Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 81. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 81. Ayet

    فَلَمَّٓا اَلْقَوْا قَالَ مُوسٰى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُۜ اِنَّ اللّٰهَ سَيُبْطِلُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِد۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felemmâ elkav kâle mûsâ mâ ci/tum bihi-ssihr(u)(s) inna(A)llâhe seyubtiluh(u)(s) inna(A)llâhe lâ yuslihu ‘amele-lmufsidîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      80. Sihirbazlar gelince Musa onlara: Haydi atabileceklerinizi atın, dedi.

      81. Onlar hünerlerini ortaya koyunca Musa şöyle dedi: Asıl bu sizin ortaya koyduğunuz sihirdir. Allah onu mutlaka boşa çıkaracaktır. Kuşkusuz Allah bozgunculuk edenlerin işini düzeltmez.


      Sihirbazlar gelince Musa onlara: Haydi atabileceklerinizi atın, dedi. Onlar hünerlerini ortaya koyunca Musa şöyle dedi: Asıl bu sizin ortaya koyduğunuz sihirdir. Allah onu mutlaka boşa çıkaracaktır. Yani Allah onların kastettikleri sihir işini boşa çıkaracaktır, yani Allah onları mağlup edecektir. Nitekim başka bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Sihirbazlar gerçek bir başarıya ulaşamaz". Yani sihirbazlar asla galip gelemez ve muratlarına eremezler.
      ​​
      Kuşkusuz Allah bozgunculuk edenlerin işini düzeltmez. Yani Allah, insanların kendi elleriyle bozdukları şeyleri düzeltmez ve onları salihler arasına dahil etmez. Bu cümle, söylediğimiz gibi, bozuk amelleriyle Allah onları salih insan yapmaz anlamına yahut onların bozuk amellerini salih kabul etmez manasına gelir. Bazıları şöyle dedi: Allah bozgunculuk edenlerin yaptıklarından razı olmaz.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        elkav (أَلْقَوْا)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde l-k-y (l k y) kökünün temel anlamının "bir şeyin diğeriyle karşılaşması, ona kavuşması ve bir şeyi olduğu gibi bir yere bırakmak/atmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ilkâ" eylemini "bir nesneyi veya bir düşünceyi, bir iradeyle muhatabın önüne veya bir mekâna bırakmak" olarak tanımlar. Ayette sihirbazların ellerindeki ipleri ve asaları yere bırakmaları, onların bütün maharetlerini ve iddialarını "meydana sürmelerini" ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili bir "yüzleşme" (likâ) eylemi olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "elkav", batılın (sihrin) tüm gücüyle sahneye çıkışını ve ardından gerçekleşecek ilahi müdahale için zeminin hazırlandığını temsil eder.

        mâ ci’tum (مَا جِئْتُمْ)

        İbn Fâris, c-y-e (c y e) kökünün "bir şeye doğru yönelmek ve ona varmak" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cîet" eylemini bir nesnenin veya bir durumun muhataba ulaştırılması olarak tanımlar. Hz. Musa'nın "Getirdiğiniz şey..." (mâ ci’tum bihî) ifadesi, sihirbazların ürettiği illüzyonu bir "kazanım" veya "iddia" olarak ortaya koymalarını nitelemektedir.

        es-sihru (السِّحْرُ)

        İbn Fâris, s-h-r (s h r) kökünün "bir şeyi asıl mahiyetinden başka bir yöne çevirmek ve gizlemek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, sihri "gerçeğin aksini gösteren, insan zihnini ve duyularını yanıltan aldatıcı bir müdahale" olarak tanımlar. Râgıb'a göre sihir, hakikati (hak) perdeleyen en büyük zihni sapmadır.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu terimin antik Yakın Doğu geleneklerindeki teknik bir sınıfa (büyücüler) işaret ettiğini belirtir. Jeffery'ye göre kelime, semantik olarak "gerçeği döndüren" (saharu) anlamıyla doğrudan ilişkilidir.

        Gabriel Said Reynolds, "sihir" kavramını Geç Antik Çağ bağlamında inceler. Reynolds'a göre peygamberin mucizesine karşı "sihir" nitelemesinin yapılması, ilahi olanı beşeri ve sahte bir düzeye indirgeme çabasıdır; ancak Musa bu nitelemeyi bizzat sihirbazların eylemine iade ederek otoriteyi yeniden kurar.

        seyubtiluhu (سَيُبْطِلُهُ)

        İbn Fâris, b-t-l (b t l) kökünün "bir şeyin zayi olması, boşa çıkması ve hükmünün ortadan kalkması" anlamına geldiğini belirtir. Hakikatin zıddı olan her şey "batıl"dır.

        Râgıb el-İsfahânî, "ibtal" eylemini "bir şeyin sahteliğini ortaya çıkararak onu hükümsüz kılmak" olarak tanımlar. Ayetteki "Allah onu iptal edecektir" (innallâhe seyubtiluhu) vurgusu, ilahi iradenin batıl olanı sadece yok etmekle kalmayıp, onun "aslı olmadığını" (ontolojik geçersizliğini) ilan edeceğini gösterir.

        Toshihiko Izutsu, bu kavramı "hak ve batıl" arasındaki ontolojik savaş bağlamında inceler. Izutsu'ya göre "batıl"ın (sihrin) ilahi kudret (hak) karşısında sönümlenmesi, eşyanın hakikatinin tecelli etmesiyle o sahte görüntünün dağılmasıdır.

        lâ yuslihu (لَا يُصْلِحُ)

        İbn Fâris, s-l-h (s l h) kökünün "bozulmanın zıddı, bir şeyin tam ve uygun olması, düzeltmek" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ıslah" kavramını "bir şeyi olması gereken doğru ve faydalı hale getirmek" olarak tanımlar. "Allah ıslah etmez" (lâ yuslihu) ifadesi, yapılan eylemin ilahi rıza ve evrensel dengeyle (salâh) hiçbir bağının bulunmadığını, dolayısıyla kalıcı bir sonuca ulaşamayacağını ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadeyi "başarıya ulaştırmamak" (muvaffak kılmamak) olarak analiz eder. Öztürk'e göre ilahi sistem, bozgunculuk üzerine kurulu eylemlerin (amel) meyve vermesine ve kalıcı bir nizam kurmasına müsaade etmez.

        amele (عَمَلَ)

        İbn Fâris, a-m-l (a m l) kökünün "bir kasıt ve iradeyle yapılan eylem" olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "amel" kelimesini her türlü canlı hareketinden ayırarak "akıllı ve iradeli bir varlığın bilinçli eylemi" olarak tanımlar. Ayette sihirbazların eylemi "amel" olarak nitelenerek, onların bu bozgunculuğu bilinçli bir tercih olarak gerçekleştirdikleri vurgulanır.

        el-mufsidîn (الْمُفْسِدِينَ)

        İbn Fâris, f-s-d (f s d) kökünün "itidalden sapmak, bir şeyin bütünlüğünün bozulması ve kokuşmak" anlamına geldiğini belirtir. "Salâh"ın tam zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "fesad"ı "bir şeyin, o şeyi o şey yapan asli düzeninden çıkması" olarak açıklar. "Mufsidîn" (bozguncular), yeryüzünde hakikatin üstünü örterek ilahi nizamı ve ahlaki dengeyi sarsan kimselerdir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi "sistematik yozlaşma" ile ilişkilendirir. Öztürk'e göre mufsidîn, sadece bireysel günah işleyen değil, toplumda batılı hakmış gibi göstererek idrakleri iğfal eden ve böylece toplumsal ve teolojik yapıyı bozan Firavun ve ekibini temsil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X