وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُٓ اٰتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماًۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 22. Ayet
Daralt
X
-
Yûsuf erginlik çağına erişince, ona güçlü bir muhakeme yeteneği ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükafatlandırırız.
Yûsuf erginlik çağına erişince; buradaki "eşuddehu" (أَشُدَّهُ) kelimesi, her şeyin kuvvetlenmesi ve nihai kemale ermesi anlamına gelir. Ergenliğinin veya gençliğinin sınırına varması manasına veya aklının tamamlanması anlamına gelmesi muhtemeldir. Kelimede bu üç anlamın hepsi mevcuttur. Müfessirler şöyle dediler: "Eşuddu" (أَشُدُّ) kelimesi, insanın on sekiz yaşından kırk yaşına kadar olan zamanı ifade eder. Çünkü her şeyin gelişmesi ve kemale ermesi, bu yaştan o yaşa kadar bir zamanda gerçekleşir. En doğrusunu Allah bilir.
Ona güçlü bir muhakeme yeteneği ve ilim verdik. Buradaki hüküm kelimesi, insanlar arasında hüküm verme gücü ve hüküm bilgisi manasına gelebilir. Hüküm, peygamberlik anlamına da gelebilir, yani ona peygamberlik verdik. İlim de daha önce geçtiği gibi rüyada görülenleri yorumlama bilgisi demektir. Yahut ona hükmü verdiği zaman ilmi de vermiş, ilmi verdiği zaman hükmü de vermiş demektir.
İşte güzel davrananları biz böyle mükafatlandırırız. Bu cümle güzel ameller anlamına gelebilir, yani güzel ve iyi işler yapanları böyle mükafatlandırırız. İnsanlara karşı güzel muamele etmek manasına da gelebilir, yani insanlara güzel muamele et! Yahut kendine karşı güzel muamele et! Bu kelimede, bu üç anlam da vardır. Yahut işte güzel davrananları biz böyle mükafatlandırırız mealindeki cümle, Allanın nimetlerine ve ihsanına karşı güzel davranan ve onlara şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız anlamına da gelebilir. İşte böyle, yani Hz. Yûsuf'u mükafatlandırdığı gibi. Bununla Cenab-ı Hak, başkalarını da Yûsuf'u mükafatlandırdığı gibi mükafatlandıracağını kastetmemektedir, lakin onu da güzel bir şekilde mükafatlandıracaktır, demektedir.
Yorumu Yorumla
-
Beleğa (بَلَغَ)
Kelimenin kökü b-l-ğ şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir amaca, hedefe veya nihai bir noktaya ulaşmak, varmak" olduğunu belirtir. Fiziksel bir menzile varmak için kullanıldığı gibi, zaman ve yaş sınırlarına ulaşmak için de kullanılır. Râgıb el-İsfahânî, "büluğ" kavramının bir kimsenin fiziksel, zihinsel veya zamansal olarak belirli bir olgunluk aşamasına erişmesini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Arap kültüründe "büluğ" kavramının salt kronolojik bir yaş almadan ziyade, bireyin kabile içinde sosyal, askeri ve ahlaki sorumlulukları üstlenebilecek bir yetkinliğe ulaştığını belgeleyen sosyolojik bir eşik olduğunu analiz eder. Ayette Yusuf'un bu noktaya "ulaşması", onun kölelikten ve çocukluktan sıyrılarak ilahi görevi yüklenecek kıvama geldiğini gösterir.
Eşuddehû (أَشُدَّهُ)
Kelimenin kökü ş-d-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "sıkıca bağlamak, sağlamlaştırmak, güç, kuvvet ve şiddet" anlamlarına geldiğini belirtir. Gevşekliğin ve zayıflığın zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, "eşüdd" kelimesinin insanın bedensel ve zihinsel melekelerinin en güçlü, en sağlam ve en dayanıklı olduğu gençlik/olgunluk çağı (genellikle 18 ile 30-40 yaş arası) olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamdaki önemine dikkat çekerek; Yusuf'un Mısır gibi karmaşık bir medeniyette karşılaştığı entrikalara (Züleyha'nın teklifi gibi) ve ileride üstleneceği devlet yönetimine karşı koyabilmesi için salt çocuksu bir masumiyetin yetmeyeceğini, zihinsel ve iradi bir "sağlamlığa/dirence" (eşüdd) ulaşmasının ilahi planın bir gereği olduğunu vurgular.
Âteynâhu (آتَيْنَاهُ)
Kelimenin kökü e-t-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gelmek, varmak ve bir şeyi getirmek/vermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "itâ" (vermek) eyleminin, bir lütfu ve ihsanı hiçbir zorlama olmadan, kolaylıkla ve zarafetle sunmak olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik sisteminde bu eylemin dikey bir nitelik taşıdığına dikkat çeker. Hikmet ve ilmin Yusuf tarafından yatay düzlemde çalışılarak (kesbî) elde edilmediğini; doğrudan Allah'ın aşkın iradesiyle, yukarıdan aşağıya (vehbî) bir lütuf olarak "verildiğini" analiz eder.
Hukmen (حُكْمًا)
Kelimenin kökü h-k-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün ana anlamının "men etmek, alıkoymak ve engellemek" olduğunu belirtir. Ata vurulan geme (hakeme) atı yoldan çıkmaktan engellediği için, yargıca da adaletsizliği engellediği için hakim dendiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "hüküm" kelimesinin iki şey arasında adaleti tesis etmek veya olayların ardındaki asıl gerçeği (hikmet) kavrayarak fesadı engellemek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette geçen "hüküm" kelimesinin sadece siyasi bir iktidar veya kadılık makamı olmadığını; insanın kendi içgüdülerini (nefsini) kontrol edebilme yeteneğini, eşyanın hakikatini kavrama gücünü ve peygamberane bir "bilgelik/hikmet" kapasitesini (ontolojik otoriteyi) temsil ettiğini vurgular.
'Ilmen (عِلْمًا)
Kelimenin kökü a-l-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin izini sürmek, alametini bilmek ve bir nesneyi derinlemesine idrak etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramının bir şeyin özünü ve hakikatini tüm yönleriyle kavramak olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Cahiliye toplumunda ilim kavramının daha çok soy bilgisi, çöl tecrübesi ve pratik yaşam becerileri (ampirik bilgi) ile sınırlandığını; Kur'an'ın ise bu kelimeye ilahi vahiy, olayların sembolik yorumu (rüya te'vili) ve eşyanın ardındaki mutlak gerçeği okuma (teolojik bilgi) şeklinde yepyeni ve aşkın bir boyut kazandırdığını analiz eder.
Neczî (نَجْزِي)
Kelimenin kökü c-z-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin karşılığını tam olarak vermek, yetinmek ve bedelini ödemek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cezâ" kelimesinin hem iyilik hem de kötülük karşılığında verilen adil ve denk karşılık olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "biz böyle karşılık veririz" (neczî) fiilinin süreklilik bildiren geniş zaman kalıbında olmasının teolojik anlamına değinir. Allah'ın Yusuf'a verdiği bu lütufların anlık ve kişiye özel bir tesadüf olmadığını, iyilik yapanlara karşı ilahi adaletin işleyiş prensibini (sünnetullah) ve değişmez nedensellik yasasını ortaya koyduğunu belirtir.
El-Muhsinîn (الْمُحْسِنِينَ)
Kelimenin kökü h-s-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün çirkinliğin (kubh) zıttı olarak "güzellik, iyilik ve uygunluk" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihsan" kavramının adaletten (adl) daha üstün bir erdem olduğunu; adaletin sadece gerekeni yapmak iken, ihsanın gerekenden fazlasını kendi isteğiyle ve en mükemmel/estetik biçimde yapmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an ahlakında ihsan kavramının, sıradan bir ahlaki iyiliğin ötesinde, insanın tüm eylemlerini Allah'ın huzurundaymış gibi derin bir ontolojik farkındalıkla (murakabe) ve manevi bir kusursuzlukla yerine getirmesi olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kıssadaki dramatik yerine dikkat çeker; Yusuf, kuyuya atılmış, köle pazarında satılmış ve kimsesiz bırakılmış olmasına rağmen ahlaki kalitesini (ihsan) bozmamış, kötülüğe kötülükle değil "güzellikle/yetkinlikle" cevap vererek, bu ilahi mükafata (hüküm ve ilim) layık bir varoluş sergilemiştir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla