Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 86. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 86. Ayet

    وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veneccinâ birahmetike mine-lkavmi-lkâfirîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Merhametinle bizi o inkarcılar güruhundan kurtar.

      Önceki ayette geçen "zalimler" lafzı ile bu ayetteki kafirler lafzı aynı manaya gelir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        neccinâ (neccinâ) (نَجِّنَا)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde "n-c-v" kökünün temel anlamının "yükseklik, bir şeyden ayrılıp kurtulmak ve gizli konuşmak" olduğunu belirtir. Kurtuluş anlamına gelen "necat" kelimesi, kişinin sel suları veya tehlikelerden kaçarak yüksek bir yere (necve) sığınıp selamete ermesiyle ilişkilidir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde "necat" kavramını "istenmeyen, sıkıntı veren bir durumdan fiziksel veya manevi olarak ayrılıp çıkmak" şeklinde tanımlar. Ayetteki "neccinâ" (bizi kurtar) emri, bir kuşatılmışlık halinden mutlak bir özgürleşme talebidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili Kur'an'ın "kurtuluş teolojisi" bağlamında inceler. Izutsu'ya göre "necat", sadece ölümden kaçmak değil; karanlık, kaotik ve ilahi iradeye düşman bir ortamdan (Firavun toplumu) çekilip çıkarılarak "imanın güvenli sahasına" aktarılmaktır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki kurtuluş talebini sosyo-politik bir bağlamda ele alır. Musa'nın kavmi için "neccinâ", Firavun'un fiziksel zulmünden, kölelikten ve kimliksizleştirilmekten kurtulup bağımsız bir inanç topluluğu olma iradesinin duaya dönüşmüş halidir.

        bi-rahmetike (bi-rahmetike) (بِرَحْمَتِكَ)

        İbn Fâris, "r-h-m" kökünün "yumuşaklık, şefkat ve acıma" anlamlarını taşıdığını belirtir. Ana rahmi (rahm) kelimesiyle olan bağı, karşılıksız koruma ve besleme işlevine dayanır.

        Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramını "merhamet edilene bir iyiliğin ulaştırılmasını gerektiren kalp inceliği" olarak tanımlar. Allah için kullanıldığında bu, sadece bir duygu değil; lütuf, ikram ve yardımın bilfiil gerçekleşmesidir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an çalışmasında "rahmet" kelimesinin dini bir terim olarak gelişimini inceler. Jeffery'ye göre bu kelime, Aramice/Süryanice "rahmûtâ" formundan etkilenmiş ve Geç Antik Çağ Ortadoğu dinlerinde "Tanrı'nın kurtarıcı inâyeti" anlamında merkezi bir rol üstlenmiştir.

        Gabriel Said Reynolds, "rahmet" vurgusunu Geç Antik Çağ'ın Yahudi ve Hristiyan dua litürjileriyle kıyaslar. Reynolds'a göre "bi-rahmetike" (rahmetinle) ifadesi, kişinin kendi gücüne değil, mutlak olarak Tanrı'nın bağışlayıcı ve kurtarıcı sevgisine sığınmasını ifade eden evrensel bir yakarış formülüdür.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ayetteki rahmet talebini "inâyet" kavramıyla açıklar. Kılıç'a göre Musa'nın kavmi, kurtuluşu kendi stratejileriyle değil, ilahi bir rahmet müdahalesiyle beklemektedir; çünkü karşılarındaki güç (Firavun) beşeri imkanlarla aşılamayacak bir zorbalığı temsil eder.

        el-kavmi (el-kavmi) (الْقَوْمِ)

        İbn Fâris, "k-v-m" kökünün "ayağa kalkmak, bir yerde durmak ve kararlı olmak" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesini "belirli bir işi gerçekleştirmek veya bir amacı yürütmek üzere bir araya gelmiş kitle" olarak tanımlar. Ayetteki "el-kavm" nitelemesi, bireysel inkarın ötesine geçerek bir toplumsal yapı, bir rejim ve örgütlü bir baskı mekanizması haline gelmiş kitleyi temsil eder.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, buradaki "kavm" vurgusunun, Firavun'un zulmünün sadece bireysel bir irade olmadığını, bu zulmün bir toplumsal tabanı ve destekçi kitlesi olduğunu gösterdiğini ifade eder.

        el-kâfirîn (el-kâfirin) (الْكَافِرِينَ)

        İbn Fâris, "k-f-r" kökünün asli anlamının "bir şeyi örtmek ve gizlemek" olduğunu belirtir. Toprağı örttüğü için çiftçiye, karanlığıyla her şeyi gizlediği için geceye "kâfir" denilir.

        Râgıb el-İsfahânî, "küfür" kavramını "Allah’ın nimetlerini veya bir gerçeği kasten gizleyip inkar etmek" olarak tanımlar. Ayette "el-kâfirîn" (kafirler) sıfatı, hakikati örten ve zulmü bu inkar üzerine kuran kitleyi ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında "küfür" kavramının ontolojik boyutuna değinir. Izutsu'ya göre küfür, "şükür" (nimeti fark etme) kavramının tam zıddıdır. Firavun ve kavmi, Allah'ın ayetlerini ve nimetlerini kibirle "örttükleri" için bu isimle anılırlar. Bu topluluk, ilahi rehberliğe karşı kendisini tamamen kapatmış bir kitleyi temsil eder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), et-Tefsîru'l-Beyânî usulüyle bu kelimenin surenin genelindeki "karanlık/zulüm" metaforlarıyla olan ilişkisini kurar. Bintü'ş-Şâtı'ya göre "kafirler", sadece inançsız olanlar değil; aynı zamanda başkalarının hidayetini ve özgürlüğünü de baskıyla "örten/kapatan" bir duvar işlevi görenlerdir. Kurtuluş talebi (neccinâ), bu boğucu "örtüden" sıyrılıp çıkma isteğidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X