قَالَ قَدْ اُج۪يبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَق۪يمَا وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَب۪يلَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 89. Ayet
Daralt
X
-
Allah şöyle buyurdu: ikinizin de duası kabul edildi; doğruluktan ayrılmayın ve sakın kendini bilmezlerin yoluna uymayın.
Allah şöyle buyurdu: İkinizin de duası kabul edildi. Bazıları şöyle dedi: Musa aleyhisselam beddua ediyor, Hz. Harun (s.a.) da amin diyordu, Allah da ikinizin de duası kabul edildi buyurdu. Her ikisinin yaptığını dua diye niteledi. Bundan dolayıdır ki Muhammed b. Hasan (ö. 189/805) (r.a.) bazı kitaplarında şöyle der: Vitir namazında imam kunutta dua eder, cemaat da amin derler.
Doğruluktan ayrılmayın, yani risfiletten ve emirlerimi yerine getirmekten ayrılmayın! Ve sakın kendini bilmezlerin yoluna uymayın. Bu ifade, aynen Hz. Muhammed'e (s.a.) söylediği sözlere benzemektedir: "Bilmeyenlerin arzularına uyma!" "Onların arzularına uyma!" Allah'ın salat ve selamı üzerlerine olsun peygamberler, Cenab-ı Hakk'ın kendilerini koruması sayesinde onların yolundan gitmeyecekleri ve onların arzularına uymayacakları kesin olarak bilinen bir husustur, ancak, en doğrusunu Allah bilir ya, Cenab-ı Hak bunu, ısmet sıfatının emir ve yasakları yok etmediği, aksine yasağın günahını arttıracağı bilinsin diye söylemektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
u'cîbet (أُجِيبَتْ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde c-v-b kökünün temel anlamının "bir şeyi yarmak veya bir şeyin arasından geçmek" olduğunu belirtir. Bu kökten türeyen "icabet", bir sözün veya çağrının karşılık bulması, ona bir cevapla "dönülmesi" demektir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde "icabet" kavramını bir soruya veya çağrıya uygun bir mukabelede bulunmak olarak tanımlar. Ayetteki "u'cîbet" (kabul edildi/karşılık verildi) ifadesi, Allah'ın Musa ve Harun'un dualarını kendi ilahi iradesiyle işleme koyduğunu ve neticelendirdiğini ifade eder.
da'vetukümâ (دَعْوَتُكُمَا)
İbn Fâris, d-a-v kökünün "bir şeyi sesle veya işaretle kendine doğru çekmek, çağırmak" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "dua" ve "davet" kavramlarını bir ihtiyacı arz etmek veya birini bir şeye yönlendirmek olarak açıklar. Ayetteki "da'vetukümâ" (ikinizin duası), Musa'nın sözlü yakarışına Harun'un "amin" diyerek iştirak etmesiyle oluşan ortak yönelişi temsil eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu kavramı "İlahi-Beşeri iletişim" bağlamında inceler. Izutsu'ya göre "da'vet", kulun kendi acziyetini en üst perdeden Allah'a bildirmesi ve O'nun müdahalesini talep etmesidir.
feste'kîmâ (فَٱسْتَقِيمَا)
İbn Fâris, k-v-m kökünün "dik durmak, azimli olmak ve bir şeyi düzeltmek" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "istikamet" kavramını "hiçbir eğrilik ve sapma göstermeden dosdoğru yol üzerinde sabit kalmak" olarak tanımlar. Ayetteki "feste'kîmâ" (ikiniz dosdoğru olun/sebat edin) emri, duanın kabulünden sonra gelen bir görevdir; yani ilahi yardımın gelmesi sürecinde kararlılıktan taviz vermemeyi ifade eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu emri psikolojik bir direnç olarak analiz eder. Kılıç'a göre istikamet, zorba bir iktidar karşısında sarsılmadan, inancın gerektirdiği ahlaki ve eylemsel duruşu korumaktır. Dua etmek, sorumluluğu Allah'a devredip kenara çekilmek değil, aksine daha büyük bir kararlılıkla yola devam etmektir.
lâ tettebi'ânni (وَلَا تَتَّبِعَانِّ)
İbn Fâris, t-b-a kökünün "birinin arkasından gitmek, izini sürmek ve ona eklemlenmek" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ittiba" eylemini birinin iradesine veya yoluna tabi olmak olarak açıklar. Ayetteki yasak (lâ tettebi'ânni), bilmeyenlerin arzularına veya cahilce yöntemlerine uymamayı ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu yasağı sosyolojik bir sapma riski olarak değerlendirir. Öztürk'e göre, baskı altındaki inanç toplulukları bazen kurtuluş için yanlış yollara veya cahil kitlelerin histerik taleplerine kapılabilirler. Musa ve Harun şahsında verilen bu emir, ilahi stratejinin dışına çıkılmamasını ihtar eder.
sebîle (سَبِيلَ)
İbn Fâris, s-b-l kökünün "kolaylıkla akıp giden yol" ve "uzunluk" anlamında olduğunu ifade eder.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin Aramice ve Süryanice kökenli "shabîl/shabîlâ" kelimesinden Arapçaya geçtiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "sebil" kelimesini içinde bir genişlik ve kolaylık barındıran yol olarak tanımlar.
lâ ya'lemûn (لَا يَعْلَمُونَ)
İbn Fâris, a-l-m kökünün "bir şeyin izi ve onu diğerlerinden ayıran alamet" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ilim" kavramını bir şeyi gerçeğine uygun olarak kavramak şeklinde tanımlar. Ayette "bilmeyenler" (lâ ya'lemûn) nitelemesi, olayların perde arkasındaki ilahi hikmeti ve nihai zaferin kime ait olacağını idrak edemeyen, sığ ve yüzeysel bir bakış açısına sahip olanları ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla