يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ ءَاَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ اَمِ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 39. Ayet
Daralt
X
-
Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılara mı, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah'a mı (inanıp bağlanmak) daha iyi?
Arkadaşları gördükleri rüyayı tabir etmesini kendisinden istediklerinde Hz. Yûsuf, onları Allanın birliğine inanmaya davet etti ve onlara bunun yolunu gösterdi. "Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir" dedi ve şöyle devam etti: Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılara mı, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah'a mı (inanıp bağlanmak) daha iyi? Yani tek bir Rabb'e kulluk etmek ve O'nun rızasını kazanmak mı daha iyi, yoksa birçok tanrıya kulluk edip birilerinin rızasını kazanmak mı? Çünkü tanrı kabul edilenden bazılarına kulluk ettiği ve onların rızasını kazanmaya çalıştığında, diğerlerini kızdırmış olur. Dolayısıyla onun maksadına ulaşması ve ihtiyaçlarını karşılaması mümkün olmaz, çünkü ne kadar gayret gösterse de hepsinin rızasını kazanmaya gücü yetmez. Fakat tanrı bir tane olduğunda onu razı etmek daha kolaydır; çünkü sadece ona kulluk etmeye ve onu razı etmeye çalışır ve neticede maksadına ulaşır, ihtiyaçlarını da elde eder. İkincisi, Hz. Yûsuf, onun gücüne karşı konulamaz olan bir tek Allah olduğunu haber veriyor; O, diğer tanrıları ve sizin taptıklarınızı kahretmek gücüne sahiptir. Bu durumda gücüne karşı konulamaz olan bir tek Allah'a kulluk etmek, mağlubiyetin kahrını yaşayan birçok tanrıya kulluktan daha hayırlıdır.
Ebu Bekir el-Esam şöyle dedi: Hz. Yûsuf, ey zindan arkadaşlarım demiş, onları zindan arkadaşı diye isimlendirmişti, çünkü onlar da zindanda idiler. Tıpkı cehennem arkadaşı, cennet arkadaşı vb. denildiği gibi. Fakat öyle olsaydı, "Yâ sahibeyi's-sicni" (يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ) değil, "yâ sahiba es-sicni" (يَا صَاحِبَا السِّجْنِ) demesi gerekirdi. Böyle demediğine göre Hz. Yûsuf’un bu ifadesi, onları kendine nispet ettiğini gösterir. Sanki şöyle demişti: "Yâ sahibeyye fî's-sicn" (يَا صَاحِبَيَّ فِي السِّجْنِ), ey benim zindandaki arkadaşlarım! Çünkü onlar da Hz. Yûsuf'la birlikte zindanda idiler.
Yorumu Yorumla
-
Yâ Sâhibeyis-Sicni (يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ)
Kökü s-h-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin diğeriyle beraber olması, ona mülazemet etmesi ve aralarındaki ayrılmaz yakın bağ" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sahib" kelimesinin sadece tesadüfi bir yan yana bulunmayı değil, bir durumu, fikri veya mekanı (burada zindanı) paylaşmaktan doğan sürekli bir ortaklığı ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Yusuf'un bu hitabını analiz ederken; onun muhataplarıyla kurduğu "yoldaşlık/arkadaşlık" (suhbe) dilinin, zindandaki hiyerarşik veya yabancılaştırıcı atmosferi dağıtarak tebliğ için psikolojik bir zemin ve güven ilişkisi oluşturduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Yusuf'un bu nazik hitabının, kendisini onlardan üstün görmeyen, aynı kaderi ve mekanı paylaşan bir üslup (tevazu) barındırdığını ifade eder.
E-Erbâbun (أَأَرْبَابٌ)
Kökü r-b-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi sahiplenmek, onu ıslah etmek, beslemek ve idare etmek" anlamına geldiğini; çoğul formu olan "erbâb"ın ise birden fazla idareciyi veya ilahlık iddiasındaki otoriteyi temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rabb" kelimesinin bir şeyi kemale erdiren mürebbi anlamını taşıdığını, müşriklerin ise evrenin farklı alanlarını farklı otoritelerin (erbâb) yönettiğine dair parçalı bir ilahlık tasavvuruna sahip olduklarını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "erbâb" kavramının politeizmin (çok tanrıcılık) yarattığı ontolojik karmaşayı ve parçalanmışlığı simgelediğini analiz eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (Fenikece ve Aramice "rabb") kökenlerine değinerek, statü ve egemenlik bildiren bu terimin çok tanrılı Mezopotamya ve Mısır kültüründeki sosyal ve dini yansımalarına dikkat çeker.
Muteferrikûne (مُّتَفَرِّقُونَ)
Kökü f-r-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir bütünü parçalara ayırmak, aralarını açmak ve birbirinden uzaklaştırmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tefrik" kavramının birliğin (ittihad) zıttı olduğunu, "müteferrik"in ise kendi aralarında uyumsuz, dağınık ve birbirinden kopuk unsurları ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Yusuf'un bu kelimeyi seçmesini, politeizmin doğasındaki kaotik yapıyı ve birbiriyle çatışan "dağınık ilahlar" fikrindeki mantıksal tutarsızlığı ifşa etmek olarak analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin psikolojik etkisine değinerek; "müteferrik" ilahlar tasavvurunun insanın iç dünyasında da parçalanmışlığa ve kararsızlığa yol açtığını, buna karşılık tevhitteki bütünlüğün insanı topladığını (cem) vurgular.
Hayrun (خَيْرٌ)
Kökü h-y-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi diğerine tercih etmek, seçmek ve üstünlük" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hayr" kavramını insanın fıtratına, aklına ve nihai amacına uygun olan, arzulanan üstün nitelik olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki "etik-komparatif" (karşılaştırmalı ahlak) işlevini analiz eder. Yusuf'un "dağınık rabler mi daha iyidir (hayrun)?" sorusundaki hayr, sadece bir tercih değil, varoluşsal bir hakikat ve tutarlılık sorgulamasıdır. İzutsu'ya göre buradaki hayr, politeizmin kaosuna karşı tevhidin sükunetini ve ontolojik üstünlüğünü temsil eden bir değer yargısıdır.
El-Vâhid (الْوَاحِدُ)
Kökü v-h-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "tek olmak, benzersizlik ve parçalanamaz bütünlük" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vâhid" kelimesinin Allah'a nispet edildiğinde, O'nun zatında ve sıfatlarında ortağının olmamasını, bölünmez ve eksilmez mutlak birliği ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, "El-Vâhid" isminin Kur'an'ın ontolojik merkezini oluşturduğunu; "müteferrik" (dağınık) kelimesinin tam zıttı olarak, evrendeki nizamın tek bir kaynaktan çıktığını ve bu birliğin (tevhid) insan zihnindeki tüm parçalanmışlığı gideren mutlak otorite olduğunu analiz eder.
El-Kahhâru (الْقَهَّارُ)
Kökü k-h-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "üstün gelmek, boyun eğdirmek, ezmek ve galip gelmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kahhar" sıfatının Allah'ın her şeye galip gelen, tüm varlığı kendi iradesine boyun eğdiren mutlak kudretini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu ismin "El-Vâhid" ismiyle beraber gelmesinin semantik önemini vurgular. Allah'ın birliği (Vâhid), sadece matematiksel bir teklik değil; tüm o sahte otoriteleri (erbâb) yok sayan ve onları hükmü altına alan aktif, ezici bir kudretin birliğidir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "Kahhâr" isminin bu bağlamda; müşriklerin kendi elleriyle yarattıkları o aciz ilahların, mutlak kudret sahibi Tek Allah karşısındaki hiçliğini temsil ettiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla