Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 38. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 38. Ayet

    وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاء۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ مَا كَانَ لَـنَٓا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vetteba’tu millete âbâ-î ibrâhîme ve-ishâka veya’kûb(e)(c) mâ kâne lenâ en nuşrike bi(A)llâhi min şey-/(in)(c) żâlike min fadli(A)llâhi ‘aleynâ ve’alâ-nnâsi velâkinne ekśera-nnâsi lâ yeşkurûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.

      Mutezile ve Büyük Günah

      Atalarımın İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Hz. Yûsuf önceki ayette "Ben, Allah'a inanmayan bir kavmin dininden uzaklaşıp geldim" demiş, onların Allah'ı ve ahiret gününü inkar ettiklerini haber vermişti. Bu, Allah'a ve ahiret gününe inanmayanların kâfir olduklarını gösterir. Bu ayet, küfürle iman arasında üçüncü bir konum düşünen Mutezile'yi reddetmektedir. Hz. Yûsuf, Allah'a inanmayanların kâfir olduğunu haber vemekte idi, Mutezile ise büyük günah işleyen mümin değildir, ancak kâfir de değildir, demektedirler. Sonra Hz. Yûsuf, Allah'a iman etmeyen o insanların dininden uzaklaştığını, ataları İbrahim'in ve ayette zikrettiği diğerlerinin dinlerine tabi olduğunu söylemektedir. Sonra da atalarının dininden haber vermektedir: Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Onlara atalarının dinini tanıtıyor; Allah'a ortak koşmaktan kaçınmak, uluhiyetin sadece O'na olduğunu kabul etmek ve kulluğu da O'na yöneltmektir. Buna göre dünyada sadece iki din vardır: Küfür dini ve İslam dini! Hz. Yûsuf, İslam dinine mensup olmayanın küfür dinine mensup olduğunu haber vermektedir. Sonra atalarından özellikle üçünün ismini vermektedir: İbrahim, İshak ve Yakup. Çünkü bunlar, bütün insanlar nezdinde saygın şahsiyetlerdi. Her din mensubu kendilerini, onların dininden olduklarını iddia etmektedirler. Hz. Yûsuf onların İslam dinine, samimi olarak tek Allah inancına bağlı olduklarını haber veriyor, onlar sizin iddia ettiğiniz gibi değildirler diyordu. Bunun için Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "İbrahim ne yahudi ne hıristiyan idi; bilakis o, tek Allah'a inanıp boyun eğmiş birisiydi, müşriklerden de değildi".

      Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Bu, yani benim ve atalarımın bağlı olduğu bu din, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Çünkü Cenab-ı Hak insanları, onların bünyelerine yerleştirdiği akıl sayesinde Allanın vahdaniyetini ve rububiyetini anlayabilecek bir fıtratta yarattı. Fakat insanların çoğu şükretmezler. Allahın lütfuna ve yaratılıştan bünyelerine aklı yerleştirmesine şükretmezler. Yahut onlara vermiş olduğu bu din ve hidayet, Allanın lütfundandır, ancak insanların çoğu o dini ve o hidayeti terkediyor.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İtteba'tu (وَاتَّبَعْتُ)

        Kelimenin kökü t-b-a şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin peşinden gitmek, izini sürmek ve ardına düşmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ittiba" kavramının hem fiziksel olarak birinin arkasından yürümeyi hem de inanç, fikir ve ahlak olarak birine uymayı, onun yolunu mutlak bir teslimiyetle benimsemeyi ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Yusuf'un zindandaki müşrik ve politeist ortamda (yatay düzlem), kendi ontolojik köklerine ve peygamber atalarına "tabi olduğunu" (itteba'tu) birinci tekil şahıs kipiyle ilan etmesinin, kimsesiz ve ezilmiş bir kölenin sarsılmaz bir tevhidi kimlik (bağımsızlık) inşası olduğunu analiz eder.

        Millete (مِلَّةَ)

        Kelimenin kökü m-l-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir yolu dikte etmek, bir yöntem belirlemek ve sürekli olarak üzerinden gidilen iz" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "millet" kelimesinin bir peygamberin öncülüğünde belirlenmiş olan şeriat ve kurumsal dini yaşayış biçimi olduğunu kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça bir gelişimden ziyade, Süryanice ve Aramicedeki "melltha" (kelime, öğreti, inanç sistemi) kelimesinden Arapçaya geçmiş köklü bir dini terim olduğunu tarihsel delillerle savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki teolojik bağlamına dikkat çeker; Yusuf, Mısır'ın köklü, çok tanrılı ve devlete entegre inanç sistemi karşısında, atalarının tevhit merkezli "milletini" (dinini) zindan arkadaşlarına bir direniş hattı ve alternatif bir varoluş (kurtuluş) ideolojisi olarak sunmaktadır.

        Âbâî (آبَائِي)

        Kelimenin kökü e-b-v şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün ana anlamının "beslemek, büyütmek, terbiye etmek ve korumak" olduğunu; atalara ve babaya bu ismin bir nesli himaye edip ayakta tuttukları için verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sadece biyolojik babayı değil, geriye doğru tüm ecdadı ve ataları da (cedd) kapsadığını ifade eder. Angelika Neuwirth, edebi anlatı formları (narratology) bağlamında bu kelimenin sarsıcı gücüne odaklanır. Yusuf zindanda sıradan, isimsiz ve köleleştirilmiş bir mahkûm iken, bir anda peygamber "atalarını" (İbrahim, İshak, Yakup) art arda sayarak kendi görkemli şeceresini ifşa eder. Bu retorik hamle, onun kölelik statüsünden sıyrılarak zindan meclisine teolojik ve aristokratik bir otorite olarak hükmetmesini sağlayan eşsiz bir dilsel inisiyatiftir.

        Nuşrike (نُشْرِكَ)

        Kelimenin kökü ş-r-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "iki veya daha fazla şeyin birbirine karışması, ortak olmak ve paydaşlık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şirk" kavramının, mülkte, yönetimde veya inançta mutlak bir (tevhit) olan Allah'a başkasını ortak koşmak, ontolojik bütünlüğü parçalamak olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın temel semantik alanında şirk kavramının sadece putlara (cansız nesnelere) tapmakla sınırlı olmadığını detaylıca analiz eder. Yusuf'un "bizim Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamız söz konusu olamaz" şeklindeki mutlak inkarı; gücü, rızkı ve otoriteyi Mısır azizi veya firavun gibi dünyevi vasıtalardan beklemenin de tevhidi parçalamak (şirk) olduğuna dair varoluşsal bir bilinçtir.

        Fadli (فَضْلِ)

        Kelimenin kökü f-d-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin ziyade olması, artması, eksikliğin zıttı olarak taşıp çoğalması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fadl" kavramının, kişinin hak etmediği ve zorunlu olmadığı halde, verenin sırf kendi yüceliğinden ve cömertliğinden dolayı karşılıksız olarak sunduğu mutlak lütuf (ihsan) olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin psikolojik ve manevi derinliğine dikkat çeker. Yusuf, köle olarak satılıp haksız yere zindana atılmış olmasına rağmen bu durumu bir mağduriyet ve şikayet vesilesi yapmaz; tam aksine, tevhidi bilmenin ve şirkten korunmanın Allah'ın insana bahşettiği en büyük "lütuf" (fadl) olduğunu ilan ederek, fiziksel esaretini manevi bir şükür ve özgürlük makamına dönüştürür.

        Yeşkurûn (يَشْكُرُونَ)

        Kelimenin kökü ş-k-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "nimetin izinin dışarıda/bedende görünmesi" anlamına geldiğini; hayvanın yediği az bir otla semirmesine ve etlenmesine etimolojik olarak bu kökten türeyen isimler verildiğini, mecazen de "verilen az nimeti bilip onu saygıyla artırmak" olduğunu muazzam bir kök bağlantısıyla açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "şükür" kavramının nimeti vereni övmek ve o nimeti varoluş amacına en uygun şekilde kullanmak olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki "insanların çoğu şükretmezler" (lâ yeşkurûn) ifadesinin epistemolojik (bilgi felsefesi) boyutunu analiz eder. İzutsu'ya göre bu eylemsizlik sıradan bir nankörlük veya nezaketsizlik değil; Allah'ın evrene koyduğu tevhit nimetinin (fadl) farkına varamayan, eşyanın ardındaki mutlak faili göremeyen ve yatay düzlemdeki sahte ilahlara boyun eğen müşrik aklının derin ontolojik ve ahlaki körlüğüdür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X