وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ الّٰت۪ي قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِكَيْدِهِنَّ عَل۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 50. Ayet
Daralt
X
-
Kral Onu bana getirin! dedi. Elçi Yûsuf'a geldiğinde Yûsuf, Efendine dön de sor ona: Ellerini kesen o kadınların zoru neydi? Şüphesiz Rabbim onların hilesini çok iyi bilir dedi.
Kral 'Onu bana getirin!' dedi, yani Yûsuf'u bana getirin. Elçi Yûsuf'a geldiğinde Yûsuf, 'Efendine dön de sor ona: Ellerini kesen o kadınların zoru neydi?' dedi. Burada Hz. Yûsuf'un daha önce adama, "Onlardan, kurtulacağına inandığı kişiye, neden, 'Efendinin yanında benden bahset" dediği anlaşılmaktadır; o sadece kendisine yapılan ithamdan aklanmak için bunu istemişti. Müfessirlerin söylediği gibi, eğer o sözü başka bir amaçla söylemiş olsaydı, gelen elçiyi geri çevirmezdi. O, sadece aklanmak amacıyla onu söylemişti. En doğrusunu Allah bilir.
Efendine sor: Ellerini kesen o kadınların zoru neydi? Bu cümlenin iki manaya ihtimali vardır: Birincisi, onlar hala kurdukları tuzak fikrinde midirler, yoksa ondan vazgeçtiler mi? İkincisi, Hz. Yûsuf, kendisinin masum olduğunu, itham ve iftiraya uğradığını kralın bilmesi ve kralın gözünde o iftira ve ithamdan aklanmak için böyle söylemişti.
Şüphesiz Rabbim onların hilesini çok iyi bilir. Yani o kadınlar gerçekten hile yapmışlardı.
Yorumu Yorumla
-
İ'tûnî (ائْتُونِي)
Kelimenin kökü e-t-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gelmek, ulaşmak, varmak ve bir şeyi getirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ityân" fiilinin bir şeyin mekana veya zamana fiziksel olarak taşınmasını ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin emir kipiyle ve çoğul formuyla kullanılmasının Mısır devlet bürokrasisindeki ani kırılmayı gösterdiğini analiz eder. Kral (Melik), rüyasının çözülmesinin verdiği o varoluşsal şokla, aradaki tüm hukuki ve bürokratik aşamaları (af veya yargılama sürecini) atlayarak doğrudan en üst perdeden mutlak bir "getirin onu bana!" (i'tûnî bihî) emri vermiş; Yusuf, bir anda devletin en hayati ve en acil nesnesi konumuna yükselmiştir.
Er-Resûlu (الرَّسُولُ)
Kelimenin kökü r-s-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi kolaylıkla, serbest bırakarak ve yumuşaklıkla ileriye doğru göndermek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "resul" kelimesinin özel ve önemli bir mesajı ulaştırmak üzere görevlendirilen elçi olduğunu kaydeder. Angelika Neuwirth, kelimenin anlatıbilimsel (narratology) uzayındaki işlevine dikkat çeker. "Elçi" (resul), hikayede iki zıt dünyayı; Mısır'ın görkemli ama cahil sarayı (yatay/seküler düzlem) ile, zindanın karanlık ama bilge hücresini (dikey/kutsal düzlem) birbirine bağlayan zorunlu bir edebi ve siyasi köprüdür.
İrci' (ارْجِعْ)
Kelimenin kökü r-c-a şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin aslına, ilk haline veya geldiği yöne doğru geri dönmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiziksel bir geri dönüşü ifade ettiği gibi, bir fikre veya karara dönmeyi de kapsadığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Yusuf'un bu emrinin sosyo-psikolojik ve ontolojik sarsıcılığını analiz eder. Yıllardır zindanda haksız yere yatan bir kölenin, firavundan gelen o mucizevi özgürlük (kurtuluş) davetini reddedip, devletin elçisine "Geri dön!" (irci') demesi, rasyonel insan psikolojisine bütünüyle aykırı bir peygamberane izzettir. Yusuf, ahlaki onuru (iffeti) hukuki özgürlüğün önüne koymuş; ismindeki leke temizlenmeden zindandan çıkmayı, bedensel bir kurtuluş olsa da ruhsal bir teslimiyet sayarak devletin emrini bizzat devlete iade etmiştir.
Rabbike (رَبِّكَ)
Kelimenin kökü r-b-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeye sahip olmak, onu idare etmek, beslemek ve terbiye etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mürebbi, efendi ve sahip anlamlarını barındırdığını kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Yusuf'un elçiye "Krala dön" demek yerine "Rabbine (efendine) dön" demesindeki o muazzam retorik mesafeye ve ideolojik kofluk ifşasına odaklanır. Yusuf bu kelimeyle elçiye zımnen şunu söyler: "O kral senin efendindir (rabbike), benim değil; benim üzerimde onun değil, sadece hakikatin otoritesi vardır." Bu iyelik zamiri (senin rabbin), Yusuf'un Mısır'ın seküler tahakküm sisteminden ontolojik kopuşunun dildeki ilanıdır.
Fes'elhu (فَاسْأَلْهُ)
Kelimenin kökü s-e-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi talep etmek, soru sormak, araştırmak ve istemek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın bilmediği bir gerçeği öğrenmek veya bir malı talep etmek için başvurduğu eylem (sual) olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, Yusuf'un doğrudan "ben suçsuzum" demek yerine "ona sor/soruşturmasını iste" (fes'elhu) demesinin hukuki stratejisine dikkat çeker. Yusuf, şahsi bir savunma yapmaktan ziyade, devletin en üst makamını (kralı), hasıraltı edilmiş ve adaleti katledilmiş o eski skandal dosyasını devlet ciddiyetiyle yeniden açmaya ve bağımsız bir soruşturma (sual) yürütmeye icbar etmektedir.
Bâlu (بَالُ)
Kelimenin kökü b-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamlarından birinin "hal, durum, şan, ehemmiyetli iş ve kalbi/zihni meşgul eden mesele" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bâl" kelimesinin sıradan bir durum değil, insanın düşüncesini kaplayan, çözülmesi gereken önemli vaka olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Yusuf'un "kadınlar ne yaptı?" demek yerine "kadınların o meselesi/hali (bâl) neydi?" diye sormasını analiz eder. Bu kelime seçimiyle Yusuf, olayı kadınların basit bir hatası seviyesinden çıkarıp, Mısır saray ahlakının topyekûn çöküşünü simgeleyen devasa bir "sosyolojik vaka" (bâl) olarak masaya koymuş; kraldan aslında o aristokratik yozlaşmayı sorgulamasını istemiştir.
Katta'ne (قَطَّعْنَ)
Kelimenin kökü k-t-a şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi bütünden ayırmak, kesmek ve parçalamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tef'il babında (katta'a) gelen bu fiilin, eylemin şiddetini, çokluğunu ve acımasızlığını ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, kelimenin 31. ayetteki "psikolojik trans" bağlamından çıkıp, bu ayette "adli bir delile" dönüşmesini analiz eder. Yusuf, kadınların isimlerini veya Züleyha'yı doğrudan zikretmemiş, onun yerine "ellerini paramparça eden kadınlar" tasvirini kullanmıştır. Bu fiil; kralın ve meclisin zihnine, sarayda dökülen o kanların ve inkar edilemez o fiziksel (adli) kanıtların sarsıcı görselini geri çağırarak, davanın üstünün örtülmesini imkansızlaştıran retorik bir hamledir.
Keydihinne (بِكَيْدِهِنَّ)
Kelimenin kökü k-y-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "gizli plan yapmak, sinsi bir tuzak kurmak ve hile" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kavramının dışarıdan iyi görünürken içeriden zarar verecek bir komplo olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sonundaki dişil çoğul zamire (hunne - onların/kadınların) odaklanır. Yusuf davasını tek bir kişinin (aziz'in karısının) iftirası üzerinden değil, tüm o seçkin saray kadınlarının (kolektif keyd) ortaklaşa kurduğu sistematik ahlaksızlık şebekesi üzerinden tanımlayarak, suçun kurumsal boyutunu kralın yüzüne çarpmıştır.
Rabbî (رَبِّي)
Kelimenin kökü r-b-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "ıslah etmek, beslemek, korumak ve sahip olmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mutlak terbiye edici ve malik olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, aynı ayet içindeki "Rabbike" (senin/elçinin efendisi - Kral) ile "Rabbî" (benim Rabbim - Allah) kelimeleri arasındaki o muazzam ontolojik ve semantik kutuplaşmayı (tezadı) analiz eder. Yusuf, elçiye "sen kendi dünyevi efendine git ve soruşturma iste" derken, cümlenin sonunda "Şüphesiz benim Rabbim onların tuzağını bilir" diyerek; yeryüzü mahkemesinin (kralın) kararı ne olursa olsun, asıl mutlak hükmün ve sonsuz bilginin yatay/seküler iktidarda değil, kendi bağlı bulunduğu dikey/ilahi iktidarda (Rabbî) olduğunu ilan etmiştir.
Alîm (عَلِيمٌ)
Kelimenin kökü a-l-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin izini sürmek, alametini bilmek ve hakikati derinlemesine kavramak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramının bir şeyin özünü eksiksiz bilmek olduğunu, "Alîm" sıfatının ise bu bilginin kuşatıcılığını ve sınırsızlığını ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu sıfatla bitirilmesinin psikolojik ferahlığını vurgular. Yusuf, Mısır sarayının kapalı kapıları ardında kurulan o karanlık tuzakların, dökülen kanların ve atılan iftiraların yeryüzü hukukundan kaçırılabilse bile; mutlak idrak sahibi (Alîm) olan Allah'ın bilgisinden (kayıtlarından) asla kaçırılamayacağını vurgulayarak, kendi vicdanının ve ilahi adaletin o sarsılmaz sükunetini dilde mühürlemiştir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla