وَقَالَ فِرْعَوْنُ ائْتُون۪ي بِكُلِّ سَاحِرٍ عَل۪يمٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 79. Ayet
Daralt
X
-
kâle (قَالَ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde k-v-l (kvl) kökünün temel anlamının "bir düşünceyi sese ve söze dönüştürmek" olduğunu belirtir. Bu kök, bir iradenin dış dünyaya beyan edilmesini temsil eder.
Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesini sadece bir ses çıkarma eylemi değil, bir kanaati veya iddiayı dile getiren bilinçli bir ifade olarak tanımlar.
fir'avnu (فِرْعَوْنُ)
El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb eserinde bu ismin Arapça olmadığını, eski Mısır hükümdarlarına verilen kıptîce bir unvan olduğunu belirtir.
Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin yabancı kökenli (ucme) olduğunu ve Kur'an'da bir kişi isminden ziyade zalim bir otoriteyi simgeleyen teknik bir terim olarak yer aldığını ifade eder.
Arthur Jeffery, kelimenin Mısır dilindeki "Pr-o" (Büyük Ev/Saray) kavramından geldiğini, başlangıçta sarayı niteleyen bu terimin zamanla hükümdarın kendisine nispet edilen bir unvana dönüştüğünü açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Firavun" isminin Kur'an retoriğinde belirli bir tarihsel şahsiyetten ziyade, ilahi otoriteye karşı çıkan mutlak "tuğyan" ve "zorbalık" sembolü olarak kullanıldığını vurgular.
i’tûnî (ائْتُون۪ي)
İbn Fâris, e-t-y (ety) kökünün "gelmek, varmak ve bir şeyi ulaştırmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "it’â" eyleminin bir şeyi kolaylıkla ve tam bir iradeyle talep edilen makama ulaştırmak olduğunu ifade eder. Firavun'un bu emri, sihirbazların toplanmasındaki kesin ve otoriter talebi yansıtır.
kull (كُلِّ)
İbn Fâris, k-l-l (kll) kökünün "bütünlük, kapsayıcılık ve bir şeyin tamamı" anlamına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "kull" kelimesinin parçaların bir araya gelmesiyle oluşan mutlak toplamı nitelediğini belirtir. Ayetteki kullanımı, hiçbir istisna bırakmaksızın tüm yetenekli sihirbazların çağrılmasını ifade eder.
sâhirin (سَاحِرٍ)
İbn Fâris, s-h-r (shr) kökünün "bir şeyi mahiyetinden saptırmak, gizlemek ve asıl yüzünü örtmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, sihri "gerçeğin aksini gösteren, insan zihnini yanıltan illüzyonel bir müdahale" olarak tanımlar.
Arthur Jeffery, bu terimin antik Yakın Doğu geleneklerindeki gizli ilimler ve büyücülükle uğraşan sınıfları niteleyen teknik bir terim olduğunu ifade eder.
Gabriel Said Reynolds, "sihir" kavramını Geç Antik Çağ bağlamında inceler. Reynolds'a göre bu niteleme, ilahi olan "ayet" (mucize) karşısında insanın ürettiği "sahte ve aldatıcı" bir iddiayı temsil eder.
alîmin (عَل۪يمٍ)
İbn Fâris, a-l-m (alm) kökünün "bir şeyin izi üzerinden elde edilen kesin bilgi" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler çalışmasında, buradaki "alîm" vasfının sihirbazların "kendi alanlarındaki derin uzmanlığını" ve "teknik maharetlerini" simgelediğini ifade eder. Bu kullanım, kelimenin Kur'an'daki genel teolojik anlamından ziyade, beşeri bir "zanaat ustalığını" vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin sihirbazların o dönemdeki saygın ve profesyonel "bilgi sınıfını" temsil ettiğini, Firavun'un bu nitelemeyle işin ehli olanları talep ettiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla