Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 23. Ayet

    وَرَاوَدَتْهُ الَّت۪ي هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه۪ وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَۜ قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اِنَّهُ رَبّ۪ٓي اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Verâvedet-hu-lletî huve fî beytihâ ‘an nefsihi veġallekati-l-ebvâbe vekâlet heyte lek(e)(c) kâle me’âża(A)llâh(i)(s) innehu rabbî ahsene meśvây(e)(s) innehu lâ yuflihu-zzâlimûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Evinde bulunduğu kadın, onunla ilişkiye girmek istedi. Kapıları iyice kapattı ve haydi gel! dedi. O da Haşa, Allah'a sığınırım! Zira kocan benim velinimetimdir, bana iyilik edip evini açtı. Gerçek şu ki zalimler iflah olmaz! dedi.

      Evinde bulunduğu kadın, onunla ilişkiye girmek istedi. Ayetteki evinde ifadesiyle, ev hakikatte kocasına ait olsa da, kocasının evi kendisine nispet edilmiş, dolayısıyla evin kadına nispet edilmesi de caizdir.

      Evinde bulunduğu kadın, onunla ilişkiye girmek istedi. Buradaki "râvede" (رَاوَدَ) fiilinin, davet ve bir çeşit istek anlamına geldiği söylenmiştir. Yani kadın onu kendisiyle ilişkide bulunmaya davet etti. Müfessirler, onu arzu etti anlamını verdiler.

      Kapdan iyice kapattı ve 'haydi gel!' dedi. Buradaki "heyte" (هَيْتَ) kelimesinin Arapça olmadığı, eski kitaplardan alınan bir kelime olduğu söylenmiştir. Bununla tam olarak ne demek istediğini bilmiyoruz. Ancak müfessirlerin bazısı şöyle dediler: Gelsene!... Bazıları da, senin için hazırlandım, anlamını verdi. Bazı kıraatlarda kelime "hi'tu" (هِئْتُ) diye okunmuştur, bu da zikrettiğimiz gibi, senin için hazırlandım manasına gelir. Bu ibare, işte senin için buradayım manasına geliyor gibi gözükmektedir.

      O da, haşa, Allah'a sığınırım, dedi. Allah'a sığınıyor ve O'na iltica ediyorum. Zira kocan benim velinimetimdir, bana iyilik edip evini açtı. Müfessirler dediler ki: Ayetteki "rabbî" (رَبِّي) kelimesi, beni satın alan efendim anlamına gelir. Bana iyilik edip evini açtı, yani bana şu andaki değerimi ve konumumu o ikram etti. Bunun delili, Mısır azizinin, karısına söylediği şu sözdür: "Ona değer ver ve güzel bak!". İşte onun bu sözü, buradaki ayetin de ona değer ver ve güzel bak manasına geldiğine delildir. Ancak O benim velinimetimdir, bana iyilik yaptı sözü ile Hz. Yûsuf, kendisini yaratan ve Aziz olan Allah'ı kastetmiş gibidir. Gerçek şu ki zalimler iflah olmaz; onlar zulmettiklerinde, yaptıkları zulümle iflah olmazlar. "Mesvây" (مَثْوَايَ) kelimesi, yerleşilen mekan, oturulan makam demektir, "sâvî" (ثَاوِي) de oturan, ikamet eden manasına gelir. "Maâzallah" (مَعَاذَ اللَّهِ), Allah'a sığınıyor, O'na iltica ediyor ve O'nun gücüne dayanıyorum demektir. Yahut zalimler iflah olmaz mealindeki cümle, hayatları zulümle sona erdirildiğinde iflah olmazlar demektir, fakat zulümden vazgeçtiklerinde iflah olurlar.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Râvedethu (رَاوَدَتْهُ)

        Kelimenin kökü r-v-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gidip gelmek, bir şeyi yavaşça ve kibarca aramak, talep etmek" olduğunu belirtir. Meraya ot aramaya giden öncüye bu yüzden "râid" dendiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "murâvede" kavramının, birini bulunduğu görüşten veya durumdan vazgeçirmek için onunla yavaş yavaş, hileyle ve ikna yoluyla mücadele etmek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin psikolojik derinliğine dikkat çeker; bu eylem ani ve kaba bir fiziksel saldırı değil, bilakis karşısındakinin iradesini kırmaya yönelik uzun süreli, ısrarlı ve baştan çıkarıcı bir psikolojik kuşatma sürecidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), fiilin dişil (müennes) formda gelişine ve etimolojik tınısına odaklanarak, "râvede" fiilinin kaba kuvvet barındırmayan, kadınsı bir yumuşaklığın ardına gizlenmiş tehlikeli ve ısrarlı bir cazibe (baştan çıkarma) oyununu kusursuzca betimlediğini vurgular.

        Nefsihî (نَفْسِهِ)

        Kelimenin kökü n-f-s şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin özü, cevheri, nefes ve kan" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nefs" kelimesinin insanın içsel gerçekliğini ve bütünselliğini ifade ettiğini söyler. Züleyha'nın Yusuf'tan "nefsini" (an nefsihî) talep etmesi, sadece yüzeysel bir birliktelik değil, onun tüm fiziksel, bedensel ve psikolojik varlığını kendi arzularına teslim etmesini istemesidir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın insan doğası tasavvurunda "nefs" kelimesinin genellikle insanın hayvani/biyolojik dürtülerini ve şehvetini (nefs-i emmâre) temsil ettiğini belirtir. Züleyha, Yusuf'un yüksek ahlaki iradesini aşarak doğrudan bu zayıf, biyolojik "nefsine" hitap etmekte ve onu düşürmeye çalışmaktadır.

        Ğallekati (وَغَلَّقَتِ)

        Kelimenin kökü ğ-l-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "kapıyı kilitlemek, sımsıkı kapatmak ve bir şeyi çıkılamaz/açılamaz hale getirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin tef'îl babında (ğalleka) gelmesinin morfolojik önemine değinir; bu kalıp eylemde yoğunluk, çokluk ve aşırılık bildirir. Sadece tek bir kapıyı örtmek değil, bütün kapıları bir daha açılmamacasına, üst üste ve sıkıca kilitlemek anlamına gelir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu aşırılık bildiren formunun, Züleyha'nın iç dünyasındaki obsesif (saplantılı) tutkuyu, eylemindeki önceden tasarlanmış kesinliği ve Yusuf'un fiziksel kaçış yollarını tamamen sıfırlama yönündeki psikolojik şiddeti dilde somutlaştırdığını ifade eder.

        El-Ebvâbe (الْأَبْوَابَ)

        Kelimenin kökü b-v-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "kapı, giriş ve bir şeyin bölümü" anlamına geldiğini belirtir. Angelika Neuwirth, edebi anlatı formları bağlamında buradaki "kapılar" (ebvâb) imgesinin sadece mimari birer nesne olmadığını; kapıların, mahrem olanla kamusal olan, günahın işlendiği kapalı alan ile ahlaki yasaların geçerli olduğu dış dünya arasındaki sınırı sembolize ettiğini analiz eder. Züleyha kapıları kilitleyerek sadece mekânı değil, aynı zamanda dış dünyanın ahlaki ve sosyal denetim mekanizmalarını da Yusuf'un dünyasından dışarıda bırakmayı amaçlamıştır.

        Heyte (هَيْتَ)

        Arapça kök sistemine doğrudan dahil edilemeyen, ism-i fiil (fiil isim) kategorisinde bir kelimedir. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, "heyte" kelimesinin saf Arapça olmadığını, İbranice, Süryanice veya Kıpti dillerinden birinden Arapçaya geçmiş (muarreb) yabancı kökenli bir kelime olduğunu kaydederler. "Bana gel, senin için hazırım" anlamını taşır. Arthur Jeffery, filolojik veriler ışığında kelimenin Aramice/Süryanice kökenli "hayth" (gel) nidasından Arapçaya geçtiğini belirtir. Bu kelimenin kullanımı, Züleyha'nın artık tüm ikna (murâvede) süreçlerini tüketip, doğrudan, emredici ve sabırsız bir cinsel çağrıda bulunduğunu gösteren son derece köşeli ve yabancı tınılı bir hitaptır.

        Meâze (مَعَاذَ)

        Kelimenin kökü a-v-z şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "korku ve tehlike anında bir şeye sığınmak, ona tutunmak ve ondan koruma talep etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iyâze" kavramının bedeni veya ruhu helak edecek bir durumdan kaçıp mutlak bir korunağa girmek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Yusuf'un "Ma'âzallah" (Allah'a sığınırım) şeklindeki feryadının ontolojik yönüne dikkat çeker. Züleyha tüm yatay (fiziksel) kapıları kilitleyip kaçış yolunu kapattığında, Yusuf yatay düzlemdeki bu fiziksel kuşatmayı, dikey düzlemde Allah'a "sığınarak" (meâz) yarmış; ahlaki direnişini ilahi bir koruma kalkanıyla boyutlandırmıştır.

        Mesvâye (مَثْوَايَ)

        Kelimenin kökü s-v-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir yerde sürekli kalmak, ikamet etmek ve yerleşmek" anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, insanın sükunet bulduğu, emniyetle barındığı yere "mesvâ" dendiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin bu spesifik ayetteki kullanımını (O benim rabbim/efendimdir, mesvâmı güzel yaptı) derin bir ahlaki bağlamda analiz eder. Yusuf, köle olarak satıldığı bir evde kendisine sunulan bu "güvenli barınağı" (mesvâ), Züleyha'nın cinsel teklifine karşı bir "vefa ve minnet" kalkanı olarak kullanmaktadır. İhanetin (hıyanet) karşısına, kendisine sunulan ikametgahın hakkını verme ahlakını (sadakat) koyar.

        Yuflihu (يُفْلِحُ)

        Kelimenin kökü f-l-h şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yarmak, ikiye ayırmak ve toprağı sürmek" olduğunu belirtir. Çiftçiye toprağı yarıp ektiği için "fellah" denir. Râgıb el-İsfahânî, "felâh" kelimesinin zorlukları yarıp geçerek kurtuluşa, zafere ve arzulanan nimete ulaşmak olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki-eskatolojik sistematiğinde "felâh" kavramının insanın varoluşsal ve nihai kurtuluşunu temsil ettiğini belirtir. Yusuf'un bu kelimeyi seçmesi, anlık bir cinsel hazzın (Züleyha'nın teklifinin) geçici olduğunu, ancak ahlaki sınırları ihlal etmenin insanı nihai/varoluşsal kurtuluştan (felâh) ebediyen mahrum bırakacağı yönündeki peygamberane bilincini yansıtır.

        Ez-Zâlimûn (الظَّالِمُونَ)

        Kelimenin kökü z-l-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün ana anlamının "bir şeyi kendi yeri dışında bir yere koymak, haktan sapmak ve karanlık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zulm" kavramının hak edilen sınırları aşmak, adaleti bozmak ve bir nesneyi/eylemi ontolojik olarak ait olmadığı bir yere yerleştirmek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Yusuf'un bu fiili (zinayı) sadece bir "günah" (zenb/hatîe) olarak değil de "zulüm" olarak tanımlamasının sosyo-ahlaki derinliğine işaret eder. Yusuf'a göre bu teklifi kabul etmek; hem kendisine güvenen Mısır azizine haksızlık (sosyal zulüm), hem kendi iffetine ve fıtratına ihanet (nefsine zulüm), hem de Allah'ın koyduğu sınırlara tecavüz (teolojik zulüm) olacaktır. Her şeyin yerli yerinden edilmesi eylemidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X