Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 77. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 77. Ayet

    قَالَ مُوسٰٓى اَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَكُمْۜ اَسِحْرٌ هٰذَاۜ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle mûsâ etekûlûne lilhakki lemmâ câekum(s) esihrun hâżâ velâ yuflihu-ssâhirûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Mûsa şöyle dedi: Size gerçek ulaştığında böyle mi söylersiniz? Bu sihir mi! Oysa sihirbazlar gerçek bir başanya ulaşamaz.

      Môsa şöyle dedi: Size gerçek ulaştığında böyle mi söylersiniz? Bu sihir mi! Burada gerçek diye tercüme edilen hak lafzı, az önce söylediğimiz gibi İslam ve din anlamına gelir. Sihirbazlar gerçek bir başarıya ulaşamaz. Başarı, ihtiyacın olan şeyi elde etmektir. Ayet, sihirbazlar gerçek bir başarıya ulaşamaz diyor, yani sihirbaz asla ihtiyacını elde edemez ve asla galip gelemez. Çünkü sihir batıldır, batıl asla hakka galip gelemez, aksine galip olan daima haktır, sihir ise yenilmeye mahkumdur. Nitekim Hz. Mu.sanın (s.a.) getirdiği hak, Firavunun sihirbazlarının getirdikleri sihire galip gelmişti. Yahut sihirbazlar gerçek bir başarıya ulaşamaz mealindeki beyan, dünyada yapmış oldukları sihirlerle ahirette kurtulamazlar anlamına gelir. Bu cümle, onlar sihir yaptıkları halde iken başarıya ulaşamazlar anlamına da gelebilir. Bazı ayetlerde şöyle de denilir: "Zalimler kurtuluşa eremezler". "İnkarcılar iflah olmayacak". Yani zalimler, zulüm yaptıklarında zulümleriyle kurtuluşa eremezler, ancak zulmü terkettikleri zaman kurtuluşa erebilirler. Buna göre sihirbazlar da sihri terkettikleri zaman kurtuluşa erebilirler. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kâle mûsâ (قَالَ مُوسٰى)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde k-v-l (k v l) kökünün temel anlamının "bir fikri veya iradeyi sese ve lafza dönüştürmek" olduğunu belirtir. Bu kök, bir kanaatin dış dünyaya beyan edilmesini ifade eder.

        El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb adlı eserinde mûsâ isminin Arapça olmadığını, İbranice kökenli olduğunu belirtir. Ayette Hz. Musa'nın söze başlaması, ilahi otoriteyi temsil eden bir karşı duruşu başlatır.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde ismin kökenini Kıpti/Mısır dilindeki "Ms-s" (çocuk, oğul) kelimesine dayandırır. Jeffery'ye göre İbranice "sudan çekilmiş" anlamı, ismin hikayesine uygun olarak sonradan geliştirilmiş bir halk etimolojisidir.

        e teqûlûne (اَتَقُولُونَ)

        İbn Fâris, k-v-l kökünün söz söylemek ve bir iddiayı dile getirmek olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söz) kelimesini sadece sesler topluluğu değil, arkasında bir iddia ve karar barındıran ifadeler olarak tanımlar. Ayetteki soru edatıyla birleşen bu fiil, muhatapların hakikat karşısındaki "sözlü cüretlerini" sorgular.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadeyi bir "kınama" (istifhâm-ı inkârî) olarak analiz eder. Öztürk'e göre bu soru, muhatapların içine düştüğü mantık hatasını ve peygamberin mesajına karşı geliştirdikleri "sihir" yaftasının tutarsızlığını yüzlerine çarpar.

        lil hakki (لِلْحَقِّ)

        İbn Fâris, h-k-k (h k k) kökünün asli anlamının "sabitlik, sarsılmazlık ve bir şeyin tam yerine oturması" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hakk" kavramını "inkârı mümkün olmayan, hikmete ve vakıaya tam uygun olan gerçek" olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu kelimeyi "mutlak ontolojik gerçeklik" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "hak", kökleri Tanrı'da olan ve dünyevi hiçbir gücün sarsamayacağı asli bir varlık kategorisidir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, hakkı "varoluşun yasası" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre hakkın gelmesi, muhatapları kendi vicdanlarıyla ve evrenin değişmez yasalarıyla yüz yüze getiren ilahi bir yüzleştirmedir.

        lemmâ câekum (لَمَّا جَاءَكُمْ)

        İbn Fâris, c-y-e (c y e) kökünün temel anlamının "bir şeye doğru yönelmek ve ona varmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cîet" (gelmek) eylemini manevi bir gerçeğin (hak gibi) muhataba ulaştırılması olarak tanımlar. Hakkın gelmesi, artık kaçışı olmayan bir hakikatle yüzleşme anını temsil eder.

        Toshihiko Izutsu, bu fiili ilahi iletişimin muhataba varması olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "câekum", hakkın muhatabın iradesinden bağımsız olarak onun dünyasına girmesidir.

        e sihrun hâzâ (اَسِحْرٌ هٰذَا)

        İbn Fâris, s-h-r (s h r) kökünün "gizlilik ve bir şeyi asıl mahiyetinden başka bir yöne çevirmek" olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "sihir" kavramını "bir gerçeği hayal ve vehim yoluyla saptırarak, insanı yanıltan göz boyama" olarak tanımlar. Muhatapların hakka "sihir" demeleri, onun etkileyiciliğini kabul ettiklerini ancak bu etkiyi "aldatmaca" ile yaftalamaya çalıştıklarını gösterir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin teknik bir teolojik terim olarak peygamberlik karşıtı söylemlerde merkezi bir rol üstlendiğini ifade eder.

        ve lâ yuflihu (وَلَا يُفْلِحُ)

        İbn Fâris, f-l-h (f l h) kökünün "yarmak, kazmak ve bir sonucu elde etmek için çaba göstermek" anlamına geldiğini belirtir. Toprağı yarıp ürüne ulaşan çiftçiye "fellâh" denilmesi bu köktendir.

        Râgıb el-İsfahânî, "felâh" kavramını "istenilen hayra ulaşmak ve bekaya kavuşmak" olarak tanımlar. "Lâ yuflihu" (başarıya ulaşamaz) ifadesi, sihrin ve yalanın nihai bir kurtuluş sağlamayacağını vurgular.

        Toshihiko Izutsu, "felâh" kelimesini Kur'an'ın "başarı terminolojisinin" zirvesi olarak görür. Izutsu'ya göre bu başarı, hem dünyevi hem de uhrevi selameti kapsayan bütüncül bir zaferdir.

        es-sâhirûn (السَّاحِرُونَ)

        İbn Fâris, s-h-r kökünün "gizlemek ve yönünü çevirmek" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, hakikati saptıran ve göz boyayan kişileri bu isimle tanımlar. Ayetteki kullanımı, haksız bir iddiayı sihirbazlık yoluyla ayakta tutmaya çalışanların akıbetini ihtar eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi müşriklerin peygamberleri itibarsızlaştırma dili olarak analiz eder. Öztürk'e göre "sâhirûn", ilahi mesajın rasyonel ve mucizevi gücünü, karanlık ve beşeri bir alana (büyücülüğe) indirgeyerek etkisiz kılmaya çalışan karakterleri temsil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X