لَقَدْ كَانَ ف۪ي يُوسُفَ وَاِخْوَتِه۪ٓ اٰيَاتٌ لِلسَّٓائِل۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
Andolsun ki Yûsuf ve kardeşlerinde, almak isteyenler için ibretler vardır.
Almak isteyen için ibretler vardır mealindeki cümle, insan doğru yolu bulmak isterse bunda ibretler vardır, anlamına gelir. Kur'an da böyledir, o, doğru yolu bulmak isteyenler için bütünüyle bir delildir, bir ibrettir. İnatçıya gelince, Kur'an onun da aleyhinde delildir. Sonra almak isteyen için ibretler vardır mealindeki cümle, muhtemelen şuna işaret etmektedir: Bazı rivayetlerde geçtiği gibi yahudiler Hz. Peygamber'e Yûsuf konusunu ve onunla ilgili haberleri sormuşlar, Hz. Peygamber de bu konudaki haberleri olduğu gibi, yani gerçek şekliyle onlara anlatmıştı. Eğer bu rivayet sahih ise, bu onlar için bir ibretli. Almak isteyen için ibretler vardır mealindeki cümlenin, Hz. Yûsuf'un durumunun bilahare sonuna kadar neler olduğunu soranlar anlamına gelmesi de muhtemeldir. Hasılı Yûsuf kıssasını ve onun haberlerini soran herkes için bu haberlerde ibretler vardı. Sonra Cenab-ı Hakk'ın bu olayı ibret yapmasında çeşitli manalar vardır. Birincisi, Allah Hz. Yûsuf ve onun haberleri için müstakil bir sure yaptı; o sure de "Elif-lam-ra. Bunlar apaçık kitabın ayetleridir" mealindeki ayette belirttiği üzere kitabın ayetleridir. Yani Yûsuf kıssasını ve onun haberlerini kitaptan ayetler yaptı. Onun ayet yapılması, Resûlullah'ın (s.a.) nübüvvetine ve risaletine delil getirilmesi anlamına da gelir; çünkü Yûsuf kıssası ve onun haberleri kitaplarda Arapça'dan başka bir dille yazılı idi ve herhangi bir kimse onu Arapça'ya tercüme etmemişti ve Hz. Peygambere bunları öğretmemişti. Sonra bu olayı Hz. Peygamber onlara, fazla ve eksik yapmadan aynen kitaplarında yazılı olduğu gibi haber vermişti. Bu gerçek, onun bu haberleri, onların kitaplarından öğrenmediğine ve yalnızca yüce Allah'ın kendisine bildirmesi ile öğrendiğine işaret eder. Rivayetlerde belirtildiğine göre, Yahudiler Hz. Peygamber'in (s.a.) Yûsuf suresini okuduğunu duymuşlar ve gelip sormuşlar: Ey Muhammed! Bunları sana kim öğretti? Resûlullah (s.a.) şu cevabı vermiş: "Bunları bana Allah bildirdi:' Yahudiler, Hz. Peygamber'in bu olayı aynen kendi kitaplarında yazılı olduğu gibi okumasına hayret etmişler. Bu rivayet, onları Hz. Peygamber'e Allah'ın bildirdiğini gösterir. Sonra bunun, peygamber olduğuna dair delil isteyen herkes için delil olması da muhtemeldir. Yahut ondan soran herkes için delildir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yûsuf (يُوسُفَ)
El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, bu ismin etimolojik olarak Arapça olmadığını, İbranice veya Süryaniceden Arapçaya geçen yabancı (a'cemî) ve zamanla Arapçalaştırılmış (muarreb) bir özel isim olduğunu kaydeder. Arap dilcilerin ismin kökenini zorlama bir biçimde Arapça köklere dayandırma çabalarını reddederler. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "Yōsēf" isminden geldiğini, ancak Kur'an'daki "Yûsuf" fonetiğinin doğrudan İbraniceden ziyade, İslam öncesi dönemdeki Hristiyan Süryani (Yausep) veya Habeş geleneklerinin sözlü aktarımı üzerinden şekillenerek Arapçaya girdiğini tarihsel delillerle savunur. Christoph Luxenberg, Süryo-Aramice litürjik metinlerdeki telaffuz biçimlerinin dönemin Arapçasına doğrudan yansımasına dikkat çeker. Bu ayette Yusuf ismi, sadece tarihi bir şahsiyeti değil; etrafında gelişen olaylar ağıyla evrensel ilahi işaretlerin (âyât) merkezine oturan sembolik bir figürü ifade eder.
İhvetihî (إِخْوَتِهِ)
Kelimenin kökü e-h-v şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yan yana olmak, hizalanmak, aynı yolu paylaşmak ve bir şeye yönelmek" olduğunu belirtir. Kardeş (ah) kelimesinin, aynı biyolojik soydan gelmek veya aynı varoluşsal amacı paylaşmak bağlamında bu kökten türediğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kardeşlik kavramını kan bağı (nesep) ve din/dostluk bağı olarak ayırır. Kur'an'ın morfolojik kullanımında dikkat çekici bir etimolojik ayrıma işaret eder: Kur'an'da aynı kandan gelen biyolojik kardeşler için çoğul kalıbı olarak genellikle "ihve" (إخوة) kullanılırken, din veya dostluk kardeşleri için "ihvân" (إخوان) kalıbı tercih edilir. Ayetteki "ihvetihî", doğrudan bu biyolojik kan bağını vurgular. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Bedevi Arap toplumunda kan bağına dayalı kardeşliğin (asabiyye) mutlak bir sadakat ve güven unsuru olduğunu belirtir. İzutsu'nun analizine göre Kur'an, bu ayette kabilevi kan bağının ürettiği mutlak güven mitini sarsarak, en yakın biyolojik kardeşlerin bile ihanet edebileceğini gösterir ve asabiyye ahlakı yerine evrensel ilahi ahlakı ikame eden bir anlatı kurar.
Âyâtun (آيَاتٌ)
Kelimenin kökü e-y-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "işaret, alamet veya belirgin bir iz" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "başka bir şeye delalet eden, onun idrak edilmesini sağlayan açık işaret" olarak tanımlar. Yusuf Suresi'nin ilk ayetinde "âyât", vahyin metinsel harfleri olarak karşımıza çıkarken; bu ayet bağlamında "âyât", yaşanan tarihi olayların, trajedilerin ve ilahi kurtuluşun bizzat kendisinin Allah'ın gizli planına ve kudretine işaret eden varoluşsal "işaretler" ve ibretler olmasıdır. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olmadığını, Aramice veya Süryanice "āthā" (işaret, mucize) kelimesinden Arapçaya geçmiş köklü bir dini alıntı sözcük olduğunu güçlü argümanlarla savunur. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik dönüşümünü inceler. Bedevi Arapların çöldeki doğa olaylarını veya eski harabeleri kör kaderin anlamsız izleri olarak okuduklarını; Kur'an'ın ise Yusuf'un başına gelen karmaşık olay dizisini "âyât" olarak isimlendirerek, tarihi ve insan hayatını ilahi bir amacın okunabilir, anlamlı işaretlerine dönüştürdüğünü ifade eder.
Lis Sâilîn (لِّلسَّائِلِينَ)
Kelimenin kökü s-e-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "istemek, talep etmek ve akmak/akıtmak" olduğunu kaydeder. Birinden bilgi veya yardım istemenin (sual), o bilgiyi veya yardımı kaynağınden kendi tarafına akıtma çabası olmasından dolayı bu etimolojik bağın kurulduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem maddi bir şey dilenmek hem de bilmediklerini öğrenmek için soru sormak anlamını taşıdığını; bu ayette bilginin ve hakikatin izini süren araştırmacı/soruşturmacı zihinleri nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel arka planına (esbâb-ı nüzul) dikkat çekerek, buradaki "sâilîn" (soranlar) ifadesinin, Mekke'deki müşriklerin veya Yahudilerin Hz. Muhammed'e "İsrailoğulları neden Mısır'a gitti?" şeklindeki somut tarihsel sorularına doğrudan bir gönderme olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç ise kelimeyi ontolojik ve epistemolojik bir derinlikte ele alır. Olayların içindeki ilahi işaretlerin ve ibretlerin (âyât) pasif gözlemcilere değil, sadece hakikati dert edinen, merak eden, varoluşsal bir arayış içinde olan ve soru sorma eylemini gerçekleştiren aktif zihinlere (sâilîn) kendini açacağını vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla