وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِۜ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَعْصِرُ خَمْراًۚ وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْس۪ي خُبْزاً تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُۜ نَبِّئْنَا بِتَأْو۪يلِه۪ۚ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 36. Ayet
Daralt
X
-
Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri, Ben rüyamda şarap yaptığımı gördüm dedi. Diğeri de, Ben de başımın üstünde bir ekmek taşıdığımı gördüm. Kuşlar ondan yiyordu. Bunun yorumunu bize bildir. Kuşkusuz biz seni iyi kişilerden biri olarak görüyoruz dedi.
Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Denildi ki: Onlar kralın kölesi idiler ve kral onlara kızdığı için hapse atmıştı. Onlardan biri, 'Ben rüyada şarap yaptığımı gördüm' dedi. Bazıları şöyle dedi: Orası üzüme şarap denilen bir yerdi. Yahut üzüme, sebep olduğu halin ismiyle veya aslının ismiyle şarap deniyordu. Bir şeye, sebep olduğu halin ve aslının ismiyle isimlendirilmesi dilde caizdir. Diğeri de, ben de başımın üstünde bir ekmek taşıdığımı gördüm, dedi. Bunlardan biri kralın fırıncısı, diğeri de sakisi idi.
Bunun yorumunu bize bildir. Kuşkusuz biz seni bu işleri iyi bilen biri olarak görüyoruz. Bazıları şöyle dedi: Hz. Yûsuf'un zindandaki iyiliği, hastaları tedavi etmesi, dertlileri teselli etmesi ve kendi başına Rabb'ine ibadet etmeye çalışması idi. Bu, muhtemeldir. Belki de o zindandakilere iyilik yapıyor, onlarla iyi ilişkiler kuruyor ve namaz, oruç gibi kendisi ile Rabb'i arasında malum olan ibadetleri yapmaya çalışıyordu. Bundan dolayı ona Muhsin, yani iyi insan adını vermişlerdi. Onlar bu sözü, Hz. Yûsuf'tan özellikle hayırlı şeyler yaptığını gördükleri yahut kendilerini putlara tapmaktan çekip Allanın birliğine inanmaya ve O'na kulluk yapmaya davet ettiği için söylemiş de olabilirler. Bundan dolayı ona "muhsin" (مُحْسِن), yani iyi insan adını vermişlerdi. Hz. Yûsuf'un zindandakilere hep güzel muamele ettiği için böyle söylemiş de olabilirler. İhsan kelimesi burada ilim anlamına da gelebilir; yani biz seni bilgili insanlardan biri olarak görüyoruz. Bu, Ferranın görüşüdür.
Bunun yorumunu bize bildir. Rüya tabirine burada tevil ismi verildi, çünkü tevil, işin akıbetinden haber vermektir, bundan dolayı ona tevil dediler. Sonra Hz. Yûsuf şarap yaptığını gören kişinin rüyasını, tekrar krala şarap yapma işine dönmekle yorumladı. Yukarıda söylendiği gibi o, daha önce de kralın şarap ustası idi. O, rüyasında eski işine devam ettiğini görünce, Hz. Yûsuf da onun rüyasını tekrar eski işine döneceği şeklinde yorumladı. Diğeri ise söylendiği gibi fırıncı idi, ancak o insanlar için ekmek yapıyordu; o da rüyasında başında ekmek taşıdığını ve kuşların o ekmekten yediklerini görmüştü; buradan Hz. Yûsuf onun eski işinden ayrılacağı neticesini çıkardı, onun işinden ayrılması da öldürülmesi anlamına geliyordu. Çünkü o daha önce insanlar için ekmek üretiyordu ve başkaları için ekmek yapıyordu. Buradan Hz. Yûsuf, onun işinden ve mesleğinden çıkarılacağı neticesine vardı. Ancak o aynı zamanda asılacaktı, çünkü rüyada ayakta dikilmiş halde idi. Bundan dolayı onu bulunduğu hal üzere yorumladı. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Dehale (دَخَلَ)
Kelimenin kökü d-h-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin içine nüfuz etmek, bir mekâna girmek" olduğunu belirtir; "hurûc" (çıkmak) kelimesinin ontolojik zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, "duhûl" eyleminin sadece fiziksel bir yer değiştirmeyi değil, aynı zamanda bir duruma, bir sisteme veya bir topluluğa dâhil olmayı da ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Yusuf'un zindana "girmesini", onun saraydaki aristokratik ve ışıltılı hayattan (yatay düzlem), toplumun en alt tabakasına ve mutlak yalnızlığa (dikey düzlem) çekilmesini simgeleyen bir mekânsal kırılma olarak analiz eder. Bu giriş, Yusuf için fiziksel bir hapis olsa da manevi bir yükselişin başlangıcıdır.
Es-Sicne (السِّجْنَ)
Kelimenin kökü s-c-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "hapsetmek, men etmek, daraltmak ve kısıtlamak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanı özgürlüğünden ve sevdiklerinden alıkoyan eziyet verici kapalı mekâna "sicn" dendiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki dramatik serüvenine dikkat çeker; Yusuf'un bir önceki ayette "Rabbim, zindan bana daha sevimlidir" diyerek talep ettiği bu mekân, burada fiziksel bir gerçeklik olarak karşısına çıkmıştır. Sarayın "açık ama boğucu" günah atmosferinden, zindanın "kapalı ama özgürleştirici" saflığına geçişin adıdır.
Feteyâni (فَتَيَانِ)
Kelimenin kökü f-t-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "gençlik, tazelik ve güç" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fetâ" kelimesinin hem fiziksel gençliği hem de bir efendiye hizmet eden "hizmetçi/köle/genç işçi" statüsünü ifade ettiğini kaydeder. Kelimenin tesniye (ikil) formda (feteyâni - iki genç) gelişi, Yusuf'un zindandaki yalnızlığının sosyal bir çevreyle (iki yeni karakterle) son bulduğunu gösterir. Toshihiko Izutsu, bu iki gencin varlığının, zindandaki makro-iktidar (devlet) ile mikro-insani ilişkiler arasındaki bağı kurduğunu ve Yusuf'un peygamberane kimliğinin artık "başkaları" (muhataplar) üzerinden test edilmeye başlandığını analiz eder.
Ennî (إِنِّي)
Arapçada vurgu bildiren "inne" edatı ile birinci tekil şahıs zamiri "yâ"nın birleşimidir. İbn Fâris, "inne"nin bir haberi pekiştirmek ve şüpheyi gidermek için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kişinin kendi durumunu veya niyetini kesin bir dille ifade etmesi olduğunu söyler. Zindan arkadaşlarından her birinin söze "Ennî" (muhakkak ki ben...) diye başlaması, gördükleri rüyanın onlar üzerindeki sarsıcı etkisini, rüyanın sıradan bir hayal değil, kesin bir gerçeklik taşıdığına dair içsel inançlarını dildeki bu vurguyla (tekit) ortaya koyar.
Era (أَرَى)
Kelimenin kökü r-e-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "gözle görmek" veya "kalp/zihin yoluyla idrak etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, uykuda görülen rüyalar için de bu kökün kullanıldığını ifade eder. Ayetteki "era" (görüyorum/gördüm) fiilinin şimdiki zaman kalıbında (muzari) olması, rüyanın etkisinin hâlâ devam ettiğini, sahnenin zihinlerinde capcanlı durduğunu ve sürekli bir tefekkür/merak uyandırdığını gösteren psikolojik bir ayrıntıdır.
A'sıru (أَعْصِرُ)
Kelimenin kökü a-s-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi sıkmak, suyunu çıkarmak ve tazyik etmek" olduğunu belirtir. İnsanın ömrünün son demlerine veya günün son vaktine (ikindi) bu yüzden "asr" dendiğini; zira zamanın akıp insanı sıkıştırdığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, meyvelerin sıkılıp suyunun çıkarılması eylemini ifade eder. Angelika Neuwirth, anlatıbilimsel olarak rüyadaki bu fiilin (şarap/üzüm sıkmak), gencin eski saray görevine (sâkîlik) bir atıf ve gelecekteki statüsüne dair sembolik bir "işaret" (âyet) taşıdığını analiz eder.
Hamran (خَمْرًا)
Kelimenin kökü h-m-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "örtmek, gizlemek ve karışmak" olduğunu belirtir. Kadınların başını örten örtüye (hımar) veya mayalanan hamura (hamîr) bu isim verilir. Akla ve bilince baskın gelip üzerini örttüğü için içkiye "hamr" denmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "hamr"ın sadece üzüm suyu değil, bilinci bulandıran her türlü sarhoş edici madde olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an öncesi Cahiliye şiirinde "hamr"ın zevk ve itibar sembolü olduğunu; rüyadaki gencin ise bu kavramı kendi saray hizmetiyle bağlantılı bir "meslek unsuru" olarak gördüğünü belirtir.
Ahmiu (أَحْمِلُ)
Kelimenin kökü h-m-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir ağırlığı üzerine almak, taşımak ve yüklenmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiziksel bir yükün (vızr) taşınması anlamına geldiği gibi, mecazen sorumluluk ve vebal yüklenmeyi de ifade ettiğini söyler. Rüyadaki "başın üzerinde ekmek taşıma" imgesi, diğer gencin çaresizliğini ve üzerindeki o ağır, kurtulunamaz "kader yükünü" mekânsal olarak betimler.
Hubzen (خُبْزًا)
Kelimenin kökü h-b-z şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi dövmek, ezmek ve yoğurmak" anlamına geldiğini; hamurun dövülüp yoğurulmasından dolayı ekmeğe "hubz" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın en temel gıda maddesini temsil ettiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, ekmeğin rüyadaki varlığının (fırıncılık mesleği üzerinden), diğer gencin hayatiyeti ve rızkı temsil eden bir nesnenin başında (başının üstünde) bir felakete (kuşların yemesi) dönüşmesini simgeleyen trajik bir sembol olduğunu analiz eder.
Et-Tayru (الطَّيْرُ)
Kelimenin kökü t-y-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "hızlı hareket etmek, havada süzülmek ve uçmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kanatlı varlıklara (kuş) bu isim verilir. Toshihiko Izutsu, kadim Mezopotamya ve Mısır kültürlerinde kuşların rüyalarda birer "ilahî haberci" veya "ruh/kader taşıyıcısı" olarak görüldüğüne dikkat çeker. Rüyadaki kuşların insanın başındaki ekmeği yemesi, hayatiyetin (rızkın/canın) dışarıdan gelen ve engellenemeyen bir güç (kader/idam) tarafından tüketilmesini simgeleyen dehşet verici bir metafordur.
Nebbi'nâ (نَبِّئْنَا)
Kelimenin kökü n-b-e şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "önemli, sarsıcı ve büyük bir haberi (nebe') bildirmek" olduğunu belirtir. Sıradan bir bilgilendirme değil, muhatabın kaderini etkileyecek hayati bir haberdir. Râgıb el-İsfahânî, peygamberlerin (nebi) gaybdan haber vermesi gibi; zindandaki gençlerin Yusuf'tan "nebbe'e" (haber ver/te'vil et) talep etmelerinin, onun sözündeki ağırlığı ve hikmeti (otoriteyi) kabul ettiklerini gösterdiğini ifade eder.
Te'vîlihî (بِتَأْوِيلِهِ)
Kelimenin kökü e-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeye dönmek, bir şeyi aslına/kaynağına döndürmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "te'vil" kavramının, bir sözü veya olayı zahiri (görünen) anlamından çıkarıp, onun arkasındaki asıl maksada, nihai sonuca ve hakiki kökene (evl) ulaştırmak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, te'vilin salt bir "yorum" (tefsir) olmadığını; olayların dağınık uçlarını birleştirerek onların varacağı "nihai hakikati" ve "kader sonucunu" keşfetme sanatı olduğunu vurgular. Yusuf'un rüyaları te'vil etme yetisi, onun eşyanın görünen yüzünün ötesindeki ilahî planı okuyabilme kapasitesidir.
El-Muhsinîn (الْمُحْسِنِينَ)
Kelimenin kökü h-s-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "güzellik, iyilik ve mükemmellik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihsan" kavramının bir işi en güzel şekilde, Allah'ı görüyormuşçasına derin bir şuurla ve başkalarına fayda sağlayacak bir yetkinlikle yapmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, zindandaki gençlerin Yusuf'u "muhsin" (iyilik ve güzellik sahibi) olarak nitelemelerinin nedenine odaklanır. Yusuf, zindanın o karanlık ve ahlaki çöküş atmosferinde dahi nezaketini, dürüstlüğünü ve manevi asaletini korumuş; bu duruşuyla zindan arkadaşları üzerinde sarsılmaz bir "ahlaki otorite" kurmuştur. Onu rüya yorumuna layık görmelerinin sebebi, onun sadece bilgisi değil, bu yüksek ahlaki niteliğidir (ihsan).
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla