Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 94. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 94. Ayet

    فَاِنْ كُنْتَ ف۪ي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذ۪ينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fe-in kunte fî şekkin mimmâ enzelnnâ ileyke fes-eli-lleżîne yakraûne-lkitâbe min kablik(e)(c) lekad câeke-lhakku min rabbike felâ tekûnenne mine-lmumterîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Şayet sana indirdiklerimizden şüphen varsa, senden önce kitabı okuyanlara sor. Rabb'inden sana gelen, gerçeğin ta kendisidir, sakın şüphelenenlerden olma!

      Şayet sana indirdilderimizden şüphen varsa, kitabı okuyanlara sor. Bu beyanın işaret ettiği anlama dair farklı görüşler vardır. Bazıları şöyle dedi: Burada Resulullah'a (s.a.) hitap edilmiş, ancak maksat başkalarıdır. Bazıları da muhatap da, maksat da herkestir, dedi. Bazıları ise muhatap da, maksat da Resulullah'tır dedi; yani sana haber verdiğim ve bildirdiğim şeylerden şüphe ediyorsan ... Hitap Resulullah'adır, ancak maksat başkaları ise bu şöyle açıklanır: Konumu ve saygınlığı itibariyle kendilerinden daha yukarda olana hitap etmek, ancak bununla başkalarını hedef almak, insanlar arasında görülen bir husustur. Yoksa Resulullah'ın (s.a.) kendisine indirilen vahiyler konusunda şüphe etmesi veya kuşkuya düşmesi ihtimali asla yoktur. Nitekim Cenab-ı Hak bir ayette, "Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa" buyurmaktadır. Kendisine bu hitabın yapıldığı sırada Resıllullah'ın (s.a.) anne babasının hayatta olmadığı bilinmektedir. Bu gerçek, buradaki hitabın Resıllullah'tan (s.a.) başkalarına yapıldığına işaret etmektedir. Muhatabın ve maksadın Resulullah'ın (s.a.) huzurunda bulunanlar olduğu görüşünü de şu şekilde açıklamak mümkündür: Kafirlerden birtakım heyetler Resulullah'a (s.a.) gelip kendisine bazı sorular soruyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.) de o gelen kişileri muhatap alarak konuşuyordu. Onun huzurunda bulunan tek kişi de cemaat da olabiliyordu. İşte Cenab-ı Hak buyuruyor ki: Şayet sana indirdilderiınizden şüphen varsa, kitabı okuyanlara sor. Bu yoruma göre sana indirdiğimiz ibaresi, ona vahyedilen metinleri ifade eder, çünkü Resulullah'a (s.a.) vahyedilen her şey, hem kendisi için ve hem de diğer herkes için indirilmiştir. Nitekim Allah şöyle buyurur: "Rabb'inizden size indirilene uyun!" Burada Allah insanlara, kendilerine indirilen vahiylere uymalarını emretmektedir. Bu da göstermektedir ki Resôlullah'a (s.a.) indirilen her vahiy, aynı zamanda insanlara indirilmişti. Muhatap Resôlullah'tır (s.a.) ancak maksat başkalarıdır yorumuna gelince, Resôlullah'ın (s.a.) kendisine vahyedilen herhangi bir konuda kuşkuya düşme ihtimali yoktur. Ancak Cenab-ı Hak bununla, onun yanında bulunan kafirlerin sözlerini tahkik etmek ve onlara itiraf ettirmek amacını gütmektedir. Onlar şöyle demişlerdi: Muhammed'e bunları şeytan öğretiyor. Allah onun huzurunda bunun tahkikini kastetmektedir. Yahut Allah bunlardan şüphe duyan herkese hitap etmektedir. Nitekim bir ayette şöyle buyurur: «Ey insan! Yüce Rabb'in hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu?" Burada Allah tekil olarak tek bir insana hitap etmektedir, ancak maksadı, aldatılan bütün insanlar ve bütün kafirlerdir. Hz. Peygamber'in (s.a.) şahsında bütün insanlara hitap edilmesi caizdir ve bunun Kur'anda örnekleri çoktur. Ayet-i kerimedeki hitabın da maksadın da Resôlullah (s.a.) olduğu görüşüne gelince, başlangıçta Hz. Peygamber (s.a.) vahyedilen kişinin kendisi olup olmadığını kesin olarak bilmiyordu. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Sen bundan önce ne bir kitap okuyabiliyor ne de onu kendi elinle yazabiliyordun". "Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun". Cenab-ı Hak şayet sana indirdilderimizden şüphen varsa, kitabı okuyanlara sor, sana indirilen vahyin ne olduğunu onlar sana anlatsınlar, buyurmaktadır. Ebu Bekir el-Esam bu ayeti sen, sana indirdilderimizden şüphe etmiyorsun, kitabı okuyanlara sor diye yorumlamaktadır. Yani onlara anlattıklarını ve verdiğin haberleri ve Allah tarafından sana vahiy gönderildiği iddiasını kitap okuyanlara sor, onlar da senin söylediklerinin aynısını söyleyecekler.

      Senden önce kitabı okuyanlara sor. Bazıları şöyle dedi: Kitabı okuyanlara sor, yani onlardan iman edenlere sor, demektir. Bazıları da dedi ki: Onlardan Ehl-i Kitab'a sor, onlar sana anlatacaklar, çünkü onların kitaplarında yazılıdır. Nitekim Allah buyuruyor ki: "Onlar, ellerindeki kitapta yazılı buldukları o elçiye uyarlar".

      Rabb'inden sana gelen, gerçeğin ta kendisidir. Burada geçen "hak'' (الْحَقُّ) kelimesinden maksadın, Rabb'inden gelen Kur'an olduğu söylenmiştir. Şöyle de denildi: Onun Allah tarafından gönderildiğine dair beyan geldi. Sakın şüphelenenlerden olma!​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        şekkin (شَكٍّ)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde "ş-k-k" kökünün "bir şeyin birbirine girmesi, saplanması ve sarsılması" anlamlarına geldiğini belirtir. Şüpheye "şek" denilmesi, onun zihne bir iğne veya sancı gibi saplanıp netliği bozması ve insanı kararsızlık içinde "sarsması" sebebiyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "şek" kavramını "iki zıt inanç veya düşünce arasında, birini diğerine tercih edemeyecek şekilde eşit derecede kararsız kalma hali" olarak tanımlar. Bu, bilginin (ilim) zıddıdır. Ayetteki "Eğer şüphede isen" ifadesi, peygamberin şahsında muhatabın zihnindeki tüm olasılıkları masaya yatıran bir retorik kalıptır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin kullanımını "farz-ı muhal" (gerçekleşmesi imkansız varsayım) üzerinden analiz eder. Öztürk'e göre Kur'an, peygamberin şüphe duyduğunu değil; müşriklerin ve tereddüt edenlerin zihnindeki şüpheyi, "eğer böyle bir ihtimal olsaydı bile çözümü geçmiş vahiylerin bilgisinde bulurdun" diyerek peygamberin şahsı üzerinden tüm insanlığa hitap ederek çürütmektedir.

        enzelnâ (أَنزَلْنَا)

        İbn Fâris, "n-z-l" kökünün temel anlamının "yukarıdan aşağıya doğru iniş, bir yerde konaklama ve ikram" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "inzâl" eylemini "yüce bir makamdan (ilahi mertebeden) aşağıya (beşer seviyesine) bir bilgiyi veya varlığı indirmek" olarak açıklar. Ayette "Sana indirdiğimizden..." (mimmâ enzelnâ ileyke) denilmesi, vahyin kaynağının aşkınlığını ve tartışılmazlığını vurgular.

        Angelika Neuwirth, "inzâl" kavramını Geç Antik Çağ'ın "kutsal metinlerin gökten gelişi" (revelation) tasavvuru bağlamında değerlendirir. Neuwirth'e göre bu kelime, metnin beşeri bir üretim değil, dikey bir iletişimle (vahiy yoluyla) gelen ilahi bir "emanet" olduğunu tescil eder.

        yakraûne (يَقْرَءُونَ)

        İbn Fâris, "k-r-e" kökünün "toplamak, bir araya getirmek ve birleştirmek" anlamına geldiğini belirtir. Okuma eylemine "kıraat" denilmesi, harflerin ve kelimelerin zihinde ve dilde bir araya getirilip bir "mana bütünlüğü" oluşturulması sebebiyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kıraat" kavramını sadece sesli okumak değil, "anlayarak ve kelimeleri düzenli bir şekilde birbirine ekleyerek telaffuz etmek" olarak tanımlar.

        Arthur Jeffery, "k-r-e" kökünün teknik bir dini terim olarak kullanımını incelerken, Süryanice "keryânâ" (kutsal metin okuma) geleneğiyle olan semantik bağına dikkat çeker. Ayette "Senden önce Kitabı okuyanlar" (yakraûne'l-kitâb) ifadesi, bilginin tarihsel sürekliliğini ve önceki vahiy kültürlerine sahip olanların şahitliğini ifade eder.

        el-kitâbe (الْكِتَابَ)

        İbn Fâris, "k-t-b" kökünün "iki şeyi birbirine dikmek, birleştirmek ve bir araya getirmek" anlamına geldiğini belirtir. Yazıya "kitabet" denilmesi, harflerin ve kelimelerin birbirine eklenerek bir yapı oluşturması nedeniyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kitap" kelimesini "içinde hikmet, hüküm ve bilgi toplanmış olan yazılı veya manevi bütünlük" olarak tanımlar.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde "kitâb" kelimesinin Yahudi-Hristiyan literatüründeki teknik karşılıklarıyla olan ilişkisini inceler. Jeffery'ye göre "el-kitâb", Kur'an terminolojisinde sadece bir nesne değil, ilahi yasanın ve tarihin kayıtlı olduğu "mutlak otorite" demektir.

        el-hakku (الْحَقُّ)

        İbn Fâris, "h-k-k" kökünün "sabitlik, sarsılmazlık, gerçeklik ve bir şeyin yerine tam oturması" anlamına geldiğini belirtir. Bir kapı menteşesinin yerine tam oturmasına "hakk" denilmesi gibi, gerçeğe de zihinle tam örtüştüğü için bu isim verilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hakk" kavramını "inkarı mümkün olmayan, varlığı kesin ve hikmete uygun olan gerçek" olarak tanımlar. "Sana Rabbinden hak geldi" ifadesi, vahyin subjektif bir iddia değil, eşyanın tabiatına uygun objektif ve sarsılmaz bir "gerçeklik" olduğunu ilan eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında "hakk" kelimesini ontolojik bir terim olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "hakk", batılın (boşluğun/yalanın) zıddıdır ve varoluşun asıl temelini oluşturur. Vahyin "hak" olması, onun varlığın en derin yasalarıyla uyum içinde olması demektir.

        el-mumterîn (الْمُمْتَرِينَ)

        İbn Fâris, "m-r-y" kökünün asli anlamının "süt sağmak için memeyi sıvazlamak, sürtmek" olduğunu belirtir. Bu kökten türeyen "mirâ" (tartışma), bir gerçeği zorla çıkarmaya çalışmak veya bir konuda sürekli "git-gel" yaparak itiraz etmek demektir. "Mümterî", şüphe içinde olan ve bu şüphesiyle sürekli tartışma/itiraz üreten kişidir.

        Râgıb el-İsfahânî, "imtirâ" kavramını "şüpheyle birlikte gelen iddialaşma ve gerçeğe karşı direnç gösterme" olarak tanımlar. Bu, sadece zihinsel bir tereddüt değil, ahlaki bir itiraz pozisyonudur.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki "Sakın şüphe edenlerden (mumterîn) olma" uyarısını, peygamberin şahsında toplumsal bir kararlılık inşası olarak görür. Öztürk'e göre bu ifade, hakikat (hak) bu kadar açık delillerle (geçmiş kitapların şahitliğiyle) ortadayken, hâlâ zihni bulandıracak "mirâ" (tartışma ve şüphe) ortamlarına kapılmamayı emreden kesin bir hükümdür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X