Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 13. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 13. Ayet

    قَالَ اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle innî leyahzununî en teżhebû bihi veeḣâfu en ye/kulehu-żżi/bu veentum ‘anhu ġâfilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Babaları, Doğrusu onu götürmeniz beni endişelendiriyor; farkında olmadığınız bir sırada onu kurt yer diye korkuyorum dedi.

      Babaları, 'Doğrusu beni endişelendiriyor' dedi. O, Yûsuf'un başına bir şey gelmesinden ve Allahın kendisine lütfettiği nimetin kaybolmasından endişe ediyordu; çünkü Yûsuf aleyhisselam onun için büyük bir nimetti. Onu göremeyip kaybedeceğinden endişe ettiğini söyledi, başına bir şey gelmesinden korktuğu için korku kelimesini kullandı. Bu, "Onlar için herhangi bir korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler" mealindeki ayetin tefsiridir. Yani onlar üzülmeyecekler, çünkü o halen vardır ve kaybolup gitmeyecektir. Onlar için korku yoktur, yani onlar onun kaybolup gitmesinden korku duymayacaklar, çünkü nimetin yok olması, sahibine nimeti eksiltir, Cenab-ı Hak da onlara bu konuda güvence vermektedir. Söylediğimiz gibi üzüntüden maksat o andaki halin ifadesidir, korku da ileride olacak şeyden duyulan endişedir. En doğrusunu Allah bilir.

      Onu kurt yer diye korkuyorum. Bazı müfessirler şöyle dedi: Yakup aleyhisselam rüyasında Yûsuf'u kurdun yediğini görmüştü, bundan dolayı onu kurt yer diye korkuyorum demişti. Ancak böyle bir ihtimal yoktur. Çünkü peygamberlerin rüyalarının ekserisi haktır ve doğrudur. Hz. Yakub'un bu rüyayı gördüğü halde onu kurt yer diye korkuyorum demesi ihtimali yoktur. Yahut o, Yûsuf'un onlarla gitmesine engel oluyordu. Ancak çöllerde ve sahralarda küçük çocukların başlarına kötü şeyler geleceğinden korkulduğu gibi Hz. Yakup da Yûsuf'u kurdun parçalamasından korkmuştu. Çünkü çöllerde ve sahralarda çocuklar için duyulan korku ve onların kaybolmaları, başka şeylerden ziyade kurtların saldırısı yüzünden olmakta idi. Kardeşlerinin güreştikleri ve yarış için meşgul oldukları bir sırada yırtıcılardan birinin onu avlaması da mümkündü. Bir kişinin insanların arasından onu alıp kaybetmesi ihtimali yoktur. Bazı müfessirler şöyle dedi: Onu kurt yer diye korkuyorum mealindeki cümle, çocuklarından kinayedir, yani onu helak etmenizden ve kaybetmenizden korkuyorum, demektir.

      Onu kurt yer diye korkuyorum. Yakup aleyhisselam oğluna "Anlaşılan böylece Rabb'in seni seçecek, sana rüyada görülenlerin yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetini tamamladığı gibi sana ve Yakup soyuna da nimetini tamamlayacaktır" demişken, onu kurdun yemesinden nasıl korkar? Yûsuf'a, Allah seni seçecek, sana rüyada görülenlerin yorumunu öğretecek ve nimetini tamamlayacak diyor, sonra onu kurdun yemesinden ve kaybolmasından nasıl korkuyor? Allah'tan gelen bir bilgi ve vahiy olmadan onun böyle bir şey söylemesine ihtimal yoktur.

      Denildi ki: Korkunun şartı olarak ayette belirtilen hususun olması muhtemeldir; Hz. Yakup ayette zikri geçen seçilmeyi, rüyada görülenlerin yorumunun öğretilmesini ve nimetlerin tamamlanmasını kaybetmekten korkmuş olabilir. Yahut o, benimsediği dinden dolayı herkesin korkacağı şeylerden korunmuş olsalar bile yine de herkesin korktuğu şeylerden korkmuş olabilir. Çünkü Hz. İbrahim şöyle bir dua yapmıştı: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut!" Hz. İbrahim'in putlara tapmadığı ve tapmayacağı malumdur. Hz. Yûsuf da şöyle dua etmişti: "Müslüman olarak canımı al ve beni iyi kulların arasına kat!" Buna benzer başka ayetler de vardır. Daha önce muhtelif yerlerde kaydettiğim gibi, ısmet sıfatı asla korkuyu yok etmez, zıt olan iki fiilden birini yapmayacağı konusunda da teminat vermez, aksine korkuyu daha çok arttırır. Bundan dolayı hayırlı ve günahsız insanların, dinleri hakkındaki korkuları ve endişeleri başkalarından daha çoktur. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yahzununî (لَيَحْزُنُنِي)

        Kökü h-z-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yerin engebeli, kaba ve sert olması" olduğunu belirtir. İnsanın kalbinde hissettiği ağır keder ve hüznün, nefsi pürüzlü ve sert hale getirmesinden dolayı bu kökten türediğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, hüznü "nefsin maruz kaldığı şiddetli keder ve sevincin yitimi" olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın psikolojik terminolojisinde hüznün sıradan bir duygusal tepkiden ziyade, varoluşsal bir daralma hali olduğunu analiz eder. Yakup'un "onu götürmeniz beni kesinlikle üzer" (yahzununî) şeklindeki ifadesi, sadece ebeveynsel bir ayrılık acısını değil, peygamberane bir sezişle yaklaşmakta olan felaketin ruhunda yarattığı öncül ve derin sarsıntıyı ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu hüznün Yakup'un iç dünyasındaki ontolojik ağırlığına dikkat çekerek, bunun sıradan bir kuruntu olmadığını, vahiy kanalıyla sezdiklerinin ruhuna yüklediği manevi bir keder olduğunu vurgular.

        Ehâfu (وَأَخَافُ)

        Kökü h-v-f şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün ana anlamının "beklenmedik veya hoşa gitmeyen bir şeyden dolayı kalbin sarsılması, dehşete düşmesi" olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, havf (korku) kavramını, zarar verici bir durumun gerçekleşeceğine dair belirtilerin önceden hissedilmesiyle ortaya çıkan zihinsel ve duygusal bir uyarı hali olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "havf" kavramının çoğunlukla Allah'a duyulan ontolojik korku ve saygıyı (takva) ifade etmekle birlikte, bu ayette tamamen yatay düzlemde, insanlardan ve doğadan gelebilecek somut bir tehdide karşı duyulan psikolojik güvensizliği temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu korku ifadesinin sosyo-psikolojik bağlamına değinerek; Yakup'un aslında oğullarının Yusuf'a zarar vereceğinden korktuğunu, ancak aile içi doğrudan bir suçlamadan kaçınmak ve diplomatik bir dil kullanmak amacıyla bu korkusunu "kurt yeme ihtimali" üzerinden dolaylı bir şekilde ifade ettiğini belirtir. Yakup'un bu sözlü savunma stratejisi, trajik bir şekilde oğullarına kuracakları hilenin (keyd) ana malzemesini vermiştir.

        Ye'kulehu (يَأْكُلَهُ)

        Kökü e-k-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi yutmak, tüketmek ve bedene dahil etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ekl" fiilinin gıdayı çiğneyip yutmak olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu fiilin Kur'an'ın edebi anlatısındaki dramatik işlevine dikkat çeker; "tüketilmek/yenmek" eylemi, Yusuf'un tamamen ortadan kaybolacağı, izinin bile bulunamayacağı nihai ve vahşi bir yok oluşu simgeler. Kardeşlerin ilerleyen ayetlerde "onu kurt yedi" yalanını kurarken bizzat babalarının telaffuz ettiği bu şiddet dolu fiile (ekl) sığınmaları, anlatıdaki edebi ironiyi ve psikolojik gerilimi zirveye taşır.

        Ez-Zi'b (الذِّئْبُ)

        Kökü z-e-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "korkutmak, ürkütmek veya hızlı ve sinsi bir şekilde hareket etmek" anlamlarına geldiğini, kurdun da sinsi tabiatı ve ani saldırısıyla dehşet saçmasından dolayı bu ismi aldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin vahşi bir yırtıcıyı tanımladığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin ortak Sami dil ailesine ait olduğunu; İbranice "ze'ev", Aramice "dîbâ" ve Akkadca "zîbu" kelimeleriyle aynı etimolojik kökten gelerek Arapçaya yerleşmiş temel bir zoolojik terim olduğunu tarihsel verilerle ortaya koyar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kurdun kıssadaki retorik varlığını analiz ederek, onun aslında bedensel bir varlık olarak hikayede hiç bulunmadığını; tamamen Yakup'un korkusunun bir yansıması olarak metne girdiğini ve kardeşlerin ihanetini örten "hayali bir günah keçisi" işlevi gördüğünü vurgular. Kurt, vahşetin sembolü olarak anılsa da, kıssadaki asıl vahşet insan kalbindeki (kardeşlerdeki) kıskançlıktır.

        Gâfilûn (غَافِلُونَ)

        Kökü g-f-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin üzerini örtmek, onu gizlemek veya ihmal etmek/terk etmek" anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, gafleti "insanın dikkatini ve uyanıklığını kaybetmesi, koruması gereken bir şeye karşı ilgisiz kalarak hakikati veya tehlikeyi gözden kaçırması" olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Yakup'un "siz ondan gafilken" (entum anhu gâfilûn) şeklindeki ifadesinin bağlamını analiz eder. Yakup, bu kelimeyi kullanarak kardeşleri doğrudan bir kasıtla veya ihanetle değil, ancak bir "sorumsuzluk, dikkatsizlik ve ihmalkârlık" (gaflet) ihtimaliyle uyarmaktadır. Ne var ki kardeşler, babalarının onlara yüklemekten çekindiği o "kötü niyetli kasıt" durumunu bizzat planlayarak uygulayacaklar ve en sonunda cinayet teşebbüslerini gizlemek için Yakup'un onlara sunduğu bu masum "gaflet" (biz yarışa dalmıştık, gafildik) bahanesine sığınacaklardır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X