Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 26. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 26. Ayet

    قَالَ هِيَ رَاوَدَتْن۪ي عَنْ نَفْس۪ي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَاۚ اِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle hiye râvedetnî ‘an nefsî(c) veşehide şâhidun min ehlihâ in kâne kamîsuhu kudde min kubulin fesadekat vehuve mine-lkâżibîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      26. Yûsuf, Asıl kendisi benimle ilişkiye girmek istedi dedi. Kadının akrabasından biri şöyle bilirkişilik yaptı: Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir; bu ise yalancılardandır.

      27. Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir; bu doğru söyleyenlerdendir.


      Yûsuf, 'Asıl kendisi benimle ilişkiye girmek istedi' dedi. Yani o beni ilişkiye davet etti. Ayetteki "murâvede" (مُرَاوَدَة) kelimesi, yukarıda söylediğimiz gibi ilişkiye davet anlamına gelir. Nitekim bir ayette şöyle buyurulmaktadır: "Onu babasından isteyeceğiz, dediler". Yani onu çağıracağız ve isteyeceğiz. Hz. Yûsuf asıl kendisi benimle ilişkiye girmek istedi diyerek gizlilik örtüsünü nasıl yırtar? denirse, buna şöyle cevap verilir: Bu sözde kadının gizlilik örtüsünü açmak yoktur, aksine kendisine yapılan ithamın ve ayıbın reddi vardır. Bir insana gereken de, Hz. Yûsuf’un yaptığı gibi kendisine isnat edilen ayıbı ve lekeyi reddetmesidir.

      Kadının akrabasından biri şöyle bilirkişilik yaptı: Eğer gömleği şuradan yırtılmışsa Yûsuf şöyledir, hurdan yırtılmışsa da böyledir. Bazı müfessirler şöyle dedi: O bilirkişi, kadının amcasının oğlu idi, anlayışlı bir adamdı, ismi de şu idi. Bazıları da şöyle söyledi: Asıl şahit, gömleğin arkadan yırtılmasıdır. Başka yorumlar da yapılmıştır. Fakat bu şahidin kim olduğu bilinmez. Onun beşikteki bebek olduğu da söylenmiştir. Bizim, onu bilmeye ihtiyacımız yoktur.

      Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir; bu ise yalancılardandır. Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir; bu doğru söyleyenlerdendir. Gömleğin önden yırtılması, ancak kadının Yûsuf'u kendinden uzaklaştırmak için olabilir, arkadan yırtılması da kadının Yûsuf'u kendinden itmek için değil kendine çekmek için olabilir. Bu, örfen açık olan bir haldir. Bundan dolayı bilirkişi dedi ki: Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir; bu ise yalancılardandır. Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir; bu doğru söyleyenlerdendir. "Aziz, Yûsuf'un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce dedi ki: Anlaşılıyor ki bu iş, siz kadınların tuzağıdır". Aziz, Yûsuf'un gömleğinin arkadan yırtılmasını, kadının onu itmesinden değil kendine çekmesinden dolayı yırtılmış olacağına delil getirdi. Bu, içtihatla amelin caiz olduğuna işaret eder. Çünkü genellikle gömlek, ancak arkadan çekildiği sırada arkadan yırtılır, önden ise ancak önden itilirken yırtılır. Bundan dolayı bu hal, söylediğimiz şeye delil sayılmıştır. En doğrusunu Allah bilir. Her ne kadar gerçekte bunun aksinin olması da mümkün ise de, genel durum böyledir.

      Eğer gömleği önden yırtılmışsa o şöyledir, şayet gömleği arkadan yırtılmışsa, böyledir diye bilinen cümlede, alimlerimizin çeşitli meseleler için gösterdikleri deliller vardır. Bu meselelerden biri şudur: İçinde inciler ve tabaklanmış deriler bulunan bir mağazada derici ile incici kavga ettiklerinde, onlardan her birinin elinin durumuna göre hüküm verilir; inciciye inci ile, dericiye de deri ile ve ellerinin durumuna göre. Genel anlayış ve elin zahiri ile buna delil getirilir; tıpkı gömleğin arkadan yırtılmasının kadının Yûsuf'u arzulamasından dolayı olduğuna istidlal edilerek onun aleyhine hüküm verildiği gibi. Buna benzer meselelerin sayısı çoktur; bir meselenin her ne kadar gerçekte görünen lafzî anlama aykırı olması mümkün olsa da, onun hakkında genel durumun işaretiyle hüküm verilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Râvedetnî (رَاوَدَتْنِي)

        Kelimenin kökü r-v-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gidip gelmek, bir şeyi yavaşça, kibarca aramak ve talep etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "murâvede" kavramının birini bulunduğu durumdan veya görüşten vazgeçirmek için ikna ve hile yoluyla mücadele etmek olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, fiilin bu ayetteki yeni bağlamına dikkat çeker. Züleyha'nın kocasını kışkırtan iftirası karşısında Yusuf, aynı fiili (râvede) kullanarak hukuki bir savunma hattı kurmuştur. Eylemin sadece tek taraflı bir "baştan çıkarma" girişimi olduğunu, fiziksel ve psikolojik ısrarın kaynağının tamamen Züleyha olduğunu ifşa eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), cümlenin başındaki vurgulu "O" (Hiye) zamiriyle fiilin birleşimini (Hiye râvedetnî - Bizzat o beni baştan çıkarmak istedi) Arap retoriğindeki "kasr" (hasretme/tahsis) sanatı üzerinden analiz eder. Bu kullanım, Yusuf'un son derece net, tavizsiz ve suçun failini kesin olarak karşı tarafa yükleyen mutlak bir adli savunmasıdır.

        Şehide Şâhidun (وَشَهِدَ شَاهِدٌ)

        Kelimenin kökü ş-h-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "kesin bir bilgiyle hazır bulunmak, görmek ve bildiğini açıkça söylemek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şehadet" kavramının bir şeyi gözle (basar) veya akılla idrak edip onun doğruluğunu tasdik etmek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Bedevi Arap toplumunda ve kabile hukukunda "şahit" figürünün uyuşmazlıklarda dışarıdan gelen bir hakem veya gözlemci rolü üstlendiğini; Kur'an'da ise şahidin adaletin ontolojik teminatı ve hakkın ortaya çıkarıcısı olarak konumlandırıldığını analiz eder. Angelika Neuwirth, edebi anlatı bilimi (narratology) bağlamında "şahit" figürünü inceler; tam umutsuzluğun ve yalanın hüküm süreceği o kriz anında isimsiz bir şahidin belirmesi, hikayeye aniden müdahale eden rasyonel, soğukkanlı ve ilahi aklı temsil eden bir olay yeri hakemi (deus ex machina) işlevi görür.

        Ehlihâ (أَهْلِهَا)

        Kelimenin kökü e-h-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir kişiye en yakın olanlar, onunla aynı bağı veya mekanı paylaşan topluluk" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nesepten (kan bağından) veya mekandan dolayı bir araya gelen temel sosyal gruba "ehl" dendiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, kelimenin sosyolojik ağırlığına dikkat çeker. Bedevi kabile kültüründe "ehl" veya kabile (asabiyye), bireyin suçlu olsa dahi mutlak savunucusu ve koruyucusudur. Şahidin, suçlanan köleden (Yusuf) yana değil de bizzat iftira atan kadının "ehlinden" (ailesinden/yakınlarından) çıkması, kabilevi körlüğün parçalanmasını; objektif hukukun ve hakikatin, kan bağının önüne geçmesini simgeleyen sosyolojik bir kırılmadır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, şahidin karşı tarafın içinden çıkmasının, Yusuf'un haklılığının en güçlü ve reddedilemez sosyo-psikolojik tescili olduğunu belirtir.

        Kamîsuhu (قَمِيصُهُ)

        Kelimenin kökü k-m-s şeklindedir. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, "kamîs" kelimesinin etimolojik olarak saf Arapça bir kökten türemediğini, yabancı menşeli (a'cemî) olup Arapçanın fonetik yapısına uyarlanmış (muarreb) bir kelime olduğunu ifade ederler. Arthur Jeffery, kelimenin Geç Latince "camisia" veya Yunanca "kamision" kelimesinden türediğini; İslam öncesi dönemde Aramice ve Hristiyan Süryani ("qemîsâ") ticaret ağları üzerinden Arapçaya yerleştiğini tarihsel delillerle savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bu ayetteki yeni bağlamına ve retorik gücüne odaklanır. Önceki olayda sadece kaçış sırasında "yırtılan bir nesne" olan gömlek, bu sahnede tüm mahkemenin merkezine oturur. Dilsiz bir eşyanın, insan yalanını (Züleyha'nın iftirasını) çürüten, suçluyu ve masumu ayıran "konuşan ve kesin bir hukuki delile" dönüşmesi metnin en güçlü edebi dönüşümlerinden biridir.

        Kudde (قُدَّ)

        Kelimenin kökü k-d-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi uzunlamasına, boydan boya yarmak ve kesmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir nesnenin sert bir müdahaleyle boylamasına ayrılması eylemini ifade ettiğini kaydeder. Fiil burada edilgen (meçhul) formda "yırtılmışsa" (kudde) şeklinde kullanılmıştır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayette bir şart cümlesi (in kâne kudde - eğer yırtılmışsa) içinde kullanılmasının psikolojik zeminini analiz eder. Bu yapı, olayın sıcak ve duygusal patlama anından çıkılıp; tamamen rasyonel, soğukkanlı, mantıksal bir olay yeri incelemesi ve kriminal/adli okuma aşamasına geçildiğini dilde cisimleştirir.

        Kubulin (قُبُلٍ)

        Kelimenin kökü k-b-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin ön tarafı, yüzü ve yönelinen taraf" olduğunu, sırt/arka (dubur) kavramının zıttını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, olayın mahiyetine göre fiziksel bir yüzleşmeyi, doğrudan karşılaşmayı temsil ettiğini kaydeder. Gömleğin önden yırtılması ihtimali, Yusuf'un kaçmadığını, tam aksine kadının üzerine yürüdüğünü ve ön cepheden bir saldırı gerçekleştirdiğini kanıtlayacak olan senaryodur. Angelika Neuwirth, "ön" (kubul) ve "arka" (dubur) kavramlarının bu rasyonel mahkeme kurgusundaki ikiliğine değinir. Bu kelimeler sadece fiziksel mekan bildiren sözcükler değil; ahlaki yönelimleri, saldıran ile kaçanı, iftira ile masumiyeti birbirinden ayıran ve gerçeği ortaya çıkaran ontolojik ve mekansal metaforlardır.

        Sadekat (فَصَدَقَتْ)

        Kelimenin kökü s-d-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "sağlamlık, sözün öze ve hakikate tam mutabakatı" olduğunu belirtir. Yalanın zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, sıdk kavramının söylenen sözün var olan gerçeklikle (vakıayla) eksiksiz bir biçimde örtüşmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki anlamsal çerçevesinin bu ayetteki spesifik kullanımını inceler. Genellikle teolojik, kalbi ve ahlaki bir erdem (Allah'ı ve peygamberi tasdik) olarak kullanılan "sıdk" kelimesi, şahidin kurduğu bu mantıksal kurguda tamamen yatay, seküler ve adli bir "olgusal gerçeklik/tespit" anlamında (onun anlattığı hikaye maddi gerçeklikle uyuşuyor) kullanılmıştır.

        El-Kâzibîn (الْكَاذِبِينَ)

        Kelimenin kökü k-z-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "sözün gerçeğe aykırı olması, asılsızlık" anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kasten veya hatayla gerçekliğe (vakıaya) ters düşen her türlü ifadenin yalan (kizb) olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu adli denklemde "yalan" (kizb) ve "doğruluk" (sıdk) kavramlarının sadece gömleğin fiziksel durumuna (ön/arka) endekslenmesinin önemini vurgular. Bu durum, iftira anında insan dilinin ne kadar aldatıcı ve yönlendirici olabileceğini; hakikatin ancak sözcüklerden sıyrılıp, yalan söyleyemeyen, objektif ve sessiz maddi delillerle (gömleğin yırtılma yönüyle) ortaya çıkarılabileceğini gösteren derin bir hukuki okumadır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X