Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 97. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 97. Ayet

    وَلَوْ جَٓاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velev câet-hum kullu âyetin hattâ yeravû-l’ażâbe-l-elîm(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar, kendilerine her türlü kanıt gelse bile, elem veren azabı görmedikçe iman etmezler.

      Bu ayette sözü edilen azabın ahiret azabı olduğu söylenmiştir, yani onlar ancak azabı başlarından defetmek için iman ederler. Bu azabın dünyada olma ihtimali de vardır ki, biz onu daha önce açıklamıştık.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Velev (وَلَوْ)

        İbn Fâris, l-v-v kökünün bir şeye meyletmek veya bir şeyi döndürmek anlamlarını içerdiğini belirtir. "Lev" edatı ise bir durumun gerçekleşmesinin önündeki engeli veya gerçekleşmeyecek bir varsayımı ifade eder. Ayet bağlamında bu edat, muhatapların inatçı karakterleri sebebiyle tüm kanıtlar sunulsa bile sonucun değişmeyeceğini vurgulayan bir "imkansızlık" anlamı katar.

        Câethum (جَاءَتْهُمْ)

        İbn Fâris, c-y-e kökünün bir şeye doğru yönelmek ve ona varmak anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, bir hakikatin veya delilin muhataba bizzat ulaşması olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, bu fiili ilahi iletişimin muhataba varması olarak analiz eder. Izutsu’ya göre "câet", hakikatin muhatabın iradesinden bağımsız olarak onun alanına "sevk edilmesi" durumudur.

        Kullu (كُلُّ)

        İbn Fâris, k-l-l kökünün bütünlük ve kuşatıcılık anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kull" kelimesinin parçaların bir araya gelmesiyle oluşan mutlak toplamı nitelediğini belirtir. Buradaki kullanımı, hiçbir istisna bırakmaksızın tüm kanıtların seferber edilmesini ifade eder.

        Âyetin (آيَةٍ)

        İbn Fâris, e-y-y kökünün açık işaret ve nişane anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ayet" kavramını "gizli bir yaratıcıya ve O'nun hikmetine götüren duyusal kanıt" olarak tanımlar.

        Gabriel Said Reynolds, "âyât" kavramını Geç Antik Çağ'ın teolojik lügatındaki "mucizeler ve kanıtlar" ile ilişkilendirir.

        Hattâ (حَتّٰى)

        Râgıb el-İsfahânî, bu edatın bir eylemin veya durumun nihai sınırını (gâye) belirttiğini ifade eder.

        Yeravu (يَرَوُا)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün gözle görmek veya kalp ile idrak etmek anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ru’yet" kavramının hem duyusal görmeyi hem de zihinsel bir kesinliğe ulaşmayı kapsadığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, azabın inkâr edilemeyecek bir çıplaklıkla karşılarına çıkmasını temsil eder.

        el-Azâbe (الْعَذَابَ)

        İbn Fâris, a-z-b kökünün "engellemek" ve "tatlılıktan mahrum bırakmak" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "azab"ı insana elem ve acı veren, onu kemiren her türlü ceza olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi bir "karşılık" ve "hukuki yaptırım" olarak değerlendirir.

        el-Elîm (الْاَل۪يمَ)

        İbn Fâris, e-l-m kökünün "acı ve sızı" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "elîm" kelimesini hissedilen acının şiddetini ve sürekliliğini ifade eden bir sıfat olarak tanımlar. Azabın elîm olması, onun sadece dışsal bir ceza değil, ruhun derinliklerine nüfuz eden bir ıstırap olduğunu gösterir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatı "varoluşsal acı" olarak tahlil eder. Kılıç’a göre azabın "elîm" oluşu, insanın kendi hakikatini inkâr etmesinin sonucunda duyduğu o en derin ruhsal parçalanmayı simgeler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X