وَيُحِقُّ اللّٰهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 82. Ayet
Daralt
X
-
Allah, günaha batmış olanlar hoşlanmasa da, sözleriyle gerçeği ortaya çıkarır.
Cenab-ı Hak burada hakkı ortaya çıkarmaktan söz etmektedir. Her ne kadar ortaya çıkmasa bile hak, haktır. Batıl konusunda da "Batılı geçersiz kılar" buyurmaktadır. Geçersiz kılmasa bile batıl batıldır. Ancak "Hakkı hakim, batılı geçersiz kılar" mealindeki ayet muhtemelen başlangıçta hakkı hakim kılar, hak olduğu ortaya çıkar ve yine başlangıçta batılı batıl kılar, batıl olduğu ortaya çıkar anlamındadır; yani batılı iptal etmesiyle batıl olur, hakkı var etmesiyle de hak olur. Bu aynen, ona doğru yolu gösterdi ve o da doğru yolu buldu; onu şaşırttı ve o da şaşırdı sözüne benzemektedir. Yani o, Allah'ın kendisine doğru yolu göstermesiyle doğruyu buldu, yolunu şaşırtmasıyla da şaşırdı. Buna göre de Allah batılı iptal etmesiyle batıl oldu, hakkı var etmesiyle de hak oldu. En doğrusunu Allah bilir.
Sözleriyle anlamına gelen "bikelimatihi" (بِكَلِمَاتِهِ) sözcüğünün farklı manalara gelmesi muhtemeldir. Sözleriyle gerçeği ortaya çıkarır. Bu beyan peygamberleriyle gerçeği ortaya çıkarır manasına da gelebilir. Çünkü peygamberler hakkı ortaya çıkarırlar, batılın batıl olduğu da onlar sayesinde ortaya çıkar. Onlar yeryüzünde Allah'ın delilleridir; hakkın ortaya çıkması ve batılın batıl görülmesi ancak delillerle olur. Sözleriyle anlamındaki "bikelimatihi" lafzına bazı müfessirlerin verdiği mana şöyledir: Peygamberine göndermiş olduğu ayetleriyle. Mu.sanın elindeki olayın hakikat olduğu, sihirbazların yaptıkların sihirlerin de batıl olduğu ayetlerle ortaya çıktı. Bu lafzın, Hz. Mılsanın ( s.a.) kavmine söylediği azap ve düşmanlarına karşı kazanacakları zafer vadi ve benzeri başarılar ile onlara vadettiği nimetler anlamına gelmesi de muhtemeldir. Nitekim bir ayet-i kerimede Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: 'J.llah'ın size lütfettiği nimeti hatırlayın. Zira O, içinizden peygamberler çıkardı, sizi hükümdarlar kıldı ve alemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi".
Yorumu Yorumla
-
Yuhıkku (يُحِقُّ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde h-k-k kökünün temel anlamının "bir şeyin sağlam, sabit ve sarsılmaz olması" olduğunu belirtir. "İhkâk" formu, bir gerçeği yerli yerine oturtmak, onu şüphelerden arındırarak somut bir gerçeklik haline getirmek anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın vaat ettiği sonucun teorik bir söz olmaktan çıkıp, pratik ve tarihsel bir gerçekliğe dönüşmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "yuhıkku" fiilini "bir şeyi hikmetin ve adaletin gerektirdiği şekilde tam vaktinde ve tam yerinde gerçekleştirmek" olarak tanımlar. Allah'ın hakkı gerçekleştirmesi, batılın ürettiği sahte illüzyonların (sihrin) dağıtılarak, eşyanın asli tabiatının ortaya çıkarılmasıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiili "hakkın galebe çalması" olarak tahlil eder. Öztürk'e göre Allah'ın hakkı "ihkak" etmesi, haksızlığa ve zulme dayalı sistemlerin ilahi bir yasa gereği tasfiye edilerek, yerini adalete bırakması sürecidir. Bu, sadece mucizevi bir müdahale değil, toplumsal ve tarihsel yasaların (sünnetullah) hak lehine işletilmesidir.
Allah (اللّٰهِ)
İbn Fâris, l-l-h kökünün "ibadet edilen ve sığınılan mutlak kudret" anlamına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, bu ismin "hayret" ve "yücelik" anlamlarını barındırdığını, akılların O'nun mahiyetini kavramakta aciz kalışını simgelediğini belirtir. Ayette hakkın faili olarak "Allah" isminin açıkça zikredilmesi, gerçekleştirilen eylemin (ihkâk-ı hak) beşeri bir güçle değil, varlığın yegane kaynağı olan mutlak otorite tarafından garanti edildiğini vurgular.
el-Hakka (الْحَقَّ)
İbn Fâris, h-k-k kökünün "sabitlik ve doğruluk" olduğunu belirtir. Hak, kendi içinde çelişki barındırmayan ve dış dünyadaki gerçeklikle tam uyum sağlayan sarsılmaz bilgidir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında "hak" kelimesini "ontolojik gerçeklik" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre hak, kökleri Allah'ta olan ve zamanın geçmesiyle değerini yitirmeyen "asli varlık"tır. Ayette hakkın "ihkak edilmesi", batılın sahteliği karşısında hakkın mutlak üstünlüğünün ve kalıcılığının tescil edilmesidir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, hakkı "varoluşun yasası" olarak tanımlar. Kılıç'a göre hak, sadece ahlaki bir doğru değil; evrenin üzerine kurulduğu matematiksel ve manevi dengedir. Allah'ın hakkı gerçekleştirmesi, bu dengenin bozulmasına izin vermemesi demektir.
bi-Kelimâtihî (بِكَلِمَاتِه۪)
İbn Fâris, k-l-m kökünün "etki bırakmak, yaralamak ve konuşmak" anlamlarına geldiğini belirtir. "Kelime", hem dildeki ifadeyi hem de o ifadenin yarattığı somut etkiyi kapsar.
Râgıb el-İsfahânî, "Allah'ın kelimeleri"ni O'nun ebedi hükümleri, vaatleri ve "Ol!" (Kün) emriyle şekillenen yaratma iradesi olarak tanımlar. Ayette hakkın "kelimelerle" gerçekleştirilmesi, Allah'ın peygamberlerine verdiği zafer vaadinin ve evrene koyduğu değişmez kanunların (kelimât) bir neticesi olduğunu ifade eder.
Angelika Neuwirth, "kelimât" kavramını Geç Antik Çağ'ın teolojik lügatındaki "Logos" (ilahi irade/söz) ile ilişkilendirir. Neuwirth'e göre bu ifade, Tanrı'nın tarihsel sürece müdahale eden "yaratıcı ve düzenleyici sözü"nü temsil eder. Bu sözler, sihirbazların sahte kurgularını yıkan "en yüksek otorite"dir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "kelimeler" ifadesini Allah'ın tarihsel süreçte belirlediği "başarı ve başarısızlık yasaları" olarak yorumlar. Allah, peygamberin davasını bu yasalar (kelimeler) aracılığıyla zafere ulaştırarak hakkı sabitler.
Kerihe (كَرِهَ)
İbn Fâris, k-r-h kökünün temel anlamının "zorluk, meşakkat ve bir şeyin nefse ağır gelmesi" olduğunu ifade eder. Bir şeyin "kerih" olması, fıtratın ondan kaçınması ve onu kabulde zorlanmasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "kerh" (istemeyerek yapmak) ve "kurh" (zorluk/acı) arasındaki farka dikkat çeker. Ona göre buradaki "kerihe" fiili, inkârcıların hakkın ortaya çıkmasından duydukları derin psikolojik rahatsızlığı ve nefret halini ifade eder. Hak, onların çıkarlarını ve sahte otoritelerini yıktığı için onlara "ağır" ve "sevimsiz" gelmektedir.
el-Mucrimûn (الْمُجْرِمُونَ)
İbn Fâris, c-r-m kökünün temel anlamının "kesmek" ve "bir şeyi aslından koparmak" olduğunu belirtir. Günahkara "mücrim" denilmesi, işlediği suçla kendisini haktan ve toplumun selametinden koparması sebebiyledir.
Râgıb el-İsfahânî, "cürüm" kavramını "doğru yoldan saparak harama ve zulme yönelmek" olarak tanımlar. Mücrimûn, sadece hata yapanlar değil; haksızlığı ve batılı bilinçli bir sistem haline getiren, hakikate karşı savaş açan "suçlu" karakterlerdir.
Toshihiko Izutsu, "mücrim" kelimesini Kur'an'ın etik yapısında "ilahi otoriteye karşı isyan eden ve bu isyanı eyleme dönüştüren kişi" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre mücrimlerin hakkın gelişinden hoşlanmamaları (kerihe), onların ontolojik olarak batılın karanlığına hapsolmuş olmalarından kaynaklanır. Hakkın aydınlığı, onların inşa ettiği zulüm dünyasını yıktığı için en büyük korkuları ve hoşnutsuzlukları budur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla