فَلَمَّا رَاٰ قَم۪يصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّۜ اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظ۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 28. Ayet
Daralt
X
-
Aziz, Yûsuf'un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce dedi ki: Anlaşılıyor ki bu iş, siz kadınların tuzağıdır. Sizin tuzağınız gerçekten yamandır.
Kadının tuzağı, Yûsuf'la birlikte olmayı arzuladığında bu arzusunu açıklayıp ona güvenmesi, ancak Hz. Yûsuf onun arzusunu kabul etmeyince, kadının durumu açıklayıp şöyle demesiydi: "Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası ...". Kadının bu sözü, onun hilelerinden biriydi. Hile anlamına gelen "keyd" (كَيْد) ve tuzak anlamına gelen "mekr" (مَكْر) kelimelerinin aslı, insanı güvende iken yakalamak demektir. En doğrusunu Allah bilir. Bu ayette iki eş arasında ihtilaf konusu olan bir mal hakkında alimlerimizin sözlerine delil vardır. Ebu Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre, eğer o, erkeklerin mallarından ise erkeğin elinde, kadınların mallarından ise kadının elinde kalır.
Yorumu Yorumla
-
Raâ (رَأَى)
Kelimenin kökü r-e-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gözle bakmak, görmek ve idrak etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, görme eylemini duyusal (basar) ve zihinsel (basîret) olarak sınıflandırır. Bu ayetteki "raâ" (gördü) eylemi, duyusal ve fiziksel bir müşahedeyi ifade eder. Mısır azizi (koca), Züleyha'nın sözlü iftirası ile fiziksel gerçeklik (gömlek) arasında kaldığında, gözleriyle "gördüğü" bu somut maddi kanıt, tüm tartışmaları bitiren nihai bir idrak ve hüküm anına dönüşür. Angelika Neuwirth, anlatı yapısı içinde bu "görme" eyleminin, iddialardan ampirik (deneysel/fiziksel) ispata geçişin eşiği olduğunu; kocanın bu bakışıyla birlikte iftira kurgusunun çöktüğünü analiz eder.
Kamîsahu (قَمِيصَهُ)
Kelimenin kökü k-m-s şeklindedir. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, "kamîs" kelimesinin etimolojik olarak saf Arapça bir köke dayanmadığını, yabancı menşeli (a'cemî) olup zamanla Arapçanın ses yapısına uyarlandığını (muarreb) ifade ederler. Arthur Jeffery, kelimenin Geç Latince "camisia" veya Yunanca "kamision" kelimesinden türediğini; İslam öncesi dönemde Hristiyan Süryani ("qemîsâ") ticaret ağları üzerinden Arapçaya "iç gömleği/tunik" anlamında yerleştiğini tarihsel delillerle savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bu ayetteki edebi ağırlığına odaklanır. Gömlek, sadece bir giysi olmaktan tamamen çıkmış; kocanın gözleri önünde duran, faili ve mağduru kesin olarak ayıran, yalanı parçalayan mutlak ve sessiz bir yargıca (hukuki kanıta) dönüşmüştür.
Kudde (قُدَّ)
Kelimenin kökü k-d-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi uzunlamasına, boydan boya yarmak ve kesmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nesnenin sert ve ani bir müdahaleyle boylamasına ayrılması eylemini ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki edilgen (meçhul) formun (kudde - yırtılmış olduğunu) psikolojik ve adli önemine dikkat çeker. Yırtılma eylemindeki o fiziksel şiddet, Züleyha'nın ihtirasının ve amacına ulaşamamanın verdiği öfkenin kumaş üzerindeki somut izidir. Koca için bu yırtık, olay anındaki arbedenin ve zorlamanın reddedilemez, çıplak bir gerçeğidir.
Duburin (دُبُرٍ)
Kelimenin kökü d-b-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin arkası, sonu ve arka tarafı" olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, anlatıbilim (narratology) perspektifinden "arka" (dubur) kelimesinin bu ayetteki adli ve ahlaki işlevini analiz eder. Gömleğin "arkadan" yırtılmış olması salt mekansal bir tespit değil; Yusuf'un masumiyetini ve Züleyha'nın saldırganlığını tartışmasız biçimde ispatlayan yönelimsel bir delildir. Bu kelime, Mısır azizini potansiyel bir infazcı olmaktan çıkarıp, karısının suçunu kabullenmek zorunda kalan mağlup bir figüre dönüştüren kilit unsurdur.
Keydekunne (كَيْدِكُنَّ)
Kelimenin kökü k-y-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeye hile katmak, gizli bir plan kurmak ve sinsi bir tuzak hazırlamak" anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kavramını birine gizli ve hissettirmeden zarar verecek bir komplo kurmak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu ayette kelimenin dişil çoğul zamiriyle (keydikunne - siz kadınların tuzağı) kullanılmasının sosyo-psikolojik boyutunu inceler. Mısır azizi, karşılaştığı bu korkunç ihaneti spesifik olarak kendi eşinin ahlaki çöküşü (bireysel bir suç) olarak yüzleşmek yerine, onu elit saray kadınlarının baştan çıkarıcı, psikolojik ve entrikacı doğasına (kolektif bir kadınsal hileye) indirgeyerek etiketler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kocanın bu genelleme stratejisinin, aslında kendi siyasi ve eril onurunu korumak, olayı şahsileştirmekten kaçınmak ve devasa bir aile içi ihaneti sosyolojik bir klişenin (kadınlık tuzağı) arkasına sığınarak örtbas etmek amacı taşıdığını vurgular.
Azîm (عَظِيمٌ)
Kelimenin kökü a-z-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "büyüklük, kemiğin kalın ve sert olması (azm), irilik ve azamet" olduğunu belirtir. Zamanla fiziksel büyüklükten soyut ve kavramsal bir dehşeti/boyutu ifade etmeye evrilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "azîm" kelimesini, insanın idrakini, kapasitesini veya fiziksel gücünü aşan, karşı konulması zor devasa durumlar için kullanıldığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mısır azizinin "muhakkak ki sizin tuzağınız çok büyüktür/korkunçtur" (inne keydekunne azîm) şeklindeki retorik vurgusunu analiz eder. Bu kelime seçimi, kurgulanan iftiranın ve ihanetin boyutunun (azîm) koca tarafından tam olarak idrak edildiğini gösterir. Ancak asıl trajedi ve edebi ironi buradadır: Koca, ortadaki suçun "devasa" (azîm) olduğunu itiraf etmesine rağmen, makamını ve itibarını korumak adına hiçbir adli veya ahlaki yaptırım uygulamayacak, bu devasa suçu örtbas ederek saray ahlakının çürümüşlüğünü eylemsizliğiyle ortaya koyacaktır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla