Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 92. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 92. Ayet

    فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةًۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felyevme nuneccîke bibedenike litekûne limen ḣalfeke âye(ten)(c) ve-inne keśîran mine-nnâsi ‘an âyâtinâ leġâfilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      91. Şimdi mi? Halbuki daha önce hep baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın.

      92. İşte bugün senin cesedini kurtaracağız ki. senden sonra gelenler için bir ibret olsun! insanlann pek çoğu gösterdiğimiz delillerin bilincinde değildirler.


      İşte bugün senin cesedini kurtaracağız. Bu beyana dair çeşitli yorumlar yapılmıştır. Denildi ki: "Nuneccike" (نُنَجِّيكَ) kelimesi, "necve" (النَّجْوَةُ) kökünden gelir; yani seni "necve"ye atacağız, demektir, "necve" de yüksek tepe anlamına gelir. Firavunun öldüğünii herkes görsün ve onun iddia ettiği gibi ilah olmadığını anlasın diye oraya atacağız. Kavminden diğer adamların bedenleri ise, o tepeye atılmadı, denizde bırakıldı. İkincisi, şöyle denildi: Senin cesedini kurtaracağız ki, senden sonra gelenler için bir ibret olsun! Yani seni denizden çıkaracağız, orada bırakmayacağız. Üçüncüsü, Senin cesedini kurtaracağız, fakat ruhunu bedenine tabi kılmayacağız. Çünkü rivayet edildiğine göre suda boğulduklarında onlar cehenneme batmayı istemişlerdi. Bir ayette Allah şöyle buyurur: "Günahları yüzünden tufanda boğuldular, ardından ateşe atıldılar". Cenab-ı Hak, Firavun'un cesedinin ruhu ile birlikte cehenneme gitmediğini haber vermektedir, cesedi denizden çıkarılmış, ruhu diğer insanlarla birlikte cehenneme atılmıştır. En doğrusunu Allah bilir ya, onun cesedi görülsün, yalancılığı ortaya çıksın ve onunla ilgili kimsenin aklında şüphe kalmasın diye böyle olmuştur.

      Senden sonra gelenler için bir ibret olsun! Bu beyan iki anlama gelebilir. Biri, senin ölümün ibret olsun diye anlamına gelir, artık onun gibi kimse tanrılık ve rablık iddiasına kalkışamaz. Diğeri de şudur: Senden sonra gelenler için bir ibret olsun, yani senin böyle boğulmuş ve bir tepeye atılmış olduğunu gören için ibret olur anlamına.

      İnsanların pek çoğu gösterdiğimiz delillerin bilincinde değildirler. Bazı müfessirler şöyle dedi: Yani Mekkeliler gösterdiğimiz delillerin bilincinde değildirler, yani Firavun ve kavminin bilincinde değildirler, çünkü onlar, "Bu da ancak düzmece bir yalan'' ve "Bu, olsa olsa düzmece bir sihirdir" diyorlardı. Cenab-ı Hak, insanların, onların başına gelenlerin bilicinde olmadıklarını söylüyor. Çünkü böyle bir iftira yapılamaz, yani bu kıssada söylenenler uydurma olamaz. İnsanların pek çoğu gösterdiğimiz delillerin bilincinde değildirler mealindeki ayet, insanların pek çoğu onların başlarına gelen belalardan gafıldirler anlamına da gelebilir. Gaflet iki şekilde olur; birincisi, onun hak olduğunu bilip anladıktan sonra inatçılık edip yüz çevirerek gafıl olmaktır. İkincisi, düşünüp tefekkür etmeyi terkederek gafıl olmaktır. Bunların her ikisi de kötülenmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Felyevme (فَالْيَوْمَ)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde "y-v-m" kökünün "zamanın bilinen bir parçası" anlamına geldiğini belirtir. Başındaki "fâ" takip, "lam" ise belirlilik ifade eder. Burada "gün", Firavun'un boğulduğu ve o büyük kırılmanın yaşandığı "an" ve "tarihsel eşik" olarak vurgulanır.

        Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesini güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süre olarak tanımlasa da, bu ayetteki kullanımıyla "hükmün kesinleştiği ve ilahi müdahalenin gerçekleştiği özel bir zaman dilimi"ne işaret ettiğini belirtir.

        Nuneccîke (نُنَجِّيكَ)

        İbn Fâris, "n-c-v" kökünün temel anlamının "yükseklik, bir şeyden ayrılıp kurtulmak" olduğunu ifade eder. Kelimenin özünde, bir şeyi olduğu yerden yukarı çıkarıp selamete erdirmek vardır.

        Râgıb el-İsfahânî, "necat" kavramını "sıkıntı veren bir durumdan fiziksel veya manevi olarak ayrılıp çıkmak" şeklinde tanımlar. Ayetteki "nuneccîke" (seni kurtaracağız) ifadesi, Firavun'un ruhsal olarak değil, fiziksel bir nesne olarak suların derinliğinden "yukarı çıkarılmasını" ve bir kalıntı olarak korunmasını ifade eden teknik bir terimdir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiili bir önceki ayette (91. ayet) reddedilen tövbe ile ilişkilendirir. Öztürk'e göre buradaki kurtarma (necat), bir lütuf veya ödül değil; aksine ibretlik bir "ceset" olarak tarihin çöplüğünden teşhir edilmek üzere dışarı atılma eylemidir.

        Bi-bedenike (بِبَدَنِكَ)

        İbn Fâris, "b-d-n" kökünün "insan vücudu, ceset ve yaşlılık sebebiyle irileşmiş gövde" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "beden" kelimesini ruhu olmayan, kaba ve maddi ağırlığı olan vücut için kullanır. "Ceset"ten farkı, genellikle canlılık izlerini veya bir bütünlüğü çağrıştırmasıdır. Ayetteki "bedeninle" vurgusu, Firavun'un şahsının veya ruhunun değil, sadece o "maddi kalıntısının" kurtarılacağını tescil eder.

        Gabriel Said Reynolds, "beden" kelimesinin bu bağlamdaki kullanımını Mısır arkeolojisi ve Geç Antik Çağ'daki mumyalama gelenekleri ışığında değerlendirir. Reynolds'a göre, Kur'an'ın "beden" vurgusu, Firavun'un sadece ölümüyle yetinilmediğini, cesedinin bir "nesne" olarak korunup sergileneceğine dair tarihsel ve teolojik bir işarettir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, buradaki "beden" ifadesini, Firavun'un dünyadayken çok güvendiği, en üstün zinetlerle süslediği ve bir nevi ilahlık atfettiği "fiziksel formunun" aslında ne kadar aciz ve cansız bir maddeye dönüştüğünü gösteren bir aşağılama ve ibret sahnesi olarak yorumlar.

        Li-men halfeke (لِمَنْ خَلْفَكَ)

        İbn Fâris, "h-l-f" kökünün "bir şeyin arkası, tersi ve birinden sonra gelen" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "half" kelimesini mekan bakımından "arka taraf", zaman bakımından ise "gelecek nesiller" olarak tanımlar. Ayetteki kullanımıyla, Firavun'un arkasında bıraktığı ordusu, halkı ve ondan yüzyıllar sonra gelecek olan bütün insanlık kastedilir.

        Toshihiko Izutsu, bu kavramı "tarihsel süreklilik" bağlamında inceler. Izutsu'ya göre "halfeke", Firavun'un temsil ettiği zalim otoritenin çöküşüne şahitlik edecek olan "ardıllar"ı ifade eder. İlahi mesajın muhatabı sadece o anki tanıklar değil, tarihin her evresindeki gözlemcilerdir.

        Âyeten (آيَةً)

        İbn Fâris, "e-y-y" kökünün "açık işaret, alamet ve insanı hayrete düşüren şey" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ayet" kelimesini "gizli bir gerçeği gösteren apaçık nişane" olarak tanımlar. Firavun'un cesedinin bir "ayet" kılınması, onun ilahlık iddiasının geçersizliğine ve Allah'ın mutlak hakimiyetine dair somut, duyusal bir kanıt haline getirilmesidir.

        Angelika Neuwirth, Kur'an'daki "ayet" kavramını Geç Antik Çağ'ın "mucize" (miracle) anlayışıyla kıyaslar. Neuwirth'e göre bu ayet, doğaüstü bir olaydan ziyade, tarihin içinde donmuş bir "işaret fişeği"dir. Firavun'un bedeni, zamanı aşan bir "metin" (signum) gibi okunmak üzere korunmuştur.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayeti "ontolojik bir ders" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre Firavun'un cesedi, insanın kendi sınırlarını aşma çabasının (tuğyan) nasıl bir "nesneleşme" ve "çürüme" ile sonuçlanacağını gösteren evrensel bir semboldür.

        Gâfilûn (لَغَافِلُونَ)

        İbn Fâris, "g-f-l" kökünün "bir şeyi bilerek veya bilmeyerek terk etmek, önemsememek ve dikkati ondan başka yöne çevirmek" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "gaflet" kavramını "insanın uyanık olması gereken bir konuda, dikkatsizliği veya tutkuları sebebiyle gerçeği görememesi" olarak tanımlar. Bu, cehaletten farklıdır; zira gaflette işaretler oradadır ama zihin onları okumayı reddeder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), et-Tefsîru'l-Beyânî usulüyle ayetin sonundaki bu vurguyu inceler. Bintü'ş-Şâtı'ya göre "gaflet", insanın tarihsel ayetler (Firavun'un bedeni gibi) karşısındaki en büyük zaafıdır. Ayet, bu "gaflet" perdesini aralayarak, Firavun'un sonunu sadece geçmişe ait bir hikaye değil, her an herkes için geçerli bir tehdit ve ders olarak sunar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X