Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 76. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 76. Ayet

    فَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُٓوا اِنَّ هٰذَا لَسِحْرٌ مُب۪ينٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felemmâ câehumu-lhakku min ‘indinâ kâlû inne hâżâ lesihrun mubîn(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Öyle ki, kendilerine katımızdan hakikat geldiğinde, 'Bu apaçık bir büyü!' dediler.

      Bazıları şöyle dedi: Kendilerine katımızdan hakikat geldiğinde mealindeki beyan, katımızdan deliller ve mucizeler geldiğinde demektir. Hz. Musanın (s.a.) getirmiş olduğu delilleri ve kanıtları (mucizeleri) kastederek, bu apaçık bir büyü, dediler. Delilleri ve kanıtları büyü diye isimlendirdiler, çünkü onlara göre büyü aslı olmayan bir şeydi. Bundan dolayı onlar delillere büyüdür dediler. Bu, onlar tarafından yapılan bir çarpıtmadır; onlar insanların hakkı görüp ona tabi olmamaları için onu çarpıtıyorlardı. Bazıları, buradaki hak lafzı ile İslam'ın ve dinin kastedildiğini söyler. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: "Allah katında din kesinlikle İsam'dır". Bu apaçık bir büyü, dediler. Bunu Musa aleyhisselamın onlara dine ilişkin olarak getirmiş olduğu delilleri ve ayetleri kastederek söylüyorlardı; çünkü Musa onlara din getirmiş, aynı zamanda dinin delillerini ve mucizelerini getirmişti. Dinin delilleri ve İslam için, bu büyüdür, dediler. Hasılı her iki yoruma göre de onlar delillere büyü diye isim vermişlerdi. Kendilerine katımızdan hakikat geldiğinde. Bu beyan, kendilerine emrimizle hakikat geldi demektir. Aynı şekilde Cenab-ı Hakk'ın şu ayeti de böyledir: "Allah katında din kesinlikle İslam'dır:· Yani İslam, Allanın emrettiği dindir. Buradaki "inde" (عِنْدَ) kelimesinden bir yerden bir yere intikal edilen mekan manası anlaşılmaz, aksine Allanın emrettiği din olan İslam anlaşılır. Şu ayet-i kerime de bu manadadır: "Rabb'inin katında bulunanlar -yani melekler- bile O'na kulluk etmekte kibre kapılmazlar". Yani onlar Rabb'inin emriyle O'na kulluk ederler ve O'na kulluk etmekten kibre kapılmazlar. Çünkü "hakkın O'nun katından gelmesi"nden mekan manası anlaşılmaz, bundan dolayı "Rabb'inin katında bulunanlar" mealindeki cümleden mekan manasının veya Allana yakın bir yerin anlaşılması mümkün değildir. Doğru olan, bizim yorumladığımız gibi, "indellah" (عِنْدَ اللَّهِ) lafzından Allah'ın emri manasını anlamaktır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        câe (جَاءَ)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde c-y-e (ج ي أ) kökünün temel anlamının "bir şeye doğru yönelmek ve ona varmak" olduğunu belirtir. Bu kök, bir varlığın veya bir hükmün bir mekana veya muhataba ulaşmasını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "cîet" (gelmek) eylemini bir nesnenin veya manevi bir gerçeğin (hak gibi) kendiliğinden veya bir vasıta ile muhataba ulaştırılması olarak tanımlar. Ayette hakkın "gelmesi", onun sadece bir bilgi olarak değil, reddedilemez bir "varoluşsal müdahale" olarak sunulmasını temsil eder.

        el-hakku (الْحَقُّ)

        İbn Fâris, h-k-k (ح ق ق) kökünün asli anlamının "sabitlik, sarsılmazlık ve bir şeyin tam yerine oturması" olduğunu belirtir. Bir şeyin hak olması, onun varlığının zorunlu ve şüphe götürmez olmasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "hakk" kavramını "inkârı mümkün olmayan, hikmet ve vakıaya tam uygun olan gerçek" olarak tanımlar. Allah'tan gelen (min indinâ) hakkın gelişi, beşeri kurguların ve yalanların (batıl) son bulduğu andır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu kelimeyi "mutlak ontolojik gerçeklik" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "hak", sadece doğru bir söz değil; kökleri Tanrı'da olan ve dünyevi hiçbir gücün sarsamayacağı "asli gerçeklik"tir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, hakkı "varoluşun yasası" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre hakkın gelişi, muhatapları kendi vicdanlarıyla ve evrenin değişmez yasalarıyla yüz yüze getiren ilahi bir yüzleştirmedir.

        kâlû (قَالُوا)

        İbn Fâris, k-v-l (ق و ل) kökünün "bir fikri veya iradeyi sese ve lafza dönüştürmek" anlamına geldiğini belirtir. Bu kök, bir kanaatin dış dünyaya beyan edilmesini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söz) kelimesini sadece sesler topluluğu değil, arkasında bir iddia ve "karar" barındıran ifadeler olarak tanımlar. Ayetteki "kâlû" (dediler) fiili, müşriklerin hak karşısındaki ilk ve kesin "refleksini" ve dirençlerini gösterir.

        sihrun (سِحْرٌ)

        İbn Fâris, s-h-r (س ح ر) kökünün iki temel anlamı olduğunu ifade eder: Biri "gizlilik ve kapalılık", diğeri ise "bir şeyi asıl mahiyetinden başka bir yöne çevirmek". Sihirbaza bu ismin verilmesi, gerçeği olduğundan başka göstererek göz boyaması sebebiyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "sihir" kavramını "bir gerçeği hayal ve vehim yoluyla saptırarak, insanı yanıltan göz boyama" olarak tanımlar. Ayette muhatapların hakka "sihir" demeleri, onun etkileyiciliğini kabul ettiklerini ancak bu etkiyi "sahtelik ve aldatmaca" ile yaftalayarak reddetme çabalarını simgeler.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde "sihir" kelimesinin Sami dilleri havzasındaki (İbranice, Süryanice ve Akadca) benzer formlarına dikkat çeker. Jeffery'ye göre bu terim, ilahi otoriteye dayanmayan ancak insanlar üzerinde "psikolojik bir baskı" kuran her türlü gizemli eylemi ifade eden kadim bir terminolojidir.

        Gabriel Said Reynolds, bu kavramı Geç Antik Çağ'ın teolojik tartışmaları bağlamında inceler. Reynolds'a göre peygamberlerin mucizelerine karşı "sihir" suçlaması, o dönemdeki peygamberlik karşıtı söylemlerin tipik bir örneğidir; amaç, ilahi olanı beşeri (ve karanlık) bir alana çekmektir.

        mubîn (مُبِينٌ)

        İbn Fâris, b-y-n (ب ي ن) kökünün "bir şeyi diğerinden ayırmak, fark etmek ve açıklık" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "mubîn" kavramını hem kendi mahiyeti itibariyle apaçık olan hem de başka şeyleri aydınlatıp birbirinden ayıran (farklılaştıran) nitelik olarak tanımlar. "Sihrun mubîn" tamlaması, muhatapların hakkı sadece bir sihir olarak değil, "etkisi ve açıklığı tartışılmaz derecede bariz olan bir büyü" olarak niteleyerek, yaşadıkları şaşkınlığı ve inkarın şiddetini dışa vurduklarını gösterir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X