Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 109. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 109. Ayet

    وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vettebi’ mâ yûhâ ileyke vasbir hattâ yahkuma(A)llâh(u)(c) vehuve ḣayru-lhâkimîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sana ne vahyedilirse ona uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

      Sana ne vahyedilirse ona uy! Muhtemelen burada Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamber'e ( s.a.) gönderilen diğer vahiyler kastedilmektedir.

      Allah hükmünü verinceye kadar sabret! Yani onların eziyetlerine sabret. Çünkü onlar Hz. Peygamber'i (s.a.) üzüyorlar ve onun hakkında layık olmayan sözler söylüyorlardı. Cenab-ı Hak buyurdu ki: Allah hükmünü verinceye kadar onların eziyetlerine sabret, cezalandırılmaları konusunda acele etme, Cenab-ı Hakk'ın onların cezasını vereceği zamana kadar sabret! O hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Yahut onların seni yalanlamalarına karşı, seninle seni yalanlayanlar arasında Allah hükmünü verinceye kadar sabret! O hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Veyahut risaleti tebliğ ve emrolunduğun şeyleri yapmak konusunda sabırlı ol! Başarıya ulaştıran Allah'tır.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 4414

        #4
        vettebi’ (وَاتَّبِعْ)

        İbn Fâris, t-b-e (t b e) kökünün temel anlamının "bir şeyin ardına düşmek, onu izlemek ve peşinden gitmek" olduğunu belirtir. Bu kök, bir öncü ile onu takip eden arasındaki kesintisiz bağı ve sürekliliği ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "ittibâ" kavramını birinin izini sürmek veya bir emre boyun eğerek o yolda yürümek olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, peygamberin kendi heva ve hevesine değil, sadece ilahi rehberliğe uyması gerektiğini vurgulayan kesin bir talimattır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler çalışmasında "ittibâ"yı, müminin ilahi iradeye karşı takınması gereken "aktif sadakat" biçimi olarak analiz eder. Izutsu'ya göre bu, sadece pasif bir kabulleniş değil, vahiyle belirlenen hayat tarzını bizzat yaşayarak tecrübe etmektir.

        yûhâ (يُوحَىٰ)

        İbn Fâris, v-h-y (v h y) kökünün "işaret etmek, gizli konuşmak ve bir şeyi hızlıca bildirmek" anlamına geldiğini ifade eder. Kelimenin özünde "kapalılık" ve "sürat" vardır.

        Râgıb el-İsfahânî, "vahy" kavramını "başkalarından gizli tutulan, hızlı ve özel bir iletişim" olarak tanımlar. Kur'an terminolojisinde bu, Allah'ın mesajlarını peygamberlerine ulaştırmasındaki o mucizevi ve insan idrakini aşan iletişim yöntemidir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin Güney Arapçası ve Süryanice'deki "yazmak" veya "işaret etmek" anlamlarıyla olan semantik bağına dikkat çeker. Jeffery'ye göre terim, ilahi bir talimatın somut ve otoriter bir şekilde iletilmesini temsil eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında vahyi "dilsel bir iletişim" süreci olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "yûhâ", mutlak olanın (Allah) insani olanla (Peygamber) kurduğu en yüksek ontolojik köprüdür.

        vasbir (وَاصْبِرْ)

        İbn Fâris, s-b-r (s b r) kökünün asli anlamının "tutmak, hapsetmek ve bir şeyi sınırlamak" olduğunu belirtir. Kişinin kendisini telaştan veya isyandan alıkoymasına "sabır" denilmesi bu köktendir.

        Râgıb el-İsfahânî, "sabır" kavramını "nefsi; aklın ve şeriatın gerektirdiği çizgide tutmak, onu sarsıntılara karşı dirençli kılmak" olarak tanımlar. Ayetteki "vasbir" emri, tebliğ sürecindeki zorluklara karşı peygamberin sergilemesi gereken içsel metaneti ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "pasif-aktif bir direnç" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre sabır, sadece beklemek değil, ilahi hükmün tecelli edeceği ana kadar sarsılmaz bir kararlılıkla görevini sürdürmektir.

        hattâ (حَتَّىٰ)

        Râgıb el-İsfahânî, bu edatın bir eylemin veya durumun nihai sınırını (gâye) belirttiğini ifade eder. Buradaki kullanımı, sabır ve ittibâ sürecinin ilahi bir sonuca (hükme) kadar devam etmesi gerektiğini vurgulayan bir zaman sınırı çizer.

        yahkuma (يَحْكُمَ)

        İbn Fâris, h-k-m (h k m) kökünün temel anlamının "men etmek, engellemek ve bir şeyi sağlamlaştırmak" olduğunu belirtir. Atın dizginine "hakeme" denilmesi, onun hayvanın kontrolsüz hareketini engellemesi sebebiyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hüküm" kavramını "adaletin gerektirdiği şekilde bir şeye karar vermek ve zulmü engellemek" olarak tanımlar. Allah'ın hükmü, her türlü beşeri haksızlığı sona erdiren mutlak karardır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiili "nihai tarihsel karar" bağlamında inceler. Öztürk'e göre Allah'ın hüküm vermesi, hak ile batıl arasındaki mücadelenin ilahi bir adaletle sonuçlandırılması ve tarafların hak ettikleri karşılığa ulaştırılmasıdır.

        Allah (اللَّهُ)

        İbn Fâris, l-l-h kökünün "ibadet edilen ve sığınılan mutlak kudret" anlamına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, bu ismin "hayret" ve "yücelik" anlamlarını barındırdığını, akılların O'nun mahiyetini kavramakta aciz kalışını simgelediğini belirtir.

        hayru (خَيْرُ)

        İbn Fâris, h-y-r (h y r) kökünün "üstünlük, tercih ve bolluk" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hayr" kavramını "herkesin arzuladığı, akıl ve hikmetin uygun bulduğu nimet ve üstünlük" olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "ilahi nimetin ve niteliğin mükemmelliği" olarak analiz eder.

        el-hâkimîn (الْحَاكِمِينَ)

        İbn Fâris, h-k-m kökünden gelen bu ismin "karar verici ve otorite sahibi" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hâkim" kelimesini "hikmetle hükmeden ve kararı tartışılamaz olan" olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, bu sıfatı Kur'an'ın "Allah'ın mutlak egemenliği" tasavvuru içinde analiz eder. Izutsu'ya göre Allah'ın "hayru'l-hâkimîn" olması, O'nun kararının hem adalet hem de hikmet bakımından zirveyi temsil ettiğini gösterir.

        Gabriel Said Reynolds, bu ifadeyi Geç Antik Çağ teolojisindeki "Tanrı'nın adil yargıçlığı" motifiyle ilişkilendirir. Reynolds'a göre bu niteleme, insanın her türlü dünyevi yargının ötesinde mutlak ve kusursuz bir adalet makamına olan güvenini perçinler.

        Yorum

        İşleniyor...
        X