الٓـرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْـكِتَابِ الْمُب۪ينِ۠
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
Elif-lam-ra. Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
Cenab-ı Hakk'ın burada kullandığı tilke (تِلْكَ) işaret ismi, daha önce belirtilmiş olan bir şeye işaret etmektedir. Fakat burada işaret edilmesi gereken bir şey geçmedi. Allah ayat (آيَاتُ) kelimesini de belirtti, ancak ne ayetler geçti, ne de zahirde ayet olduğunu gösterecek bir şey! Buradaki tilke (تِلْكَ) işaret ismi, hazihi (هَذِهِ) manasında kullanılmış gibidir. Tilke (تِلْكَ) yerine hazihi (هَذِهِ) kelimesini kullanmak caiz olduğu gibi, zalike (ذَلِكَ) yerine haza (هَذَا) kelimesini kullanmak da caizdir. Nitekim başka bir ayette Allah şöyle buyurur: "Elif-lam-mim zalike'l-kitabu" (الۤمۤ ﴿١﴾ ذَٰلِكَ الْكِتَابُ) yani "Elif-lam-mim. Bu kitap ... " Bu cümle haze'l-kitab (هَذَا الْكِتَابُ) ile aynıdır. Yahut tilke (تِلْكَ) kelimesi, gökte olana işaret etmektedir, yani gökte olan kitabın ayetleridir. Yahut levh-i mahfuzda olana veyahut daha önce geçen kitaplara işaret etmektedir. Yani bunlar apaçık kitabın ayetleridir. Apaçık anlamındaki mübin (الْمُبِينُ) kelimesi, risalet ayetleri manasına, yahut onlar Allah'tan geldiğini açıkladığı ayetlerdir anlamına gelebilir.
Kitabın ayetleri. Bu beyan da iki anlama gelebilir. Birincisi, hurôf-i mukattaaya işaret etmesidir; yani bu mukatta harfler bir araya getirildiğinde kitabın ayetleri olur. [ikincisi], veyahut Allah onunla bir şey kastetmiştir, ancak O'nun neyi kastettiğini biz bilmiyoruz ve diyoruz ki: Bunlar kitabın ayetleridir. Yani bunlar, Allah'ın kastettiği kitabın ayetleridir. Onunla neyi kastettiğini en iyi Allah bilir.
Bunlar kitabın ayetleridir. Bu beyan iki anlama gelir. Birincisi, insanlar Hz. Yusuf'un kıssasını ve daha önce Şam'da olan İsrailoğulları'nın Mısır'a gidişlerini Hz. Peygamber'e (s.a.) sormuşlar, o da şu cevabı vermişti: Bu haberleri ve bu kıssaları, apaçık kitaptan olan bu surenin ayetleri yaptık. [İkincisi], yahut bunlar, Muhammed aleyhisselamın peygamberliğini gösteren ayetler, deliller ve kanıtlardır; çünkü bunlar, insanların bilmediği gayb ayetlerindendir. Bunları Muhammed aleyhisselam, her türlü noksanlıktan münezzeh ve yüce olan Allah'ın kendisine bildirmesiyle bilmiştir.
Sözlükte apaçık anlamına gelen mübin (مُبِين) kelimesi burada, helali ve haramı, yapılması ve sakınılması gereken şeyleri açıklamak için, anlamına gelir. Nitekim bir ayette Cenab-ı Hak, "Bu, her konuda açıklama getiren bir rehberdir" buyurmaktadır. Bazıları buna, Allah'ın bereketini, hidayetini ve doğru yolunu açıklamak için anlamını verdiler. Yahut hakkı batıldan, adaleti zulümden ayırıp beyan etti manasına gelir. Kitap, yazılan şeyin ismidir. Kur'an'a da okunan kitap olduğu için bu isim verilmiştir. Veyahut kitaptan alındığı ve yüceltildiği için kitap, okunduğu için de Kur'an denilmiştir.
Yorumu Yorumla
-
Elif, Lâm, Râ (الر)
Celaleddin el-Suyuti, geleneksel İslami ilimler çerçevesinde bu harflerin (Huruf-u Mukattaa) müteşabih olduğunu, gerçek anlamının yalnızca Allah tarafından bilinebileceğini veya Allah'ın isimlerine ve sıfatlarına birer işaret olabileceğini belirtir. Buna karşın Batılı filologlar konuya farklı yaklaşır. Theodor Nöldeke, başlangıçta bu harflerin Kur'an metnini toplayan sahabelerin isimlerinin baş harfleri olduğunu öne sürmüş, ancak daha sonra bu görüşünden vazgeçerek bunların mistik semboller veya özel kısaltmalar olduğunu savunmuştur. Arthur Jeffery, Theodor Nöldeke'nin bu görüş değişimini aktarmakla birlikte, bu harflerin kökeninin Süryanice veya İbranice gibi komşu geleneklerdeki kısaltma pratiklerine dayanabileceği ihtimali üzerinde durur. Christoph Luxenberg ise Süryanice okuma hipotezinden yola çıkarak, bu harflerin Hristiyan litürjisinde kullanılan ve mezmur numaralarını veya ayin düzenini gösteren Süryanice kısaltmaların Arapçalaşmış halleri olduğunu iddia eder.
Âyât (آيَاتُ)
Kelimenin kökü e-y-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "işaret, alamet veya belirgin bir topluluk" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "başka bir şeye delalet eden açık işaret" olarak tanımlar ve fiziksel bir izden kavramsal bir mesaja doğru genişleyen anlamına dikkat çeker. Ancak Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça bir kökten türediği fikrine karşı çıkarak, bunun Aramice veya Süryanice "āthā" (işaret, mucize) ve İbranice "ōth" kelimelerinden Arapçaya geçmiş bir alıntı kelime olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu ise kelimenin semantik evrimine odaklanarak, İslam öncesi dönemde doğadaki "işaretler" için kullanılan kelimenin, Kur'an dünya görüşünde vahyin "dilsel işaretlerine" yani ayetlere dönüşümünü inceler. Bu bağlamda, tarihsel-eleştirel yaklaşım ile geleneksel sözlük bilimcilerin kelimenin etimolojik kökeni konusunda keskin bir ayrıma düştüğü görülür.
El-Kitâb (الْكِتَابِ)
Kelimenin kökü k-t-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir araya getirmek, toplamak ve dikmek" olduğunu ifade eder; harflerin ve kelimelerin bir araya getirilmesinden dolayı yazı işlemine kitabet denildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî de benzer bir etimolojik zeminden ilerleyerek kelimenin dağınık harfleri ve sözcükleri birleştirmek anlamını vurgular. Buna karşın Arthur Jeffery, Kur'an'da "ilahi metin ve vahiy" anlamında kullanılan "kitap" formunun doğrudan Arapça kökünden değil, Süryanice "kthābā" (kutsal metin) kelimesinin yoğun anlam etkisiyle şekillendiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin etimolojisinden ziyade kavramsal gelişimini analiz ederek, "kitap" kavramının Arap toplumunda sözlü kültürden yazılı ve yapılandırılmış bir vahiy inancına geçişteki kritik rolüne değinir. Christoph Luxenberg ise Süryanice kökene daha fazla ağırlık vererek, kelimenin Geç Antik Çağ'da Hristiyan ve Yahudi topluluklarındaki litürjik "okuma metni" (lectionary) kavramıyla doğrudan ilişkili olduğunu savunur.
El-Mubîn (الْمُبِينِ)
Kelimenin kökü b-y-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün ana anlamının "ayırmak, ayrıştırmak ve belirginleştirmek" olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "bir şeyi diğerinden ayırarak onun açık ve görünür hale gelmesini sağlamak" olan kök anlamından yola çıkarak, mübin kavramının hem "kendi içinde açık olan" hem de "başka şeyleri açıklığa kavuşturan" şeklindeki çift yönlü işlevine işaret eder. Angelika Neuwirth, bu etimolojik temeli Geç Antik Çağ bağlamına taşıyarak, "mübin" sıfatının Kur'an'ın diğer kutsal metinler karşısındaki otoritesini kuran ve mesajının "iletişimsel açıklığını" vurgulayan bir kavram olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise bu kelimenin tarihsel bağlamdaki işlevine değinerek, "mübin" ifadesinin Kur'an hitabının ilk muhatapları için kendi kendini ispat eden, retorik açısından son derece açık ve anlaşılamaz olmaktan uzak yapısını ifade ettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla