فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْۜ قُلْ فَانْتَظِرُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 102. Ayet
Daralt
X
-
Aslında onlar kendilerinden önce gelip geçenlerin günlerinin benzerini beklemekteler. De ki: Bekleyin bakalım, ben de sizinle beraber bekliyorum!
Aslında onlar kendilerinden önce gelip geçenlerin günlerinin benzerini beklemekteler. Onlar benimle, kendilerinden önce gelip geçenlerin günlerinin benzerini, yani benim helak günümü beklemekteler. Yani onlar kendilerinden önce gelip geçenlerin beklediği gibi peygamberlerinin helak gününü beklemekteler. Bu yorum, insanlar peygamberlerin helakini ve onların emirlerinin yok olup gitmesini bekledikleri için bir kınama ve azarlama anlamına gelmektedir. Diğer bir ihtimal de şudur: Daha önce kendilerine azabın gelmesini bekleyenler gibi onlar da azabın gelmesini beklemekteler. Bazı müfessirler bu yorumu benimser. Başka bir ihtimal da şudur: Kendilerinden önce gelip geçenler iman etmeyi azabın geleceği güne kadar erteledikleri gibi onlar da iman etmeyi azabın geleceği güne kadar ertelemekteler. Bu, onların iman etmelerinden ümit kesildiği anlamına gelir. Yani onlar, imanın kendilerine hiç faydası olmayacağı bir an gelinceye kadar iman etmezler. İlk yorum, kınama ve ayıplama anlamına gelir.
De ki: Bekleyin bakalım; yani benim başıma geleceğini söylediğiniz o şeyi bekleyin, Ben de sizinle beraber onu beklemekteyim!
Yorumu Yorumla
-
Yentazirûne (يَنْتَظِرُونَ) / Fentezirû (فَانْتَظِرُوا) / el-Muntezirîn (الْمُنْتَظِرِينَ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde n-z-r (n-z-r) kökünün temel anlamının "bir şeye gözle bakmak veya kalp ile tefekkür etmek" olduğunu belirtir. Ancak "intizâr" formuna geçtiğinde bu kök, sadece bakmayı değil, "beklemeyi" ifade eder. Bu bekleyiş, bir olayın gerçekleşmesi için vaktin gelmesini gözetmektir. Ayetteki kullanımı, muhatapların başlarına gelecek olan felaketi bir beklenti içinde olduklarını, peygamberin de onlara karşı ilahi hükmü beklediğini vurgular.
Râgıb el-İsfahânî, "intizâr" kavramını "bir şeyin gerçekleşmesi için zamanı ve zemini gözetlemek" olarak tanımlar. Râgıb’a göre bu bekleyiş, her zaman pasif bir duruş değil; bazen bir korkunun bazen de bir cezanın kaçınılmazlığına dair zihni bir hazırlıktır. Ayetteki "fentezirû" (bekleyin) emri, inkârcıların içine düştüğü o kaçınılmaz akıbetin ağırlığını hissettiren teolojik bir meydan okumadır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili "gerilim dolu bir bekleyiş" olarak analiz eder. Izutsu’ya göre "intizâr", şimdiki an ile gelecekteki ilahi müdahale arasındaki o kritik süreyi temsil eder. Müminlerin intizârı bir ümit ve selamet beklentisiyken, inkârcılarınki tarihsel bir helakın (eyyâm) tekerrür etmesine dair karanlık bir bekleyiştir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi "psikolojik bir baskı unsuru" olarak tahlil eder. Öztürk'e göre "bekleyin" hitabı, muhatapların inkârlarındaki inadın beyhudeliğini gösteren ve onları kendi gelecekleriyle yüzleştiren bir retoriktir. "Muntezirîn" (bekleyenler) vasfı, tarihin sonundaki o büyük hesaplaşmaya her iki tarafın da (peygamber ve inkârcılar) kendi perspektiflerinden hazır olduklarını mühürler.
Misle (مِثْلَ)
İbn Fâris, m-s-l (m-s-l) kökünün "benzerlik, örneklik ve bir şeyin dengi" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "misil" kavramını "mahiyet ve nitelik bakımından bir şeyin aynısı veya benzeri" olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, inkârcıların karşılaşacakları cezanın, önceki kavimlerin (halev) başına gelenlerin tıpatıp aynısı olacağını, yani ilahi yasada (sünnetullah) bir değişiklik yapılmayacağını ifade eden hukukî bir benzerlik vurgusudur.
Eyyâmi (أَيَّامِ)
İbn Fâris, y-v-m (y-v-m) kökünün "zaman dilimi, gün ve bir olayın gerçekleştiği vakit" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "eyyâm" kelimesini sadece 24 saatlik süreler için değil, "önemli olayların yaşandığı tarihsel evreler" için de kullanır.
Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "Eyyâmullâh" (Allah'ın Günleri) kavramı bağlamında analiz eder. Izutsu'ya göre "eyyâm", ilahi iradenin tarihe müdahale edip zalim toplulukları cezalandırdığı o dehşetli günleri temsil eder. Ayetteki "eyyâmillezîne halev" ifadesi, geçmiş kavimlerin helak olduğu o tarihsel kırılma anlarını işaret ederek muhatabı uyarır.
Angelika Neuwirth, "eyyâm" kavramını Geç Antik Çağ ve Kitab-ı Mukaddes geleneklerindeki "Rabb'in Günü" (Yom YHWH) tasavvuruyla ilişkilendirir. Neuwirth'e göre bu kelime, Tanrı'nın mutlak otoritesini tarih sahnesinde gösterdiği, adaletin peşin olarak tecelli ettiği o kritik zaman dilimlerini ifade eden eskatolojik bir terimdir.
Halev (خَلَوْا)
İbn Fâris, h-l-v (h-l-v) kökünün "boşalmak, geçip gitmek ve yalnız kalmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Zaman için kullanıldığında, bir sürenin dolup o dönemin artık tarihe karışmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "huluvv" kavramını "bir varlığın veya topluluğun bulunduğu mekanı ve zamanı terk ederek gitmesi" olarak tanımlar. "Halev min kablihim" (onlardan önce gelip geçenler) ifadesi, o kavimlerin artık varlık sahnesinden çekildiğini, geriye sadece bıraktıkları o "acı günlerin" (eyyâm) ibretlik hatırasının kaldığını gösterir.
Gabriel Said Reynolds, "halev" fiilinin Kur'an'daki peygamber kıssaları örgüsündeki işlevine dikkat çeker. Reynolds'a göre bu kelime, tarihin bir döngüselliği olduğunu ve her gelen neslin kendinden öncekilerin (the ones who passed away) mirasını ve akıbetini devraldığını anlatan teolojik bir "süreklilik" vurgusudur.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla