Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 106. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 106. Ayet

    وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَۚ فَاِنْ فَعَلْتَ فَاِنَّكَ اِذاً مِنَ الظَّالِم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velâ ted’u min dûni(A)llâhi mâ lâ yenfe’uke velâ yadurruk(e)(s) fe-in fe’alte fe-inneke iżen mine-zzâlimîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Allah'ı bırakıp sana yararı da zaran da olmayan varlıklara yalvarma; bunu yaparsan, kuşkusuz kendine yazık edenlerden olursun.

      Allah'ı bırakıp kendisine iman ve itaat etsen bile sana yaran olmayan, reddedip itaat etmesen de zararı olmayan varlıklara tapma! Allah'ı bırakıp başka varlıklara yalvarma mealindeki beyan, Allah'tan başka fayda sağlamaya gücü olmayan varlıklara tapma anlamına gelebilir. Bu ayet, Allah'ın kendine yaptığı bir çağrı anlamına da gelebilir. Yani Allah'tan başka kimseye ilah deme!

      Bunu yaparsan, kuşkusuz kendine yazık edenlerden olursun. Burada Cenab-ı Hak, şayet Allah'tan başkasına tapacak olursa bunun zulüm olacağını söylemektedir, buradaki zulümden maksat şirktir. Nitekim Allah, Adem ile Havva kıssasında da aynı kelimeyi kullanmaktadır: "Ey Adem! Sen ve eşin şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz". Fakat onlar o ağaca yaklaşmışlar ve müşrik olmamışlar, ancak asi olmuşlardı. Bu da isimlerde örtüşmenin hakikatte ve anlamda örtüşmek manasına gelmediğinin bilinmesi içindir. Gerçeklerde örtüşmek, ancak sebeplerde örtüşmek olursa uygun düşer. Bundan dolayı ayette belirtilen kelimenin durumu da böyledir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ted’u (تَدْعُ)

        İbn Fâris, d-a-v (d a v) kökünün temel anlamının "bir şeye seslenmek ve onu çağırmak" olduğunu belirtir. Bu kök, bir varlığın dikkatini çekmek veya ondan bir şey talep etmek için yönelmeyi ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "duâ" kavramını, seslenilen varlığın yüceliğini ve otoritesini kabul ederek ondan bir istekte bulunmak olarak tanımlar. Ayetteki "Lâ ted’u" (dua etme/çağırma) ifadesi, ibadetin ve sığınmanın merkezini Allah dışındaki unsurlara kaydırmayı yasaklar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili "insan ile ilahi varlık arasındaki en doğrudan iletişim formu" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre dua, ontolojik bir bağımlılık beyanıdır; bu nedenle Allah dışındaki bir varlığa dua etmek, varlık hiyerarşisini bozmak anlamına gelir.

        Gabriel Said Reynolds, "duâ" terimini Geç Antik Çağ'ın teolojik litürjileriyle kıyaslar. Reynolds'a göre bu çağrı, muhatabı "Tanrı" (ilah) mertebesine yükseltmekle eş değerdir; dolayısıyla etkisiz varlıklara yapılan her çağrı, inanç zemininde bir kırılmayı temsil eder.

        min dûni (مِنْ دُونِ)

        İbn Fâris, d-v-n (d v n) kökünün "bir şeyin altında olmak, aşağıda kalmak veya bir şeyden daha düşük seviyede bulunmak" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "dûn" kavramını mutlak olanın dışında kalan her şeyi kapsayan "gayr" (başka) anlamında tanımlar. Bu ifade, Allah'ın sarsılmaz otoritesi karşısında diğer tüm varlıkların ontolojik olarak "aşağıda" ve yetkisiz olduğunu vurgular.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu tamlamayı "Allah'tan başka/gayrı" olarak tahlil eder. Öztürk'e göre bu kullanım, sadece bir mesafe değil, teolojik bir hiyerarşidir; Allah'ın yerini alamayacak olan, O'nun otoritesinden yoksun "sahte otoriteleri" işaret eder.

        yenfeuke (يَنْفَعُكَ)

        İbn Fâris, n-f-a (n f a) kökünün "yarar, fayda ve hayır" anlamına geldiğini, "dar" (zarar) kelimesinin tam zıddı olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nef'" kavramını, bir varlığın kendi kemaline veya amacına ulaşmasına yardımcı olan her türlü kazanım olarak tanımlar. Ayette putların "fayda vermemesi" (mâ lâ yenfeuke), onların yaratılış ve yönetim sürecinde hiçbir etkinliğinin olmadığını gösterir.

        yedurruke (يَضُرُّكَ)

        İbn Fâris, d-r-r (d r r) kökünün "bir şeye isabet eden kötülük, eksiklik ve acı" anlamına geldiğini ifade eder. Faydanın ortadan kalkması veya bir zararın dokunması bu kökle açıklanır.

        Râgıb el-İsfahânî, "durr" kavramını hem fiziksel hem de manevi alanda hissedilen darlık ve elem olarak tanımlar. Ayette bu nesnelerin zarar verme gücünden yoksun oluşu, onların insan kaderi üzerinde hiçbir yaptırım gücüne sahip olmadığını kanıtlar.

        ez-zâlimîn (الظَّالِمِينَ)

        İbn Fâris, z-l-m (z l m) kökünün iki temel anlamı olduğunu belirtir: Biri ışığın zıddı olan "karanlık", diğeri ise "bir şeyi ait olmadığı yere koymak"tır.

        Râgıb el-İsfahânî, "zulüm" kavramını adaletin tam zıddı olarak tanımlar. Ayette Allah'tan başkasına dua edenin "zalimlerden" olması, ibadet ve dua hakkını o hakkın sahibi olan Allah'tan alıp, buna ehil olmayan varlıklara verme (haksızlık) eylemidir.

        Toshihiko Izutsu, zulmü "kozmik dengenin bilinçli olarak bozulması" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre zalim, Allah'ın mutlak hukukunu çiğneyerek varlık düzeninde ontolojik bir kaosa sebebiyet veren kişidir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi "varoluşsal bir sapma" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre zalimler, kendi fıtratlarındaki tevhid nurunu söndürüp yerini sahte otoritelerin karanlığına (zulmet) bırakan karakterlerdir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X