وَقَالَ الَّذ۪ي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪ فَاَرْسِلُونِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 45. Ayet
Daralt
X
-
45. O iki kişiden, hapisten kurtulup bunca zaman geçtikten sonra olayı hatırlamış olanı, Ben size bu rüyanın yorumuna dair bilgiyi öğrenip getiririm, beni hemen gönderin dedi.
46. (Zindana gelerek) Yûsuf! Ey özü sözü doğru arkadaş! (Rüyada görülen) yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek ile yedisi yeşil, diğer yedisi kuru olan başaklar hakkında bize yorum yap. Ümit ederim ki, insanlara dönerim ve umarım onlar da doğruyu öğrenirler dedi.
O iki kişiden, hapisten kurtulan, yani ölümden kurtulan kişi demektir, ondan maksat da yukarıda geçtiği gibi kralın sakisidir. Bunca zaman geçtikten sonra olayı hatırladı; ayetteki "ümmet" (أُمَّةٍ) kelimesinin burada zaman anlamına geldiği söylenmiştir, yani adam hayli zaman sonra onu hatırladı, demektir. Nitekim bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyurur: 'Andolsun, eğer biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar ertelesek ... ". Yani sayılı bir vakte kadar ertelesek, demektir. Hasan-ı Basri şöyle dedi: Bunca zaman geçtikten sonra hatırladı mealindeki cümle, insanlardan bir nesil geçtikten sonra demektir. "Ümmet" (أُمَّةٍ) kelimesi "emeh" (أَمَهٍ) şeklinde de okunmuştur. Ebu Avsece şöyle dedi: "Emeh" kelimesi, unutmak ve yanılmak manasına gelir; buna göre ayet yanılıp unuttuktan sonra demektir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle söylemektedir: "Şeytan ona, efendisine Yûsuf'tan söz etmeyi unutturdu". Fiilin vezni şöyledir: "Emihe, ye'mehu, emehen, âmih" ve "emih" (~ِأَمِهٌ ,آمِهٌ ,أَمَهًا ,يَأْمَهُ ,أَمِهَ) şeklinde çekimi yapılan bu kelime, unuttu anlamına gelir. Ümmet kelimesi ise, bilinen anlamıyla ümmet ve geçmiş asırlar manasına gelir. Aynı zamanda ' nimet anlamına da gelir. Çoğulu "ümem"dir (أُمَم). Bu kelime, din ve sünnet anlamına da gelir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Biz atalarımızı bir inanç (ümmet) üzerinde bulduk ve biz onların izlerinden gitmekteyiz". Yani biz onları bir din üzerinde bulduk, demektir. Ümmet kelimesi boy-pos anlamına da gelir; mesela falancanın boyu güzeldir manasında "fulanun hasenu'l-ummeti" (فُلَانٌ حَسَنُ الْأُمَّةِ) denilir. Kelime "emem" (أَمَم) diye okunduğunda yakın anlamına gelir. Bu kelimenin burada belirttiğimiz iki anlama da gelmesi muhtemeldir; yani hayli zaman sonra hatırladı manasına, yahut baştaki elif harfini üstünlü okuyana göre unuttuktan sonra hatırladı manasına gelir. En doğrusunu Allah bilir.
Ben size bu rüyanın yorumuna dair bilgiyi öğrenip getiririm. Yani onun yorumunu bilen kişi bizzat kendisi gelip anlatmayacak, ben öğrenip size anlatacağım. Görmez misin ki ayette şöyle denilmektedir: Beni hemen gönderin! (Zindana gelerek) 'Yûsuf!' dedi. Burada gizli bir kelime vardır, sanki şöyle demişti: Beni Yûsuf'a gönderin. Ayette ona gönderildi veya ona gitti ifadesi bulunmamaktadır, fakat ona gönderildiğine işaret etmektedir. Yûsuf'a gidince, ona dedi ki: Ey özü sözü doğru arkadaş! "Sıddîk" (صِّدِّيقُ) kelimesi burada hep doğru konuşan adam demektir. Aynı vezinden gelen "şirrîb" (شِرِّيب), "fıssîk" (فِسِّيق), "sikkîr" (سِكِّير) kelimeleri de, içkiciliği, fasıklığı ve sarhoşluğu çok olan kişiler için kullanılır. Sıddîk, asla yalancılıkla suçlanmayan adamdır. Yahut onun, Allah'ın elçisi olduğunu bildikleri için kendisine sıddîk demişlerdi. Hz. İbrahim hakkında da aynı kelime kullanılır: "Kuşkusuz İbrahim, özü sözü doğru bir insan, bir peygamberdi". Yahut ben size bu rüyanın yorumuna dair bilgiyi öğrenip getiririm sözünü, ondan öğrenirim ve yorumunu size bildiririm anlamında söylemişti.
(Rüyada görülen) yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek ile yedisi yeşil, diğer yedisi kuru olan başaklar hakkında bize yorum yap. Hz. Yûsuf da istediği yorumu yapıp kendisine söyledi. O şöyle demişti: "Her zaman yaptığınız gibi yedi sene ekin ekeceksiniz. Sonra yiyeceklerinizden ibaret olan az bir miktar hariç, hasat ettiğiniz ürünü başağında bırakın (böyle saklayın). Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar (tohumluk) hariç, o yıllar için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir". Bu, kralın gördüğü rüyanın yorumu idi ve Hz. Yûsuf bunu kendisinden yorum isteyenene söylemişti.
Ümit ederim ki, insanlara dönerim ve umarım onlar da doğruyu öğrenirler. Bu ifade farklı anlamlara gelebilir. Öğrenirler sözü, o rüyanın hak olduğunu ve gerçeği gösterdiğini öğrenirler anlamına gelebilir. Bazılarının söylediği gibi "O karmakarışık düşleri" öğrenirler anlamına gelmez. İkincisi, öğrenirler sözü, senin diğer insanlardan üstünlüğünü ve faziletini öğrenirler anlamına gelebilir. Yahut senin, insanlar uykuda iken onların hallerini ıslah etmeye çalıştığın gibi, uyanıkken de onların ihtiyaçlarını karşılamaya ve sıkıntılarını gidermeye çalıştığını öğrenirler.
Yorumu Yorumla
-
Necâ (نَجَا)
Kelimenin kökü n-c-v şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin aslından ayrılması, yükselmesi ve bir tehlikeden/dar mekandan kurtulup sıyrılması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın kendisini helak edecek bir beladan kopup güvenli ve yüksek bir yere (necv) çıkması eylemi olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu ayetteki kullanımının yatay ve dikey düzlemdeki yer değişimine işaret ettiğini analiz eder; sâkînin zindandan (aşağıdan) saraya (yukarıya) doğru yaptığı bu fiziksel "kurtuluş" (necat), aynı zamanda Yusuf'u o karanlıkta yalnız bırakan büyük bir unutkanlık sürecinin de başlangıç noktasıdır.
İddekera (وَادَّكَرَ)
Kelimenin kökü z-k-r şeklindedir (Aslı "iztekera" olup ses değişimine uğrayarak "iddekera" formunu almıştır). İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi zihinde tutmak, unutmanın zıttı ve bir durumu dile getirmek/anmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zikir" eyleminin insanın hafızasında kaybolmuş veya üzeri örtülmüş bir bilginin yeniden bilince çıkması olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "ifteale" babındaki (iddekera) bu vurgulu yapısının psikolojik sarsıcılığına dikkat çeker. Bu, yavaş yavaş hatırlanan bir şey değil; kralın rüyasının yarattığı kriz anında, sâkînin zihnine şimşek gibi çakan, yılların unutkanlığını (nisyan) aniden yırtan sarsıcı ve şiddetli bir hatırlama patlamasıdır.
Ummetin (أُمَّةٍ)
Kelimenin kökü e-m-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yönelmek, kastetmek, önder olmak, asıl ve temel (anne)" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ümmet" kelimesinin din, zaman veya mekan gibi ortak bir bağ ile bir araya gelmiş topluluklar için kullanıldığını kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin ortak Sami dil ailesindeki izlerini sürerek, Süryanice ve Aramicedeki "ummethā" (topluluk/halk) kelimesinden Arapçaya yerleştiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette "uzun bir zaman/dönem" anlamında kullanılan "ümmet" kelimesinin etimolojik metaforunu analiz eder. Bir neslin/topluluğun (ümmet) doğup büyümesi ve değişmesi ne kadar uzun, yoğun ve unutturucu bir süreçse; sâkînin Yusuf'u unuttuğu o zindan yılları da adeta "bütün bir neslin geçip gittiği" devasa ve ağır bir zaman dilimi (ümmet) olarak dilde somutlaştırılmıştır.
Unebbiukum (أُنَبِّئُكُم)
Kelimenin kökü n-b-e şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "önemli, büyük, sıradan olmayan ve muhatabı sarsan bir haberi (nebe') bildirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, içinde kesin bir fayda ve gerçeklik barındıran haber verme eylemi olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, sâkînin bu fiili birinci tekil şahıs kipiyle ("Ben size haber vereceğim") kullanmasındaki sosyolojik cürete odaklanır. Mısır'ın o devasa rasyonel ve mistik meclisi (kahinler/bilgeler) rüya karşısında aciz kalmışken, eski bir mahkum olan sâkî "nebe" (büyük/kesin haber) getirme iddiasıyla öne çıkmış; saray aklının tıkandığı yerde kendini gizemli bir bilgi kaynağının (Yusuf'un) yegane elçisi olarak konumlandırmıştır.
Te'vîlihî (بِتَأْوِيلِهِ)
Kelimenin kökü e-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeye dönmek, bir şeyi aslına, kökenine ve nihai sonucuna döndürmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "te'vil" kavramının, bir sözü veya sembolü zahiri/görünen formundan çıkarıp, onun varacağı kesin hedefe (evl) ulaştırmak olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bu spesifik bağlamdaki retorik zaferini analiz eder. Saray elitleri kralın vizyonunu "adğâs" (aslı olmayan çöpler) olarak etiketleyip onun bir "te'vili" (kökü/sonucu) olamayacağını iddia etmişken; sâkî bu kelimeyi yeniden masaya vurarak, o rüyanın kesin bir ontolojik aslı (evveli) ve devletin kaderini değiştirecek mutlak bir "sonucu/te'vili" olduğunu ilan etmiş, elitlerin tezini tek kelimeyle çürütmüştür.
Ersilûni (فَأَرْسِلُونِ)
Kelimenin kökü r-s-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi kolaylıkla, serbest bırakarak ileriye doğru göndermek" anlamına geldiğini belirtir. Elçiye (resul), bir mesajı ulaştırması için serbestçe gönderildiği için bu isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "irsal" eyleminin belirli bir misyonla birini bir yere yönlendirmek olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, sâkînin "Beni gönderin" (Ersilûni) şeklindeki talebinin bürokratik ağırlığına dikkat çeker. O, basitçe "ben gidip sorayım" dememekte; devletin en üst meclisinden (firavundan) resmi bir görevlendirme, bir "elçilik/irsâl" statüsü talep etmektedir. Zira zindan gibi sıkı korunan, devletin karanlık yüzünü temsil eden bir mekana girebilmek ve oradaki bir mahkumla devlet sırrı sayılacak bir rüyayı istişare edebilmek için sıradan bir sâkîlik değil, bizzat kralın "elçisi/resulu" olma yetkisi gerekmektedir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla