Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 18. Ayet

    وَجَٓاؤُ۫ عَلٰى قَم۪يصِه۪ بِدَمٍ كَذِبٍۜ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْراًۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ وَاللّٰهُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vecâû ‘alâ kamîsihi bidemin keżib(in)(c) kâle bel sevvelet lekum enfusukum emrâ(an)(s) fesabrun cemîl(un)(s) va(A)llâhu-lmuste’ânu ‘alâ mâ tasifûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Gömleğinin üstünde uydurma bir kan izi de gösterdiler. Yakup, Hayır! Nefsiniz sizi kötü bir iş yapmaya sürüklemiş; artık (bana düşen) güzelce sabretmektir. Anlattığınız şeyler karşısında, (bana) yardım edecek olan ise ancak Allah'tır dedi.

      Gömleğinin üstünde uydurma bir kan izi de gösterdiler. Kanın yalan olması ihtimali yoktur. Ancak, en doğrusunu Allah bilir ya, gömleğin üzerindeki kanın kurdun yediği Yûsuf’un kanıdır şeklindeki sözleri yalan idi, çünkü kurt onu yememiş, kan da onun kanı değildi. Ferrâ şöyle dedi: "Bidemin kezib" (بِدَمٍ كَذِبٍ), yani yalan kan, hakkında yalan söylenmiş kan demektir. Araplar, mef'ul yerine mastarı da kullanırlar. Hayır! Nefsiniz sizi kötü bir iş yapmaya sürüklemiş; yani nefsiniz size süslemiş, "tesvîl" (تَسْوِيل) kelimesi sözlükte süslü göstermek anlamına gelir. En doğrusunu Allah bilir ya, bu cümlenin yorumu şudur: Nefsiniz size kötü bir işi süslü gösterdi, anlattığınız işi yapmaya ve beni çocuğumdan ayırmaya teşvik etti. Ancak nefislerinin onlara süslü gösterdiği o işin ne olduğunu biz bilmiyoruz. Bunun şu ayette belirtilen husus olması muhtemeldir: "Babası, 'Yavrucuğum' dedi, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma, sonra sana tuzak kurarlar!". En doğrusunu Allah bilir.

      Artık (bana düşen) güzelce sabretmektir. Bu cümlenin iki anlama gelme ihtimali vardır. Birincisi, "sabır" (صَبْرٌ) tahammülsüz olmamak, "cemîl" (جَمِيلٌ) de başımıza gelen musibete rıza göstermek; çünkü sabır tahammülsüzlükten kendini tutmaktır. İkincisi, "sabır": kendini tahammülsüzlükten alıkoymak, "cemîl" de karşılık beklememektir. En doğrusunu Allah bilir.

      Anlattığınız şeyler karşısında, (bana) yardım edecek olan ise ancak Allah'tır. Yani sizin anlattıklarınız karşısında sabretmek için Allah'tan yardım istiyorum. Yahut şunu demek istiyor: Yûsuf'u kurt yedi gibi söylediğiniz yalanlara karşı ben Allah'tan yardım istiyorum.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kamîsıhî (قَمِيصِهِ)

        Kelimenin kökü k-m-s şeklindedir. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, "kamîs" kelimesinin etimolojik olarak saf Arapça bir köke dayanmadığını, yabancı menşeli (a'cemî) olup zamanla Arapça ses yapısına uyarlandığını (muarreb) ifade ederler. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini tarihsel filoloji çerçevesinde inceleyerek, Geç Latince "camisia" veya Yunanca "kamision" kelimesinden türediğini; İslam öncesi dönemde Hristiyan Süryani ("qûmîsâ" veya "qemîsâ") ticaret veya kültürel etkileşim ağları üzerinden Arapçaya "iç gömleği/tunik" anlamında yerleştiğini güçlü delillerle savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an anlatısındaki edebi ve sembolik ağırlığına dikkat çeker. "Gömlek" (kamîs) nesnesi, Yusuf kıssasının dramatik dönüm noktalarında bir hakikat ve yalan göstergesi olarak üç kez sahneye çıkar; bu ayette gömlek, kardeşler tarafından üretilmiş bir ihanetin ve kurgusal ölümün en somut, fiziksel delili olarak babanın önüne atılmıştır.

        Demin (دَمٍ)

        Kelimenin kökü d-m-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel olarak "kan, kızarıklık ve kanama" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kanın (dem) canlı bedendeki hayatın özü ve en temel fiziksel unsuru olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Bedevi Arap kültüründe "dem" (kan) kavramının semantik alanını detaylıca analiz eder. Çöl kültüründe kan, intikamın (thar), kabile onurunun ve hayatiyetin mutlak sembolüdür. İzutsu'nun analizine göre, kardeşlerin babalarını inandırmak için sıradan bir eşyayı değil, doğrudan "kanı" (dem) seçmeleri, Bedevi zihnindeki en sarsıcı, en kutsal ve en tartışılmaz bedensel kanıtı, kendi hileli kurguları (keyd) için acımasızca silahsallaştırmalarını ifade eder.

        Kezibin (كَذِبٍ)

        Kelimenin kökü k-z-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün ana anlamının "bir şeyin gerçeğe, aslına ve hakikate aykırı olması, verilen sözün tutulmaması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kizb kavramını "bir sözün veya durumun, kasten veya hatayla, var olan gerçekliğe (vakıaya) ters düşmesi" olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki terminolojisinde "yalan" (kizb) kavramının sadece dilsel bir hata değil, doğrudan hakikate karşı geliştirilen ontolojik ve ahlaki bir isyan, bilinçli bir örtbas etme eylemi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki dilbilimsel inceliğe dikkat çeker; ayette "yalanlanmış/sahte kan" anlamında sıfat tamlaması (demin mekzûb) yerine doğrudan mastar kullanılarak "yalan kan" (demin kezib) denilmiştir. Bu Arap retoriğindeki mübalağa (abartı) sanatıdır; kanın kendisi adeta yalanın cisme bürünmüş halidir ve kardeşlerin kurgusu o kadar iğretidir ki nesnenin varlığını bile bütünüyle bir yalana dönüştürmüştür.

        Sevvelet (سَوَّلَتْ)

        Kelimenin kökü s-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi nefse süslü, güzel ve çekici göstermek, aldatmak" anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "tesvîl" eylemini, insanın içindeki tutkuların, nefsinin veya şeytanın, aslında çirkin ve yıkıcı olan bir fiili, akla ve vicdana son derece rasyonel, cazip ve meşru bir hak gibi sunması olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Yakup peygamberin olay karşısındaki psikolojik analizini incelerken bu kelimenin önemini vurgular. Yakup, oğullarına doğrudan "siz katilsiniz" demek yerine, onların iç dünyasındaki ahlaki çöküş sürecini (tesvîl) ifşa eder. İzutsu'ya göre bu kullanım, kardeşlerin bu korkunç cinayet teşebbüsünü gerçekleştirirken vicdan azabı çekmemek için kendilerini haklı görecekleri bir iç kurgu, sahte bir gerekçe ve psikolojik bir illüzyon yarattıklarını gösterir.

        Sabrun (صَبْرٌ)

        Kelimenin kökü s-b-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "alıkoymak, tutmak, hapsetmek ve bir şeye karşı dayanmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sabrı "nefsi aklın ve dinin gerektirdiği sınırlar içinde tutmak, şikayet ve sızlanmadan kendini alıkoymak" olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi dönemde "sabr" kavramının kabile savaşlarında, kıtlıkta veya fiziksel acıda gösterilen "bedensel ve kabilevi direnç" anlamına geldiğini; Kur'an'ın ise bu kelimenin içini doldurarak onu Allah rızası için gösterilen, derin, içsel ve teolojik bir manevi dayanıklılığa evirdiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bağlamıyla sabrın pasif bir kabulleniş, çaresizlik veya fatalist (kaderci) bir boyun eğiş olmadığını; bilakis en büyük trajedi ve yalan karşısında, ilahi hakikate güvenerek ahlaki ve varoluşsal bütünlüğü koruyan son derece dinamik, aktif ve şuurlu bir direniş hali olduğunu ifade eder.

        Cemîlun (جَمِيلٌ)

        Kelimenin kökü c-m-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "güzellik, zarafet ve dağınık olan şeyleri bir araya toplayıp düzene koymak" anlamlarında olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, cemîl kavramının hem gözle görülen fiziksel güzelliği hem de akılla ve vicdanla idrak edilen ahlaki kusursuzluğu ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "güzel sabır" (sabrun cemîl) tamlamasının Kur'an'ın sunduğu en yüksek ahlaki estetik formlarından biri olduğunu söyler. İçinde insanlara yönelik hiçbir şikayet, feryat (ceze') ve umutsuzluk barındırmayan; hüznün sadece Allah'a arz edildiği, tevhidi bir vakar ve soyluluk taşıyan ruhsal bir duruşun (estetiğin) etimolojik ifadesidir.

        El-Musteânu (الْمُسْتَعَانُ)

        Kelimenin kökü a-v-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "yardım etmek, destek olmak ve birinin yükünü hafifletmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "isti'âne" kavramının, insanın kendi gücünü ve kapasitesini aşan, altından kalkamayacağı devasa bir yük karşısında dışarıdan mutlak bir destek talep etmesi olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Yakup peygamberin oğullarının "kanıta dayalı yalanı" karşısında dünyevi bir mahkeme veya kabilevi bir soruşturma mekanizması işletmediğini; olayın yatay (beşeri) boyuttaki çözüm imkanının kalmadığını görerek, hüküm ve yardım merciini doğrudan ontolojik kaynağa (Allah'a) aktardığını, bu kelimenin de bu mutlak teslimiyeti ve dikey teolojik sığınağı sembolize ettiğini ifade eder.

        Tesıfûn (تَصِفُونَ)

        Kelimenin kökü v-s-f şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi betimlemek, süslemek, onun özelliklerini sayıp dökmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, vasf eyleminin bir nesnenin veya durumun niteliklerini sözlü olarak aktarmak olduğunu kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin buradaki retorik ve edebi işlevine odaklanır. Yakup peygamber oğullarına "yaptıklarınıza karşı" (mâ tef'alûn) demek yerine, bilinçli bir kelime seçimiyle "anlattıklarınıza/betimlediklerinize karşı" (mâ tesıfûn) demiştir. Bu etimolojik tercih, Yakup'un ortadaki olayın fiziksel bir gerçeklik (cinayet/kurt yeme) değil; oğulları tarafından özenle üretilmiş kurgusal bir hikaye, bir dilsel betimleme ve bir masal (vasf) olduğunun tamamen farkında olduğunu çarpıcı bir incelikle ortaya koyar. Yakup, yalanı sözcük seçimiyle deşifre etmiştir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X