Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 46. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 46. Ayet

    يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدّ۪يقُ اَفْتِنَا ف۪ي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۙ لَعَلّ۪ٓي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yûsufu eyyuhâ-ssiddîku eftinâ fî seb’i bekarâtin simânin ye/kuluhunne seb’un ‘icâfun veseb’i sunbulâtin ḣudrin veuḣara yâbisâtin le’allî erci’u ilâ-nnâsi le’allehum ya’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      45. O iki kişiden, hapisten kurtulup bunca zaman geçtikten sonra olayı hatırlamış olanı, Ben size bu rüyanın yorumuna dair bilgiyi öğrenip getiririm, beni hemen gönderin dedi.

      46. (Zindana gelerek) Yûsuf! Ey özü sözü doğru arkadaş! (Rüyada görülen) yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek ile yedisi yeşil, diğer yedisi kuru olan başaklar hakkında bize yorum yap. Ümit ederim ki, insanlara dönerim ve umarım onlar da doğruyu öğrenirler dedi.


      O iki kişiden, hapisten kurtulan, yani ölümden kurtulan kişi demektir, ondan maksat da yukarıda geçtiği gibi kralın sakisidir. Bunca zaman geçtikten sonra olayı hatırladı; ayetteki "ümmet" (أُمَّةٍ) kelimesinin burada zaman anlamına geldiği söylenmiştir, yani adam hayli zaman sonra onu hatırladı, demektir. Nitekim bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyurur: 'Andolsun, eğer biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar ertelesek ... ". Yani sayılı bir vakte kadar ertelesek, demektir. Hasan-ı Basri şöyle dedi: Bunca zaman geçtikten sonra hatırladı mealindeki cümle, insanlardan bir nesil geçtikten sonra demektir. "Ümmet" (أُمَّةٍ) kelimesi "emeh" (أَمَهٍ) şeklinde de okunmuştur. Ebu Avsece şöyle dedi: "Emeh" kelimesi, unutmak ve yanılmak manasına gelir; buna göre ayet yanılıp unuttuktan sonra demektir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle söylemektedir: "Şeytan ona, efendisine Yûsuf'tan söz etmeyi unutturdu". Fiilin vezni şöyledir: "Emihe, ye'mehu, emehen, âmih" ve "emih" (~ِأَمِهٌ ,آمِهٌ ,أَمَهًا ,يَأْمَهُ ,أَمِهَ) şeklinde çekimi yapılan bu kelime, unuttu anlamına gelir. Ümmet kelimesi ise, bilinen anlamıyla ümmet ve geçmiş asırlar manasına gelir. Aynı zamanda ' nimet anlamına da gelir. Çoğulu "ümem"dir (أُمَم). Bu kelime, din ve sünnet anlamına da gelir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Biz atalarımızı bir inanç (ümmet) üzerinde bulduk ve biz onların izlerinden gitmekteyiz". Yani biz onları bir din üzerinde bulduk, demektir. Ümmet kelimesi boy-pos anlamına da gelir; mesela falancanın boyu güzeldir manasında "fulanun hasenu'l-ummeti" (فُلَانٌ حَسَنُ الْأُمَّةِ) denilir. Kelime "emem" (أَمَم) diye okunduğunda yakın anlamına gelir. Bu kelimenin burada belirttiğimiz iki anlama da gelmesi muhtemeldir; yani hayli zaman sonra hatırladı manasına, yahut baştaki elif harfini üstünlü okuyana göre unuttuktan sonra hatırladı manasına gelir. En doğrusunu Allah bilir.

      Ben size bu rüyanın yorumuna dair bilgiyi öğrenip getiririm. Yani onun yorumunu bilen kişi bizzat kendisi gelip anlatmayacak, ben öğrenip size anlatacağım. Görmez misin ki ayette şöyle denilmektedir: Beni hemen gönderin! (Zindana gelerek) 'Yûsuf!' dedi. Burada gizli bir kelime vardır, sanki şöyle demişti: Beni Yûsuf'a gönderin. Ayette ona gönderildi veya ona gitti ifadesi bulunmamaktadır, fakat ona gönderildiğine işaret etmektedir. Yûsuf'a gidince, ona dedi ki: Ey özü sözü doğru arkadaş! "Sıddîk" (صِّدِّيقُ) kelimesi burada hep doğru konuşan adam demektir. Aynı vezinden gelen "şirrîb" (شِرِّيب), "fıssîk" (فِسِّيق), "sikkîr" (سِكِّير) kelimeleri de, içkiciliği, fasıklığı ve sarhoşluğu çok olan kişiler için kullanılır. Sıddîk, asla yalancılıkla suçlanmayan adamdır. Yahut onun, Allah'ın elçisi olduğunu bildikleri için kendisine sıddîk demişlerdi. Hz. İbrahim hakkında da aynı kelime kullanılır: "Kuşkusuz İbrahim, özü sözü doğru bir insan, bir peygamberdi". Yahut ben size bu rüyanın yorumuna dair bilgiyi öğrenip getiririm sözünü, ondan öğrenirim ve yorumunu size bildiririm anlamında söylemişti.

      (Rüyada görülen) yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek ile yedisi yeşil, diğer yedisi kuru olan başaklar hakkında bize yorum yap. Hz. Yûsuf da istediği yorumu yapıp kendisine söyledi. O şöyle demişti: "Her zaman yaptığınız gibi yedi sene ekin ekeceksiniz. Sonra yiyeceklerinizden ibaret olan az bir miktar hariç, hasat ettiğiniz ürünü başağında bırakın (böyle saklayın). Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar (tohumluk) hariç, o yıllar için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir". Bu, kralın gördüğü rüyanın yorumu idi ve Hz. Yûsuf bunu kendisinden yorum isteyenene söylemişti.

      Ümit ederim ki, insanlara dönerim ve umarım onlar da doğruyu öğrenirler. Bu ifade farklı anlamlara gelebilir. Öğrenirler sözü, o rüyanın hak olduğunu ve gerçeği gösterdiğini öğrenirler anlamına gelebilir. Bazılarının söylediği gibi "O karmakarışık düşleri" öğrenirler anlamına gelmez. İkincisi, öğrenirler sözü, senin diğer insanlardan üstünlüğünü ve faziletini öğrenirler anlamına gelebilir. Yahut senin, insanlar uykuda iken onların hallerini ıslah etmeye çalıştığın gibi, uyanıkken de onların ihtiyaçlarını karşılamaya ve sıkıntılarını gidermeye çalıştığını öğrenirler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yûsuf (يُوسُفُ)

        Arthur Jeffery, bu ismin etimolojik olarak saf Arapça bir köke (örneğin y-s-f) dayandırılamayacağını, geç dönem Hristiyan Süryani veya Arami geleneklerindeki "Yausep" formundan Arapçaya intikal etmiş (muarreb) yabancı kökenli bir özel isim olduğunu tarihsel delillerle savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ayetteki dramatik ve retorik kullanımına odaklanır; sâkî (kurtulan genç) yıllar süren unutkanlığın ardından zindana geldiğinde söze bir nida/seslenme edatı (Yâ Yusuf - Ey Yusuf) kullanmadan, doğrudan "Yusuf!" diyerek başlamıştır. Bu eksiltili yapı (hazif), aradan geçen onca yıla rağmen sâkînin taşıdığı o anlık telaşı, aciliyeti ve devleti kurtaracak tek kişiye duyulan sarsıcı muhtaçlığı (psikolojik yakınlığı) dilde kusursuzca resmeder.

        Es-Sıddîku (الصِّدِّيقُ)

        Kelimenin kökü s-d-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "sağlamlık, söylenen sözün maddi hakikate ve öze tam mutabakatı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sıddîk" kelimesinin sıradan bir "doğru söyleyen" (sâdık) olmanın ötesinde, mübalağa (aşırılık/yoğunluk) kalıbında olduğunu; yalan söylemesi imkansız olan, doğruluğu kendi varlığının (ontolojisinin) ayrılmaz bir parçası haline getirmiş kişi olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, sâkînin Yusuf'u bu sıfatla çağırmasındaki zihinsel dönüşümü analiz eder. Sâkî onu zindanda bırakırken sadece "iyi bir rüya yorumcusu" (muhsin) olarak görüyordu; ancak Mısır'ın en büyük bilgelerinin aciz kaldığı o kriz anında, Yusuf'un zindandaki o mutlak haklılığı ve tevhidi duruşu zihninde parlamış ve ona sıradan bir kahin olarak değil, "mutlak hakikatin temsilcisi" (Sıddîk) olarak boyun eğmiştir.

        Eftinâ (أَفْتِنَا)

        Kelimenin kökü f-t-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "gençlik, kuvvet, yenilik ve bir problemin karanlığını aydınlatan taze bir cevap ortaya çıkarmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fetva" kavramının, içinden çıkılması zor, karmaşık ve karanlık bir meselede (müşkül) kesin bir hüküm talep etmek olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayetteki kullanımının, olay örgüsündeki sosyo-politik bir ironiyi ortaya çıkardığını vurgular. Kral, kendi meclisine emredici bir dille "bana fetva verin" (eftûnî) diyerek devlet otoritesini dayatmıştı. Şimdi ise aynı devletin elçisi (sâkî), zindanda çürümeye terk ettikleri bir kölenin ayaklarına kapanarak yalvaran bir dille "bize fetva ver/bizi aydınlat" (eftinâ) demektedir. Yatay düzlemin (devletin) aklı iflas etmiş, dikey düzlemin (vahyî aklın) fetvasına mutlak bir teslimiyetle muhtaç kalınmıştır.

        Hudrin (خُضْرٍ)

        Kelimenin kökü h-d-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "yeşillik, tazelik, canlılık ve bitkilerin yaşam belirtisi" olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, yeşil rengin (hudra) doğadaki hayatiyeti ve suyun varlığını temsil ettiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, edebi anlatı formları (narratology) bağlamında "yeşil" (hudr) ve "kuru" (yâbisât) başakların metindeki dizilimine dikkat çeker. Rüyadaki bu iki zıt kelimenin araya hiçbir yumuşatıcı süreç veya zaman zarfı girmeden yan yana çarpıştırılması; Mısır'ın yaşayacağı o bereket yıllarının ardından, felaketin ve tarımsal ölümün (kuraklığın) ne kadar ani, acımasız ve keskin bir şekilde ülkenin üzerine çökeceğini dilde görselleştiren bir retorik şok (klimaks) yaratır.

        Erci'u (أَرْجِعُ)

        Kelimenin kökü r-c-a şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin ilk haline dönmesi, başlangıç noktasına veya eski mekanına geri gitmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rücû kavramının fiziksel bir geri dönüş olduğu kadar, bir fikre veya amaca geri dönüşü de kapsadığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, sâkînin "geri döneyim" (erci'u) eylemini mekansal bir metafor olarak analiz eder. Sâkî, bilgiye ve hakikate (fetva) ulaşmak için Mısır sarayından zindana inmiş; şimdi ise elde ettiği o "kurtarıcı vahiy bilgisini" alarak yeniden seküler merkeze, cehaletin ve krizin hüküm sürdüğü yatay düzleme (saraya/halka) doğru ontolojik bir "geri dönüş" eylemi gerçekleştirecektir.

        En-Nâsi (النَّاسِ)

        Kelimenin kökü n-v-s (hareket etmek, salınmak) veya e-n-s (yakınlık duymak, ünsiyet etmek) şeklindedir. İbn Fâris, kelimenin sükunetin zıttı olarak "sürekli hareket halinde olan kalabalık" anlamına gelebileceğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın doğası gereği diğer insanlarla bir arada yaşamaya (ünsiyet/sosyalleşme) muhtaç olması sebebiyle bu ismin verildiğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, sâkînin "Krala döneyim" değil de "İnsanlara/Halka (en-nâs) döneyim" demesinin sosyolojik derinliğini analiz eder. Görülen rüya artık sadece firavunun veya saray bürokrasisinin şahsi bir kabusu olmaktan çıkmış; tüm bir halkın (insanlığın) rızkını, yaşamını ve ölümünü ilgilendiren evrensel ve hayati bir kurtuluş meselesine dönüşmüştür.

        Ya'lemûn (يَعْلَمُونَ)

        Kelimenin kökü a-l-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin izini sürmek, alametini bilmek ve derinlemesine idrak etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilim" kavramının bir şeyin hakikatini ve özünü tüm yönleriyle kavramak olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, cümlenin sonundaki "Umulur ki onlar bilirler" (leallehum ya'lemûn) ifadesindeki "bilme" eyleminin teolojik ve hukuki çapını vurgular. Sâkînin kastettiği şey sadece rüyanın teknik tabirini "bilmeleri" değildir; Mısır devletinin, yıllardır zindanda unuttukları Yusuf'un masumiyetini, onun ilahi bir bilgi kaynağıyla (vahiy) desteklendiğini ve ülkenin gerçek kurtarıcısının o ezilmiş köle olduğunu ontolojik ve hukuki olarak "fark etmeleri/idrak etmeleri" arzusu dilde bu fiille kodlanmıştır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X