Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 41. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 41. Ayet

    يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ اَمَّٓا اَحَدُكُمَا فَيَسْق۪ي رَبَّهُ خَمْراًۚ وَاَمَّا الْاٰخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْ رَأْسِه۪ۜ قُضِيَ الْاَمْرُ الَّذ۪ي ف۪يهِ تَسْتَفْتِيَانِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ sâhibeyi-ssicni emmâ ehadukumâ feyeskî rabbehu ḣamrâ(an)(s) veemmâ-l-âḣaru feyuslebu fete/kulu-ttayru min ra/sih(i)(c) kudiye-l-emru-lleżî fîhi testeftiyân(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine şarap sunacak; diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından yiyecek. Yorumunu sorduğunuz iki rüya (bu şekilde) kesinleşmiştir.

      Ey zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine şarap sunacak; diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından yiyecek. Daha önce de söylediğimiz gibi Hz. Yûsuf onların rüyalarını şöyle yorumladı: Saki, rüyasında daha önce yaptığı işi gördüğü için rüyasını tekrar eski işine dönmekle yorumladı. Fırıncının rüyasını da, ekmek yaptığında onları başında taşımadığı halde başında ekmek taşıdığını gördüğü için rüyasını da işinin bitirileceği şeklinde yorumladı. Çünkü o, daha önce yaptığı işin aksine bir rüya görmüştü. Kuşlar onun başından yiyecek. Hz. Yûsuf, ekmekleri başında taşırken gördüğü için onun rüyasını şöyle yorumladı: Asılacak ve kuşlar onun başından yiyecekti. O, daha önce insanlar için ekmek yapıyordu, insanlardan başkası (kuşlar) için ekmek yaptığını görünce asılacağını ve kuşların onun başından yiyeceğini söyledi.

      Yorumunu sorduğunuz iki rüya (bu şekilde) kesinleşmiştir. Bazı müfessirler şöyle dedi: Hz. Yûsuf onların rüyalarını yorumlayınca, asılıp öldürüleceğini söylediği kişi dedi ki: Ben bir şey görmedim, biz sadece eğleniyorduk. Hz. Yûsuf onlara şöyle söyledi: Yorumunu sorduğunuz iki rüya (bu şekilde) kesinleşmiştir. Yani hüküm verildi, iş bitti. Ancak şu husus bilinmiyor: O sözü ikisi de söylemiş miydi, söylememiş miydi? Yalnız şu kadar var ki ayet, Hz. Yûsuf’un onların ikisinin de rüyalarını yorumladığını söylemektedir. O rüyayı onlar için yorumlamamıştı, Allah'tan kendisine gelen bir bilgi ile o hali bilmişti. Ayet-i kerime şöyle söylüyor: "Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir".

      Yorumunu sorduğunuz iki rüya (bu şekilde) kesinleşmiştir. Bazıları "kudiye" (قُضِيَ) kelimesine iş bitti anlamını, bazıları da yorumunu sorduğunuz iki rüya (bu şekilde) tamamlandı, ben tamamladım manasını verdi. Cenab-ı Hak aynı kelimeyi başka bir ayette de kullandı: "Biz kitapta İsrailoğulları'na bildirmiştik", Yorumunu sorduğunuz iki rüya (bu şekilde) kesinleşmiştir mealindeki ayet, sanki Hz. Yûsuf'a vahiy ve emir gelmiş, o da onlara bunu vahiy olarak tebliğ etmiş manasına gelmektedir. Yani müfessirlerin söylediğine göre, bu iş böyle olacak, bunun geri dönüşü yoktur. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yeskî (يَسْقِي)

        Kelimenin kökü s-k-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "birine su veya içecek vermek, susuzluğu gidermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sükyâ" kelimesinin birine içecek sunma eylemini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Antik Yakındoğu ve Mısır saray hiyerarşisindeki sosyolojik karşılığına dikkat çeker. "Sâkîlik" (krala içki sunma) görevi, sıradan bir hizmetçilikten ziyade, hükümdarın en yakınında (mahrem alanında) bulunmayı gerektiren, güvene dayalı son derece üst düzey bir bürokratik statüdür. Rüyanın bu fiil üzerinden te'vil edilmesi, hapisteki gençlerden birinin sadece özgürlüğüne kavuşmakla kalmayıp, eski yatay (dünyevi) iktidar alanındaki seçkin konumunu aynen geri kazanacağını ifade eder.

        Rabbehû (رَبَّهُ)

        Kelimenin kökü r-b-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeye sahip olmak, onu idare etmek ve beslemek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rab" kavramının bir şeyi kemale erdiren mürebbi veya sahip/efendi olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki esnek (polisemik) yapısına ve bu ayetteki muazzam semantik kırılmasına odaklanır. Yusuf, hemen önceki konuşmalarında "Rab" kelimesini mutlak yaratıcı (Allah) için teolojik ve dikey bir bağlamda kullanmışken; burada aynı kelimeyi (onun rabbi/efendisi) tamamen seküler, yatay ve sosyolojik bir bağlamda, Mısır kralını (hükümdarı) işaret etmek için kullanır. Bu kullanım, köle-efendi ilişkisindeki dünyevi tahakkümü ifade eden linguistik bir gerçekliktir.

        Yuslebu (يُصْلَبُ)

        Kelimenin kökü s-l-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "sertlik, katılık, bir şeyi güneşe serip kurutmak veya asarak kaskatı hale getirmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "salb" (asıp idam etme) eyleminin, kişinin bir ağaca veya direğe bağlanarak teşhir edilmesi olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin ortak Sami dil ailesindeki izlerini sürerek; Aramice ve Süryanicedeki "zĕkîfûthâ" veya "slav" (kazığa oturtmak, asmak) kelimeleriyle etimolojik bir bağa sahip olduğunu ve Antik Yakındoğu'nun infaz kültürünü yansıttığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dönemin ceza hukuku bağlamındaki gerçekliğine dikkat çeker. Buradaki "salb" eylemi, sadece hayatın sonlandırılması (idam) değil; suçlunun cesedinin çürüyene kadar yüksek bir direğe asılı bırakılarak devlete karşı işlenen suçların bedelinin topluma "sert" (sulb) bir ibret olarak teşhir edilmesidir.

        Et-Tayru (الطَّيْرُ)

        Kelimenin kökü t-y-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "havada hızla süzülmek ve uçmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kanatlı hayvanların (kuşların) genel adı olduğunu kaydeder. Angelika Neuwirth, kuş imgesinin rüya boyutundan (psikolojik tasavvur) çıkıp, te'vil boyutunda sarsıcı bir fiziksel gerçekliğe (cellat/leş yiyici) dönüşmesini edebi bir perspektifle analiz eder. Rüyadaki ekmeği yiyen kuşlar, rüya tabirinde mahkûmun cesedini parçalayacak olan yırtıcı kuşlara dönüşmüştür. Kuşlar, burada ilahi kaderin (hükmün) kaçınılmaz ve vahşi infazcıları olarak metne yerleşir.

        Re'sihî (رَأْسِهِ)

        Kelimenin kökü r-e-s şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin en yüksek noktası, tepesi ve başlangıcı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insan veya hayvanın baş kısmı olduğunu, mecazen bir topluluğun liderine de (reis) bu ismin verildiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kuşların bedenin başka bir yerinden değil de spesifik olarak "başından" (re'sihî) yiyecek olmasının ontolojik ve psikolojik aşağılanmasına vurgu yapar. Baş; insanın onurunu, aklını, kimliğini ve şahsiyetini temsil eder. Kuşların bu merkezi parçalaması, idam edilen kişinin sadece biyolojik varlığının değil; onurunun, isminin ve tüm insani kimliğinin Mısır devleti tarafından bütünüyle silinip bir leşe dönüştürüleceğini simgeler.

        Kudıye (قُضِيَ)

        Kelimenin kökü k-d-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir işi kesin olarak bitirmek, infaz etmek ve sonuca bağlamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kazâ" kavramının sözlü veya fiili olarak bir işin hükmünü verip onu geri dönülemez şekilde tamamlamak olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin burada edilgen/meçhul formda (kudıye - hükme bağlandı/kesinleşti) kullanılmasının teolojik ağırlığına dikkat çeker. Yusuf, "kral sizi idam edecek" veya "ben böyle yorumluyorum" dememiş, olayın failini gizleyerek "hüküm kesinleşti" demiştir. Bu edilgen yapı, kararın Mısır sarayından (yatay düzlem) değil, doğrudan Levh-i Mahfuz'dan (dikey düzlem/ilahi kader) çıktığını ve artık hiçbir beşeri müdahalenin bu sonucu değiştiremeyeceğini ilan eden mutlak bir mühürdür.

        El-Emru (الْأَمْرُ)

        Kelimenin kökü e-m-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir iş, durum, olay ve birine bir şey buyurmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, genel olarak "mesele, iş" anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "emr" kelimesinin Kur'an'daki varoluşsal işlevini analiz eder. İzutsu'ya göre "emr", sadece sıradan bir durum veya mesele değil; Allah'ın evrendeki "Kün" (Ol) emrinin fiziksel dünyadaki yansımasıdır. Mahkûmların rüyası psikolojik birer fantezi değil, gerçekleşmesi ontolojik olarak zorunlu olan kozmik bir "Emr"in (İlahi Yasa'nın/Hükmün) uykudaki fragmanlarıydı.

        Testeftiyân (تَسْتَفْتِيَانِ)

        Kelimenin kökü f-t-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gençlik, yenilik ve bir problemin karanlığını aydınlatan taze/yeni bir cevap ortaya çıkarmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fetva" kavramının, içinden çıkılması zor, karmaşık ve karanlık bir meselede kesin ve net bir hukuki/dini hüküm talep etmek olduğunu kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), cümlenin retorik ve psikolojik sarsıcılığına (klimaks) odaklanır. Gençler rüyalarını anlatırken "bize haber ver/yorumla" (nebbi'nâ) diyerek daha yumuşak bir yorum talebinde bulunmuşlardı. Yusuf ise cevabını bitirirken "hakkında fetva istediğiniz iş..." diyerek meseleyi basit bir rüya yorumundan çıkarıp, mutlak, bağlayıcı ve ölümcül bir "yargı kararına" (fetva) dönüştürmüş; böylece ölecek olan mahkûmun merhamet veya umut dilenme kapılarını kesin bir dille, peygamberane bir ciddiyetle kapatmıştır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X