşça, kibarca aramak, etrafında dönmek ve talep etmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "murâvede" eyleminin birini kendi bulunduğu halden vazgeçirip, ikna ve cazibe yoluyla kendi amacına çekmek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, fiilin bu ayetteki çoğul dişil (râvedtunne - siz kadınlar baştan çıkarmak istediniz) formuna odaklanarak psikolojik ve sosyolojik bir analiz yapar. Kralın bu fiili çoğul kullanması, suçu sadece Züleyha'nın bireysel bir sapması olarak değil, tüm o seçkin saray kadınlarının katıldığı, Yusuf'u düşürmeye yönelik "kolektif ve organize bir kuşatma" olarak gördüğünün ve saraydaki ahlaki çöküş şebekesini tescillediğinin kanıtıdır.

        Hâşe (حَاشَ)

        Kelimenin kökü h-v-ş şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir tarafa çekilmek, istisna etmek ve tenzih etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça morfolojisinden ziyade, İbranice ve Süryanice mabet litürjilerindeki "hâs" (Tanrı korusun/haşa/kutsaldır) şeklindeki köklü dini formüllerden Arapçaya geçtiğini tarihsel verilerle savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin anlatıdaki psikolojik tekrarını (leitmotive) muazzam bir edebi tahlille inceler. Kadınlar, yıllar önce Yusuf'un güzelliği karşısında ellerini kestiklerinde şok halinde "Hâşâ lillâh" (Allah'ı tenzih ederiz) demişlerdi. Şimdi, kralın sorgusunda aynı dehşet ve hayranlık hissi yeniden uyanmış ve şahitliklerine başlarken yine aynı tenzih edatıyla (Hâşe) sarsılmışlardır. Bu tekrar, Yusuf'un masumiyetinin onlar üzerinde yarattığı ontolojik izin yıllar geçse de hiç silinmediğini gösterir.

        Sûin (سُوءٍ)

        Kelimenin kökü s-v-e şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "çirkinlik, kötülük ve insana üzüntü/acı veren her türlü şey" olduğunu belirtir; "hüsn" (güzellik/iyilik) kavramının ontolojik zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, akıl, fıtrat veya şeriat tarafından çirkin ve zararlı görülen her fiilin bu kapsama girdiğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kadınların "Onda hiçbir kötülük (sû') bilmedik" şeklindeki mutlak inkar cümelelerinin (nefy) teolojik ağırlığına dikkat çeker. Kadınlar, sadece Yusuf'un zina etmediğini söylememiş; onun ontolojik olarak her türlü bayağılıktan, şehvetten ve kirden mutlak surette uzak olduğunu, onda en ufak bir "kötülük eğilimi" (sû') bile bulunmadığını, adli bir mahkemede peygamberane bir saflığın nihai tescili olarak ilan etmişlerdir.

        Hashasa (حَصْحَصَ)

        Kelimenin kökü h-s-h-s (veya h-s-s) şeklindedir. İbn Fâris, bu rubai (dört harfli) kökün "bir şeyin üzerindeki örtünün kalkıp, altındaki gerçeğin tüm çıplaklığıyla, sabit ve kalıcı bir şekilde ortaya çıkması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, karanlığın dağılıp sabahın aydınlığının belirmesi gibi, gizlenen ve bastırılan hakikatin inkar edilemez bir parlaklıkla su yüzüne çıkması olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu fiilin fonetik (sesbilimsel) ve retorik şiddetine odaklanır. Kelimedeki "ha" ve "sad" seslerinin tekrarı (ha-sa-ha-sa); yıllarca bastırılan, zindana atılan ve üstü örtülen gerçeğin, üst üste vuran güçlü dalgalar gibi sarayın tüm yalan duvarlarını yıkarak patlamasını dilde kusursuzca seslendirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Züleyha'nın kullandığı bu kelimenin salt bir vicdan azabını değil; Yusuf'un o boyun eğmez tevhidi duruşu karşısında, Mısır aristokrasisinin kibrinin mutlak olarak çöktüğünü ilan eden varoluşsal bir itiraf/teslimiyet olduğunu vurgular.

        El-Hakku (الْحَقُّ)

        Kelimenin kökü h-k-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin sabit olması, doğruluğunun ve varlığının kesinleşmesi, yerini bulması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, inancın veya sözün nesnel gerçekliğe tam mutabakatı olduğu gibi, bizzat ontolojik olarak "gerçek olan" varlığı da temsil ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, "Hakk" kavramının Kur'an'daki epistemolojik yapısını analiz eder. Sarayın uydurduğu iftiralar ve yalanlar (bâtıl/yok hükmünde olan) karşısında; Yusuf'un masumiyeti (hakk) sadece bir iddia değil, varlığı kendi içinde kaim olan, gecikse bile asla yok edilemeyen ve zamanı geldiğinde kendi kendini zorunlu olarak savunan "mutlak ontolojik gerçeklik" olarak betimlenmiştir.

        Es-Sâdikîn (الصَّادِقِينَ)

        Kelimenin kökü s-d-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "sözün öze, iç dünyanın dışarıya mutabakatı ve sağlamlık" olduğunu belirtir. Yalanın (kizb) zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, doğruluğun sadece dilde değil, kişinin niyetinde ve fiilinde de kendi varlığıyla bütünleşmesi (sıdk) olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, Züleyha'nın "Şüphesiz o doğrulardandır" (innehû lemines-sâdikîn) cümlesindeki edebi ve yapısal simetriyi (chiasmus) analiz eder. Kıssanın başlarında, kapıdaki şahit "Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir, Yusuf yalancılardandır (kâzibîn)" şeklinde bir hüküm kurmuştu. Şimdi ise, iftirayı atan failin (Züleyha'nın) bizzat kendi ağzıyla "O doğrulardandır" (sâdikîn) demesi, hikayenin başındaki o dramatik çatışmayı çözüme kavuşturan ve Yusuf'un ahlaki zaferini en dipten alıp en tepeye taşıyan kusursuz bir anlatıbilimsel (narratolojik) kapanıştır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X