وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخ۪يهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتاً وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 87. Ayet
Daralt
X
-
Mûsaya ve kardeşine şöyle vahyettik: Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın, evlerinizi ibadet mahalli yapın ve namazı kılın. (Ey Musa!) İnananları müjdele!
Mûsaya ve kardeşine şöyle vahyettik: Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın, evlerinizi ibadet mahalli yapın! Bu ayet iki şekilde açıklanabilir. Birincisi, Kavminiz için evler hazırlayın, yani kavminiz için namaz kılacağınız mescitler hazırlayın! Evlerinizi yapın, yani evlerinizde ibadet mahalleri yapın! Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın mealindeki kelamdaki emir, mescitler yapmaları içindir. Evlerinizi ibadet mahalli yapın emri de bina ettikleri mescitlerde kıble yapmaları içindir. İkincisi, kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın, yani söylediğimiz gibi kavminiz için Mısır<ia mescitler yapın!
Ebu Avsece şöyle dedi: Kavminiz için evler hazırlayın ilahi kelamındaki "tebevvea' (تَبَوَّءَا) lafzı, hazırlayın anlamına gelir, yani onlar için bir yer hazırlayın. Bu lafız başka bir ayette şöyle geçmektedir: ''.Andolsun biz İsrailoğulları'nı seçkin bir yere yerleştirdik". Yani onlar için seçkin bir yer hazırladık.
Evlerinizi ibadet mahalli yapın! Yani kendiniz için yaptığınız evlerde namazda yöneleceğiniz bir kıble yapın! Bu ayet, cemaat olmanın, mescit yapmanın ve kıble edinmenin sadece bize ve bizim şeriatimize mahsus olmadığına, diğer peygamberlerin sünneti olduğuna ve peygamberden peygambere tevârüs ettiğine işaret eder. Ayetteki mescitler yapmak emri de söylediğimizi teyit etmektedir. Namazı kılın! Namaz kılma emri, evler inşa etme, mescitler yapma ve kıble edinme emrine dayanmaktadır. Şöyle bir soru akla gelebilir: Mescitler yapmak dış görünüşü itibariyle bir emirdir, mescit yapmayı emreden ''.Allah'ın, yapılmasına ve içinde isminin anılmasına izin verdiği evlerde" mealindeki ayet ise bize göre mübah anlamındadır, bu ayet zahirde mübahlık ifade etmez mi? Buna şöyle cevap verilir: Her ne kadar zahirde mübahlık ifade etse de, o hakikatte emirdir. Görmez misin ki Cenab-ı Hak o ayette şöyle buyurmaktadır: ''.Allah'ın içinde isminin anılmasına izin verdiği evlerde Allah'ı tenzih ederek anarlar:' Allah'ın ismini anmanın ve O'nu tesbih etmenin ise emir olduğunda şüphe yoktur. Dolayısıyla ayet, bizim söylediğimize işaret eder. En doğrusunu Allah bilir.
Tefsirciler şöyle dediler: Onlar Firavun ve çevresindekilerden korkuyorlardı, bundan dolayı evlerinde namazgah edinmeleri, kıbleye dönmeleri ve Firavun korkusu yüzünden orada namazlarını gizlice kılmaları emredildi. Firavun'un helakinden ve onların Mısır'a hakim olmalarından önce böyle bir şey ihtimal dahilindedir. Ancak Firavun ölünce Mısır'ı ele geçirdikten ve bölge halkına hakim olduktan sonra da, mescitler edinmek, orada cemaat olmak ve namazı cemaatle kılmakla ilgili bu emir devam etmektedir. Bazı müfessirler buna şöyle bir anlam verdi: Evlerinizi ve mescitlerinizi kıbleye doğru yöneltin! Ancak bu yorum uzak bir ihtimaldir, çünkü yapılan her evin mutlaka bir kıble yönü vardır. Dolayısıyla bu yorum anlamsızdır. Mesele bizim söylediğimiz gibidir. Musa ile Harun aleyhisselama, kavimleri için ev yapmaları ve evleri ibadet mahalli kılmaları emrinin iki anlamı vardır. Birincisi, Firavun'dan ve kavminden ayrılma emridir, bu sayede onların yanından ayrılmak istediklerinde bunu yapmaları mümkün olur, onların arasından geçmek zorunda kalmazlar. Sanki bu ayrılış ancak kıble cihetinde yapılıyordu. İkincisi, söylediğimiz gibi onlar namaza hazırlanmak için o insanların yanından ayrılmak istiyorlardı, çünkü Firavun'un yanında namaza hazırlanamazlardı.
İnananları müjdele! Bu müjdenin ahiretteki cennetle ve çeşitli nimetlerle olması muhtemeldir. Dünyada Firavun'a karşı zafer ve hakimiyet elde etmek ve Firavun yüzünden yaşadıkları çeşitli zorluklardan sonra çeşitli nimetlere kavuşmakla müjdelenmeleri de ihtimal dahilindedir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: ''Allah'ın size lütfettiği nimeti hatırlayın. Zira O, içinizden peygamberler çıkardı, sizi hükümdarlar yaptı ve alemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi".
Yorumu Yorumla
-
evhaynâ (أَوْحَيْنَا)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde v-h-y kökünün "hızlı bir şekilde işaret etmek, gizli bir şekilde bildirmek ve bir şeyi yazmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Bu bildirim o kadar hızlı ve gizlidir ki muhatabı dışında kimse bunu fark edemez.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde "vahy" kavramını "süratli bir işaret" olarak tanımlar. Allah'ın elçilerine yaptığı bildirimlere bu adın verilmesi, kelamın kalbe fısıldanması ve gizli bir yol takip etmesi sebebiyledir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili Allah ile insan arasındaki dikey iletişimin (linguistic communication) teknik terimi olarak inceler. Izutsu'ya göre "vahy", beşeri dilin ötesinde, ilahi iradenin bir seçilmişe (peygambere) doğrudan ve mutlak bir otoriteyle nüfuz etmesidir.
Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ bağlamında "evhaynâ" (vahyettik) ifadesini, ilahi otoritenin somut ve tarihsel bir kriz anında (İsrailoğullarının Mısır'daki baskı dönemi) devreye girmesi olarak analiz eder. Neuwirth'e göre bu fiil, kaos içindeki bir topluluğa ilahi bir strateji sunulmasının başlangıç noktasıdır.
tebevveâ (تَبَوَّءَا)
İbn Fâris, b-v-e kökünün "aslına dönmek, bir yere yerleşmek ve bir şeyi dengeli kılmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Bir yeri yurt edinmeye "tebevvu" denilmesi, kişinin oraya yerleşip karar kılması ve orayı kendine mesken olarak "hazırlaması" nedeniyledir.
Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin "bir yeri konaklama veya barınma amacıyla düzeltmek, genişletmek ve yerleşime uygun hale getirmek" anlamına geldiğini ifade eder. Musa ve Harun'a yönelik "tebevveâ" (ikiniz hazırlayın/yerleştirin) emri, kavim için güvenli ve özel bir yaşam alanı inşa etme talimatıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiili İsrailoğullarının Mısır'daki getto yaşamı veya yeniden yapılanma süreci üzerinden okur. Öztürk'e göre bu emir, dini ve sosyal kimliği korumak adına merkezi otoriteden bağımsız, dayanışma odaklı bir yerleşim düzeni kurma projesidir.
misra (بِمِصْرَ)
El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb adlı eserinde "Mısır" kelimesinin Arapça olmadığını, İbranice veya Kıptice kökenli olabileceğini belirtir.
İbn Fâris, m-s-r kökünün "iki şey arasındaki sınır, perde ve engel" anlamına geldiğini ifade eder. Şehirlere "mısr" denilmesi, o yerleşim biriminin sınırlarının belli olması ve dışarıdan ayrılması sebebiyledir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde kelimenin Akadca "misru" (sınır) veya İbranice "Mizraim" formlarıyla ilişkisini inceler. Jeffery'ye göre kelime, Kur'an'ın nazil olduğu dönemde artık yerleşmiş bir coğrafi terimdir ve hem belirli bir bölgeyi (Mısır) hem de genel anlamda "büyük şehir/merkez" kavramını karşılamaktadır.
buyûten (بُيُوتًا)
İbn Fâris, b-y-t kökünün temel anlamının "gecelemek, sığınmak ve ikamet etmek" olduğunu belirtir. Evlere "beyt" denilmesi, insanların geceyi orada geçirmesi ve dış dünyanın etkilerinden korunması sebebiyledir.
Râgıb el-İsfahânî, "beyt" kelimesini "insanın barındığı, huzur bulduğu ve mahremiyetini sağladığı her türlü mekan" olarak tanımlar.
Angelika Neuwirth, Mısır'daki "evler" (buyût) vurgusunu, kamusal alandan (Firavun'un kontrolünden) kaçıp dini ritüellerin ve kimliğin korunabileceği "mahrem/özel alanlar" inşa etme zorunluluğu bağlamında değerlendirir.
kıbleten (قِبْلَةً)
İbn Fâris, k-b-l kökünün "bir şeyin önü, ona yönelmek ve karşılamak" anlamına geldiğini belirtir. "Kıble", insanın yöneldiği hedef ve odak noktasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "kıble" kelimesini "ibadet esnasında veya yönelirken karşısına alınan yön" olarak açıklar. Ayetteki "evlerinizi kıble yapın" emri, evlerin birer mabede dönüştürülmesi veya evlerin birbirine bakar şekilde inşa edilerek toplumsal birliğin sağlanması şeklinde yorumlanmıştır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, "kıble" kavramını "varoluşsal oryantasyon/yöneliş" olarak analiz eder. Kılıç'a göre, İsrailoğullarının tapınaklarına el konulduğu veya yasaklandığı bir dönemde evlerin "kıble" kılınması, ibadetin mekana hapsedilemeyeceğini ve müminin sığındığı her yerin Allah'a açılan bir kapı olduğunu gösterir.
es-salâte (الصَّلَاةَ)
İbn Fâris, s-l-v kökünün temel anlamının "bir şeye yönelmek, dua etmek ve bereket dilemek" olduğunu ifade eder.
Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin Aramice ve Süryanicedeki "selota" (dua/tapınma) kelimesine dayandığını belirtir. Jeffery'ye göre Kur'an bu kelimeyi alarak ona İslam'ın en merkezi ritüeli olan namaz anlamını yüklemiştir.
Toshihiko Izutsu, "salât" kavramını mümin ile Allah arasındaki sürekli ve disiplinli "iletişim hattı" olarak tanımlar. Ayetteki namaz emri, kriz anındaki bir topluluğun psikolojik ve manevi direncini ayakta tutan en temel bağdır.
beşşir (وَبَشِّرِ)
İbn Fâris, b-ş-r kökünün "sevindirici haberle birlikte insanın cildinin/derisinin (beşere) yumuşaması, aydınlanması ve değişmesi" anlamına geldiğini belirtir. Bu nedenle sevindirici habere "tebşir/müjde" denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "müjde"nin insanda psikolojik bir rahatlama ve yüzde beliren bir neşe yarattığını ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki "müminleri müjdele" (beşşir'il-mü'minîn) emrinin, baskı ve zulüm altındaki bir kitleye yönelik "istikbal vaadi" olduğunu vurgular. Bu müjde, fiziksel esaretin ortasında gelen bir "özgürlük ve zafer" muştusudur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla