وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۚ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 105. Ayet
Daralt
X
-
Ve yüzünü hak dine çevir, sakın müşriklerden olma! buyuruldu.
Ve yüzünü hak dine çevir! Yani ben kendimi ihlasla Allah'a çevirmek, O'na teslim olmak, bu konuda başkasını O'na ortak yapmamak ve başkalarına bir pay ayırmamakla emrolundum. Yahut şöyle demesi mümkündür: Ben nefsimi, yaratılışında şahitlik ettiği şeye çevirmekle emrolundum; çünkü her nefis yaratılışında Cenab-ı Hakk'ın vahdaniyetine ve uluhiyetine şahitlik etmişti. Veyahut şöyle der: Y'ıizünü çevir! Yani yüzünü sahibi olduğun ve üzerinde bulunduğun dinin tarafına çevir! Sakın müşriklerden olma! Bu beyanı daha önce açıklamıştık. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
ekim (أَقِمْ)
İbn Fâris, k-v-m (k v m) kökünün temel anlamının "doğrulmak, ayakta durmak, bir şeyi tam bir düzene sokmak ve süreklilik sağlamak" olduğunu belirtir. "İkame" eylemi, bir şeyin eğriliğini giderip onu asli ve düzgün formuna kavuşturmaktır.
Râgıb el-İsfahânî, "ikame"yi bir işin hakkını vererek, eksiksiz ve dosdoğru bir şekilde yerine getirilmesi olarak tanımlar. Ayetteki "yüzü dine dikmek/tutmak" ifadesi, imanın sadece zihni bir kabul değil, tüm varoluşu o yöne doğrultmak olduğunu ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiili "istikamet belirlemek" olarak tahlil eder. Öztürk'e göre "ekim", kişinin hayat enerjisini ve odağını tek bir amaca kilitlenmesi ve bu yolda sarsılmadan yürümesi için ilahi bir talimattır.
vecheke (وَجْهَكَ)
İbn Fâris, v-c-h (v c h) kökünün "karşılaşılan ilk şey, bir nesnenin ön tarafı ve yönü" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "vech" kelimesinin mecazi olarak "kişinin zatı, iradesi, niyeti ve yöneldiği amaç" anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayette "yüzünü çevir" denilmesi, insanın sadece fiziksel bakışını değil, bütün benliğini ve kalbi dikkatini o yöne hasretmesini temsil eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında "vech" kavramını "insani kişiliğin merkezi" olarak tanımlar. Izutsu'ya göre "vecheke", insanın aşkın olanla (Allah) kurduğu iletişimdeki temel "yönelim" (orientation) noktasıdır.
ed-dîni (الدِّينِ)
İbn Fâris, d-y-n (d y n) kökünün "boyun eğmek, itaat etmek, hesap sormak ve bir yaşam tarzı benimsemek" gibi anlamlara geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "din" kavramını "hem ilahi yasaya boyun eğme (itaat) hem de bu itaatin sonucunda görülecek karşılık" olarak tanımlar.
Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "Allah ile insan arasındaki karşılıklı yükümlülükler sistemi" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre din, insanın tüm eylemlerini ilahi iradenin belirlediği bir çerçeveye oturtmasıdır.
hanîfen (حَنِيفًا)
İbn Fâris, h-n-f (h n f) kökünün asli anlamının "meyletmek, eğilmek" olduğunu belirtir. Cahiliye döneminde ayaklarındaki bir eğrilik sebebiyle içe doğru basanlara "ahnef" denirdi. Ancak Kur'an'da bu kavram, "batıl olan her şeyden yüz çevirip sadece hakka meyletmek" şeklinde olumlu bir semantik dönüşüm yaşamıştır.
Râgıb el-İsfahânî, "hanif" kavramını "sapıklıklardan (dalalet) uzaklaşıp dosdoğru yola (istikamet) yönelen kişi" olarak tanımlar. Bu, bilinçli bir kopuş ve kararlı bir yöneliştir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin Süryanice "hanpâ" (pagan/gentile) kelimesiyle etimolojik bağına dikkat çeker. Jeffery'ye göre bu terim, Kur'an'da Yahudilik ve Hristiyanlık öncesindeki "saf tevhidi" temsil eden teknik bir terime dönüşmüştür.
Christoph Luxenberg, kelimenin Aramice kökenlerini inceleyerek, "hanpa" kelimesinin başlangıçta "dinden sapan" anlamında kullanıldığını, ancak Kur'an'ın bu kelimeyi "mevcut sahte inançlardan sapıp asıl hakikate dönen" anlamında yeniden inşa ettiğini savunur.
Toshihiko Izutsu, "hanif" kelimesini İslam'ın "militan bir monoteizm" karakterini yansıtan anahtar kavramlardan biri olarak görür. Izutsu'ya göre hanif, putperestliğin her türlü formuna karşı duran sarsılmaz tek tanrıcıyı ifade eder.
el-muşrikîn (الْمُشْرِكِينَ)
İbn Fâris, ş-r-k (ş r k) kökünün "bir şeyi birden fazla kişi arasında bölüştürmek, ortak etmek" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "şirk" kavramını Allah'ın zatında, sıfatlarında veya O'na gösterilmesi gereken saygı ve ibadette başkalarını O'na denk tutmak olarak tanımlar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Etik Terimler çalışmasında "müşrik" kelimesini "ontolojik bir karmaşa" içinde olan kişi olarak analiz eder. Izutsu'ya göre müşrik, mutlak otoriteyi parçalara bölen ve böylece varlık hiyerarşisini bozan karakterdir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi "varoluşsal bölünmüşlük" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre müşrikler, kalplerini ve iradelerini farklı odaklara (putlara, arzulara) dağıttıkları için "hanif" olanın zıddı olan bir parçalanmışlık içindedirler.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla