Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 19. Ayet

    وَجَٓاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُۜ قَالَ يَا بُشْرٰى هٰذَا غُلَامٌۜ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةًۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vecâet seyyâratun feerselû vâridehum feedlâ delveh(u)(s) kâle yâ buşrâ hâżâ ġulâm(un)(c) veeserrûhu bidâ’a(ten)(c) va(A)llâhu ‘alîmun bimâ ya’melûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Derken bir kervan geldi, sucularını gönderdiler, adam kovasını kuyuya saldı; Müjde! İşte bir oğlan çocuğu! diye bağırdı. Onu alıp bir ticaret malı olarak sakladılar. Allah onların yaptıklarını çok iyi biliyordu.

      Derken bir kervan geldi. "Seyyare" (سَيَّارَةٌ) kelimesi, yolcular yani sefere çıkanlar kelimesi gibi yürüyenler topluluğu anlamına gelir. Sucularını gönderdiler; "vârid" (وَارِد) kelimesi de, su arayan, saki demektir. Adam kovasını kuyuya saldı; yani kovayı kuyuya sarkıttı ve Yûsuf'u buldu. Müjde! İşte bir oğlan çocuğu! diye bağırdı. Bazıları şöyle dedi: Müjde anlamına gelen "büşrâ" (بُشْرَىٰ) kelimesi, sucunun yanındaki adamın ismidir. Sucu ona şöyle seslendi: Ey Büşrâ! İşte bir oğlan çocuğu! Aynen; ey falan, işte bir oğlan çocuğu denildiği gibi. Bazıları da şöyle dedi: Bu kelime "beşâret" (بَشَارَة) kökünden ve müjdelemek manasına gelmektedir. Sanki o şöyle demişti: Müjdeler olsun, bu bir çocuk! ... Bazı kıraatlarda kendine nispet ederek "yâ büşrâye" (يَا بُشْرَايَ) diye okunmuştur. Yani adam kendini müjdelemiş, bu çocukla bana müjdeler olsun, demişti. Bu oradaki durumla ilgili kinayeli bir söz gibidir, ancak onu bize açıklamamıştır. Onu en iyi Allah bilir. Cenab-ı Hak başka bir ayette şöyle buyurdu: "Onlara, 'Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim' diye de yemin etti". Burada İblis'in yemin ettiğini haber vermekte, ancak neye yemin ettiğini açıklamamaktadır.

      Onu alıp bir ticaret malı olarak sakladılar. Bazıları şöyle dedi: Buradaki "isrâr" (إِسْرَار) kelimesi hem gizlemek, hem de açıklamak manasına gelir. Nitekim Allah şöyle buyurur: ''.Azabı gördüklerinde pişmanlık gösterirler''. Yani pişmanlık izhar ettiler. Kullanılan kelime şayet her ikisine de ait ise, sanki şunu söylemektedir: Onu mal olarak ortaya koydular. Eğer gizlemek anlamına geliyorsa, o zaman da sakladılar demek olur, sanki şöyle diyor: Malı ortaya çıkardılar, ancak arkadaşları ortak olmak istemesinler diye orada bulunanı gizlediler. Allah onların yaptıklarını çok iyi biliyordu. Yani Yûsuf’un kardeşlerinin Yûsuf'a yaptıklarını çok iyi biliyordu. Yahut kervanın gizleyip açıkladıkları şeyde ne yaptıklarını çok iyi biliyordu. En doğrusunu Allah bilir.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Seyyâratun (سَيَّارَةٌ)

        Kelimenin kökü s-y-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yürümek, hareket etmek, bir yerden başka bir yere sürekli geçip gitmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "seyyâra" kelimesinin çölde sürekli hareket halinde olan yolcu gruplarına ve kervanlara verilen isim olduğunu kaydeder. Önceki ayetlerde kardeşlerin planında meçhul bir kurtuluş veya felaket ihtimali olarak zikredilen kervan, burada fiziksel bir gerçeklik olarak olay mahalline varır. Toshihiko Izutsu, bedevi kültüründe kervanın çölün acımasızlığında hayatta kalmayı ve medeniyete bağlanmayı temsil ettiğini; ancak Yusuf'un durumunda bu "kurtarıcı" kafilenin, onu kabile himayesinden tamamen koparıp kölelik sistemine entegre eden taşıyıcı bir araca dönüştüğünü analiz eder.

        Vâridehum (وَارِدَهُمْ)

        Kelimenin kökü v-r-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "suya gitmek, su kaynağına varmak ve ulaşmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vârid" kelimesinin, kervanın önünden gidip su kaynağını bulan ve kafile için su temin etmekle görevli olan kişi (suculuk yapan kılavuz) olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamına dikkat çekerek, çöl şartlarında "vârid"in kervanın can damarı olduğunu; onun sadece suyu değil, Yusuf gibi kervanın kaderini değiştirecek bir "buluntuyu" (lukata) kuyudan çıkarmasının kıssadaki dramatik kurguyu derinleştirdiğini kaydeder.

        Delvehu (دَلْوَهُ)

        Kelimenin kökü d-l-v şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi yavaşça ve yumuşaklıkla çekmek, sarkıtmak" anlamına geldiğini, kuyudan su çekmeye yarayan deri kovaya da bu eylemden dolayı "delv" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin su kovasını aşağı indirmek ve dolu olarak yukarı çekmek anlamındaki fiziksel işlevini tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "kova" nesnesinin kıssadaki edebi ve sembolik işlevine odaklanır. Kova, Yusuf'u ölümün ve karanlığın sembolü olan gayya kuyusundan (gayâbe) çıkarıp, onu ticaretin ve insanlık dramının yaşanacağı yeryüzüne taşıyan mekanik bir "doğum/geçiş" aracı olarak edebi metne yerleşmiştir.

        Buşrâ (بُشْرَىٰ)

        Kelimenin kökü b-ş-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "deri, insanın dış yüzeyi ve bir şeyi soymak/ortaya çıkarmak" olduğunu belirtir. Müjde (buşrâ) kelimesinin, insanın içindeki sevincin yüzünün rengini değiştirmesi, derisine ve dış görünüşüne anında yansıması sebebiyle bu kökten türediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "müjde" kavramını, insanı sevindiren ve yüzünü aydınlatan ani ve iyi haber olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin köken olarak Arapça olmakla birlikte, spesifik olarak "dini/sevindirici müjde" formundaki kullanımının Aramice ve Süryanice "besôrâ" (iyi haber, müjde) kelimesinin kültürel etkileşimiyle şekillendiğini savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, sucuğun "müjde!" şeklindeki nidasının taşıdığı trajik ironiye dikkat çeker. Adam sıradan bir köle bulduğu için dünyevi bir ticari kazanç müjdesi verirken, aslında o kovada Mısır'ın kurtuluşunu ve tarihin akışını değiştirecek ilahi bir peygamberi çektiğinden tamamen habersizdir.

        Gulâmun (غُلَامٌ)

        Kelimenin kökü g-l-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "gençlik, şehvetin kabarması ve ergenlik" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "gulâm" kelimesinin bıyıkları yeni terlemeye başlamış, çocukluktan gençliğe adım atan erkek evlat veya köle için kullanıldığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, kervancıların Yusuf'u Yakup'un oğlu veya asil bir birey olarak değil, sadece "bir genç/bir oğlan" (gulâm) olarak tanımlamalarının ontolojik bir indirgeme olduğunu analiz eder. Bu kelime seçimi, Yusuf'un tüm geçmiş kimliğinden, soyundan ve şahsiyetinden soyutlanarak, kervancıların gözünde anonimleştirilmiş biyolojik bir varlığa dönüştürülmesini ifade eder.

        Eserrûhu (وَأَسَرُّوهُ)

        Kelimenin kökü s-r-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi gizlemek, örtmek, saklamak ve kalpte tutmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "isrâr" eyleminin bir niyeti, durumu veya nesneyi başkalarından, özellikle de ortaktakilerden gizleyerek kendine saklamak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "onu sakladılar" şeklindeki bu eylemin psikolojik ve ticari boyutunu değerlendirir. Suyu bulanlar (vârid ve yanındakiler), buldukları bu değerli "malı" kervanın geri kalanından gizlemişlerdir; zira bu soylu görünüşlü çocuğun hür biri olabileceğinden korkmuşlar veya onu satarak elde edecekleri karı diğer yolcularla paylaşmak istememişlerdir. Bu gizleme eylemi, insan doğasındaki açgözlülüğün dille ifadesidir.

        Bidâaten (بِضَاعَةً)

        Kelimenin kökü b-d-a şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün ana anlamının "bir şeyi kesmek, bir parçayı bütünden ayırmak" olduğunu kaydeder. "Bid'a", bir insanın kendi ana malından ticarette kullanmak, satmak veya sermaye yapmak üzere ayırdığı parça/mal anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "ticaret kastıyla alınıp satılan eşya, sermaye" olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, ayetteki bu kelimenin Yusuf'un maruz kaldığı ontolojik düşüşün nihai noktasını temsil ettiğini vurgular. Yakup'un canından çok sevdiği oğlu, kardeşlerinin hilesiyle kuyuya atılmış, şimdi ise bulanlar tarafından tamamen nesneleştirilip satılık bir "ticari mala/sermayeye" (bidâah) dönüştürülmüştür. Kelimenin kökündeki "bütünden koparılma/kesilme" anlamı, Yusuf'un ailesinden ve hürriyetinden zorla koparılışını mükemmel bir etimolojik uyumla resmeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X