Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 27. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 27. Ayet

    وَاِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-in kâne kamîsuhu kudde min duburin fekeżebet vehuve mine-ssâdikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      26. Yûsuf, Asıl kendisi benimle ilişkiye girmek istedi dedi. Kadının akrabasından biri şöyle bilirkişilik yaptı: Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir; bu ise yalancılardandır.

      27. Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir; bu doğru söyleyenlerdendir.


      Yûsuf, 'Asıl kendisi benimle ilişkiye girmek istedi' dedi. Yani o beni ilişkiye davet etti. Ayetteki "murâvede" (مُرَاوَدَة) kelimesi, yukarıda söylediğimiz gibi ilişkiye davet anlamına gelir. Nitekim bir ayette şöyle buyurulmaktadır: "Onu babasından isteyeceğiz, dediler". Yani onu çağıracağız ve isteyeceğiz. Hz. Yûsuf asıl kendisi benimle ilişkiye girmek istedi diyerek gizlilik örtüsünü nasıl yırtar? denirse, buna şöyle cevap verilir: Bu sözde kadının gizlilik örtüsünü açmak yoktur, aksine kendisine yapılan ithamın ve ayıbın reddi vardır. Bir insana gereken de, Hz. Yûsuf’un yaptığı gibi kendisine isnat edilen ayıbı ve lekeyi reddetmesidir.

      Kadının akrabasından biri şöyle bilirkişilik yaptı: Eğer gömleği şuradan yırtılmışsa Yûsuf şöyledir, hurdan yırtılmışsa da böyledir. Bazı müfessirler şöyle dedi: O bilirkişi, kadının amcasının oğlu idi, anlayışlı bir adamdı, ismi de şu idi. Bazıları da şöyle söyledi: Asıl şahit, gömleğin arkadan yırtılmasıdır. Başka yorumlar da yapılmıştır. Fakat bu şahidin kim olduğu bilinmez. Onun beşikteki bebek olduğu da söylenmiştir. Bizim, onu bilmeye ihtiyacımız yoktur.

      Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir; bu ise yalancılardandır. Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir; bu doğru söyleyenlerdendir. Gömleğin önden yırtılması, ancak kadının Yûsuf'u kendinden uzaklaştırmak için olabilir, arkadan yırtılması da kadının Yûsuf'u kendinden itmek için değil kendine çekmek için olabilir. Bu, örfen açık olan bir haldir. Bundan dolayı bilirkişi dedi ki: Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir; bu ise yalancılardandır. Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir; bu doğru söyleyenlerdendir. "Aziz, Yûsuf'un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce dedi ki: Anlaşılıyor ki bu iş, siz kadınların tuzağıdır". Aziz, Yûsuf'un gömleğinin arkadan yırtılmasını, kadının onu itmesinden değil kendine çekmesinden dolayı yırtılmış olacağına delil getirdi. Bu, içtihatla amelin caiz olduğuna işaret eder. Çünkü genellikle gömlek, ancak arkadan çekildiği sırada arkadan yırtılır, önden ise ancak önden itilirken yırtılır. Bundan dolayı bu hal, söylediğimiz şeye delil sayılmıştır. En doğrusunu Allah bilir. Her ne kadar gerçekte bunun aksinin olması da mümkün ise de, genel durum böyledir.

      Eğer gömleği önden yırtılmışsa o şöyledir, şayet gömleği arkadan yırtılmışsa, böyledir diye bilinen cümlede, alimlerimizin çeşitli meseleler için gösterdikleri deliller vardır. Bu meselelerden biri şudur: İçinde inciler ve tabaklanmış deriler bulunan bir mağazada derici ile incici kavga ettiklerinde, onlardan her birinin elinin durumuna göre hüküm verilir; inciciye inci ile, dericiye de deri ile ve ellerinin durumuna göre. Genel anlayış ve elin zahiri ile buna delil getirilir; tıpkı gömleğin arkadan yırtılmasının kadının Yûsuf'u arzulamasından dolayı olduğuna istidlal edilerek onun aleyhine hüküm verildiği gibi. Buna benzer meselelerin sayısı çoktur; bir meselenin her ne kadar gerçekte görünen lafzî anlama aykırı olması mümkün olsa da, onun hakkında genel durumun işaretiyle hüküm verilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kamîsuhu (قَمِيصُهُ)

        Kelimenin kökü k-m-s şeklindedir. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, "kamîs" kelimesinin saf Arapça bir köke dayanmadığını, yabancı menşeli (a'cemî) olup zamanla Arapçanın ses yapısına uyarlandığını (muarreb) ifade ederler. Arthur Jeffery, kelimenin Geç Latince "camisia" veya Yunanca "kamision" kelimesinden türediğini; İslam öncesi dönemde Hristiyan Süryani ("qemîsâ") veya Aramice ticaret ağları üzerinden "iç gömleği/tunik" anlamında Arapçaya yerleştiğini tarihsel delillerle savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bu ayetteki edebi ve adli gücüne dikkat çeker; gömlek, bu şartlı önermede (eğer arkadan yırtılmışsa) sadece dilsiz bir giysi parçası olmaktan çıkıp, mahkemenin nihai hükmünü verecek olan, iftirayı çürüten ve masumiyeti ispatlayan "konuşan, tarafsız bir maddi tanık" konumuna yükseltilmiştir.

        Kudde (قُدَّ)

        Kelimenin kökü k-d-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi uzunlamasına, boydan boya yarmak ve kesmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir nesnenin sert ve ani bir fiziksel müdahaleyle boylamasına ayrılması eylemini ifade ettiğini kaydeder. Fiil ayette edilgen (meçhul) formda "yırtılmışsa" (kudde) şeklinde kullanılmıştır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu edilgen ve şartlı kullanımının, olayı karşılıklı şuursuz bir suçlamadan ve duygusal bir tartışmadan çıkarıp tamamen nesnel, soğukkanlı ve somut bir kriminal inceleme aşamasına taşıdığını, eylemin fiziksel yönünün adaletin mutlak terazisi haline geldiğini vurgular.

        Duburin (دُبُرٍ)

        Kelimenin kökü d-b-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin arkası, sonu ve arka tarafı" olduğunu, ön (kubul) kavramının ontolojik ve mekansal zıttını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nesnenin arka kısmı olduğunu kaydeder. Angelika Neuwirth, anlatıbilim (narratology) bağlamında "arka" (dubur) kelimesinin bu hukuki kurgudaki mekansal ve ahlaki işlevini analiz eder. Gömleğin arkadan yırtılmış olması, eylemin yönünü ve kastını belirleyerek; Yusuf'un günaha (fahşâ) sırtını döndüğünün ve fiziksel bir kaçış eyleminde bulunduğunun, Züleyha'nın ise doğrudan saldıran özne olduğunun en kesin ve maddi kanıtı olarak metne yerleşir.

        Kezebet (فَكَذَبَتْ)

        Kelimenin kökü k-z-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "sözün gerçeğe aykırı olması, asılsızlık ve yalan" anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kasten veya hatayla gerçekliğe (vakıaya) ters düşen her türlü ifadenin yalan (kizb) olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki ahlaki terminolojiyi incelerken, Züleyha'nın fiiline atfedilen "yalan söyledi" (kezebet) hükmünün sadece adli bir tespiti değil; onun kendi ihtiraslarını (nefs) hakikatin yerine koyma çabasını, statüsünü ve gücünü kullanarak adaleti manipüle etme girişimini temsil eden köklü bir ontolojik ve ahlaki sapmayı ifade ettiğini analiz eder.

        Es-Sâdikîn (الصَّادِقِينَ)

        Kelimenin kökü s-d-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "sağlamlık, sözün öze ve maddi hakikate tam mutabakatı" olduğunu belirtir. Yalanın zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, sıdk kavramının söylenen sözün, inancın ve var olan gerçekliğin eksiksiz bir biçimde örtüşmesi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonundaki "o doğru söyleyenlerdendir" (ve huve mines sâdikîn) ifadesinin manevi ve hukuki boyutuna dikkat çeker. Yusuf'un doğruluk/sadakat eylemi sadece o anki sözlü savunmasıyla sınırlı kalmamış; olayın en başından beri koruduğu iffeti, efendisine hıyanet etmemesi ve ahlaki bütünlüğü, maddi delillerin (arkadan yırtık gömleğin) şahitliğiyle tescillenerek onun varoluşsal "sıdk" (doğruluk) makamını onaylayan kesin bir ilana dönüşmüştür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X