Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 78. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 78. Ayet

    قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَٓاءُ فِي الْاَرْضِۜ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِن۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû eci/tenâ litelfitenâ ‘ammâ vecednâ ‘aleyhi âbâenâ vetekûne lekumâ-lkibriyâu fî-l-ardi vemâ nahnu lekumâ bimu/minîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sen, dediler, bizi atalanmızı üzerinde bulduğumuz yoldan çeviresin de bu yerde nüfuz ve egemenlik ikinizin olsun diye mi aramıza geldin? Biz ikinize de inanacak değiliz!

      Sen, dediler, bizi çeviresin diye mi aramıza geldin? Buradaki "litelfıtena" (لِتَلْفِتَنَا) lafzı şöyle açıklandı: Sen bizi vazgeçirmek ve bize engel olmak için mi geldin? İbn Kuteybe şöyle dedi: Birini bir şeyden çevirdiğim zaman "lefettü fulanen an keza' (كَذَا عَنْ فُلاَنًا لَفَتُّ) derim, iltifat da buradan gelir. Ebu Avsece de İbn Kuteybe gibi şöyle söyledi: Bizi çeviriyor ve vazgeçiriyorsun. Bunun vezni, "lefete, yelfıtü, leften" (لَفْتًا ،يَلْفِتُ ،لَفَتَ) şeklindedir.

      Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan; yani putlara tapmaktan. Bu cümle, Firavuna kulluk yapmaktan ve ona itaat etmekten anlamına da gelebilir.

      Bu yerde nüfuz ve egemenlik ikinizin olsun diye mi aramıza geldin? Bütün müfessirler şöyle dediler: Buradaki "kibriya' (الْكِبْرِيَاءُ) kelimesi mülk, saltanat ve şeref anlamına gelir; yani Firavun'un mülkü ve saltanatı ikinizin olsun, insanlar ikinize tabi olsun diye mi? Çünkü kendisine tabi olunan her insana aynı zamanda itaat edilir, değeri yüceltilir ve şanlı-şerefli kabul edilir. Bu yerde nüfuz ve egemenlik ikinizin olsun diye mi? Bu beyanın, Firavunun kendisi için iddia ettiği tanrılık siz ikinizin olsun diye mi anlamına gelmesi de muhtemeldir. Çünkü onlara göre her itaat edilen ve kendisine tabi olunan kişiye kul olunmuş ve tanrı olarak kabul edilmiş sayılırdı.

      Biz ikinize de inanacak değiliz! Yani sizin bizi davet ettiğiniz şeyleri veya iddia ettiğiniz risaleti tasdik edecek değiliz.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kâlû (قَالُوا)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde k-v-l kökünün temel anlamının "bir fikri veya iradeyi sese ve lafza dönüştürmek" olduğunu belirtir. Bu kök, bir kanaatin dış dünyaya beyan edilmesini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söz) kelimesini sadece sesler topluluğu değil, arkasında bir iddia ve karar barındıran ifadeler olarak tanımlar. Ayetteki "kâlû" fiili, Firavun ve ileri gelenlerinin hakikat karşısındaki toplu ve kararlı duruşlarını simgeler.

        e-ci’tenâ (أَجِئْتَنَا)

        İbn Fâris, c-y-e kökünün temel anlamının "bir şeye doğru yönelmek ve ona varmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cîet" (gelmek) eylemini manevi bir gerçeğin muhataba ulaştırılması olarak tanımlar. Ayetteki "Bize mi geldin?" sorusu, peygamberin getirdiği mesajın muhatapların kurulu düzenine yönelik bir müdahale olarak algılandığını gösterir.

        Toshihiko Izutsu, bu fiili ilahi iletişimin muhatabın dünyasına girişi olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "ci’tenâ", peygamberin kendi iradesiyle değil, aşkın bir güç tarafından muhatabın alanına "sevk edilmesi" durumudur.

        li-telfitenâ (لِتَلْفِتَنَا)

        İbn Fâris, l-f-t (l f t) kökünün "bir şeyi bükmek, yönünü çevirmek ve bir şeyin yüzünü başka tarafa döndürmek" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "lift" kavramını birini asıl yolundan, inancından veya yüzünü döndüğü taraftan saptırıp başka bir yöne çekmek olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, peygamberin tebliğinin muhataplar tarafından "atalar yolundan bir sapma" ve "zihni bir manipülasyon" olarak yaftalandığını gösterir.

        vecednâ (وَجَدْنَا)

        İbn Fâris, v-c-d (v c d) kökünün "bir şeyi bulmak, ona ulaşmak, idrak etmek ve sahip olmak" anlamlarına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "vücûd" kavramını bir nesnenin veya durumun bilinçte hazır olması olarak tanımlar. Ayette "bulduğumuz şey" nitelemesi, atalar geleneğinin onlar için tartışılamaz, hazır ve verili bir hakikat olduğunu ifade eder.

        âbâenâ (آبَاءَنَا)

        İbn Fâris, e-b-v (e b v) kökünün "bir şeyin aslı, koruyucusu, ıslah edicisi ve büyük olanı" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "eb" (baba/ata) kelimesini sadece biyolojik soyu değil, bir geleneğin mimarı ve koruyucusu olan cedleri ifade etmek için kullanır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler çalışmasında "atalar" (âbâ) kavramını cahiliye ahlak sisteminin (sunne) ontolojik temeli olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "âbâenâ" vurgusu, peygamberin getirdiği yeni ve ilahi otoriteye karşı çıkarılan "tarihsel ve kabilevi otorite"dir.

        el-kibriyâu (الْكِبْرِيَاءُ)

        İbn Fâris, k-b-r (k b r) kökünün "büyüklük, azamet ve yaşça/makamca üstünlük" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kibriyâ" kavramını mutlak büyüklük ve sarsılmaz otorite olarak tanımlar. Bu kavramın dünyevi mülkle birleşmesi, o otoritenin başkaları tarafından sarsılamaz oluşunu ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, cahiliye bağlamında bu kelimeyi "siyasi ve sosyal üstünlük" olarak analiz eder. Firavun ve çevresinin korkusu, peygamberin getirdiği sistemin onların toplum üzerindeki mutlak hakimiyetini (kibriyâ) sona erdirmesidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki kibriyâ vurgusunu "hakimiyet ve iktidar arzusu" olarak tahlil eder. Öztürk'e göre muhataplar, Hz. Musa'nın davasını dini bir kaygıdan ziyade, iktidarı ele geçirmeye yönelik bir "siyasi hamle" olarak görmektedirler.

        fî-l-ardi (فِي الْأَرْضِ)

        İbn Fâris, e-r-d (e r d) kökünün "aşağıda olan zemin" anlamına geldiğini belirtir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin Sami dilleri havzasındaki (Akadca, İbranice, Süryanice) ortak kökenine dikkat çeker. "Yeryüzü" nitelemesi, kibriyânın (otoritenin) hüküm sürdüğü fiziksel ve siyasi coğrafyayı temsil eder.

        bi-mu’minîn (بِمُؤْمِنِينَ)

        İbn Fâris, e-m-n (e m n) kökünün "güven, sükun ve korkunun zıddı" olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "iman"ı kalbin bir şeye tam bir itimatla bağlanması olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, "mümin" kavramını "karşılıklı sadakat bağı" üzerinden analiz eder. Ayetin sonundaki "Size inanmıyoruz" (mâ nahnu lekumâ bi-mu’minîn) ifadesi, muhatapların peygamberlerin getirdiği otoriteyi tanımadıklarını ve onlara sadakat (iman) göstermeyeceklerini kesin bir dille ilan etmeleridir.

        Gabriel Said Reynolds, "mümin" terimini "bir inanca sadakatle bağlanmak" şeklinde açıklar. Reynolds'a göre bu reddiye, peygamberin sunduğu dini sistemin muhataplar tarafından ontolojik olarak dışlanmasıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X