Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 73. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 73. Ayet

    فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَٓائِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fekeżżebûhu fenecceynâhu vemen me’ahu fî-lfulki vece’alnâhum ḣalâ-ife veaġraknâ-lleżîne keżżebû bi-âyâtinâ(s) fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmunżerîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Yine de onu yalancılıkla itham ettiler. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanlan kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanlan ise suda boğduk; yerlerine bunları geçirdik. İşte gör, o uyanlanlann sonu nice oldu!

      Yine de onu yalancılıkla itham ettiler. Yani Nuh aleyhisselamı yalancılıkla itham ettiler. Peygamberlik davasını yahut Allah'tan getirdiği ayetleri veyahut kendisini yalanlamaları halinde başlarına ilahi azabın geleceği tehdidinde bulunan Hz. Nuh'u, kavmi yalancılıkla itham etmişti. Biz de onu kurtardık, yani Nuh'u kurtardık, gemide onunla beraber olanları da kurtardık, yani onunla birlikte gemiye binen müminleri de kurtardık. Ötekilerin yerlerine bunları geçirdik. Buradaki halifeler anlamına gelen "halaif" (خَلائِفَ) kelimesi, birbirlerinin peşinden gelen yeryüzünün sakinleri kıldık anlamına gelebilir. Yalanlamaları sebebiyle helâk edilen ve kökü kurutulan kavmin arkasından gelenler manasına da gelebilir. Ayetlerimizi yalan sayanları ise suda boğduk; buradaki ayetler anlamına gelen "ayat" kelimesinin, peygamberlik davasını ispat için ortaya koyduğu deliller ve kanıtlar manasına gelmesi muhtemeldir. Ayetlerimizi yalan sayanlar mealindeki beyan, Hz. Nuh'un getirdiklerini yalanlamaları sebebiyle onlara tehdit olarak söylenen azabı yalan sayanlar anlamına gelebilir.

      İşte gör, o uyarılanlann sonu nice oldu! O, iki grubu da, mümin olanı da kafir olanı da aynı anda korkutmuştu. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: "Sen ancak Kur'an'a uyanı uyarabilirsin''. Ayetin söylediğimiz anlama geldiği sabit olunca, o zaman şöyle yorumlanır: Kabul edenlerin ve etmeyenlerin sonu nice oldu, gör! Kabul edenin sonu sevap ve mükafat, kabul etmeyenin sonu da azap oldu. Uyarılanlar kelimesi burada, uyarıyı kabul etmeyenler anlamına gelebilir, yani onların akıbetinin nasıl bir helâk ve köklerinin kurutulması ile sonuçlandığına bak! "Sen ancak Kur'ana uyanı uyarabilirsin'' mealindeki ayet de, uyarıyı ancak zikre tabi olanlar kabul eder yahut ancak Kur'ana tabi olanı uyarmak ona fayda verir anlamına gelir. Kur'ana tabi olmayana ise hiçbir şey fayda vermez. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kezzebûhu (كَذَّبُوهُ)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde k-z-b kökünün temel anlamının "bir şeyin sağlam olmaması, gerçeğe aykırı düşmesi ve dayanağının bulunmaması" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "tekzîb" eylemini bir haberi kasten yalan saymak ve onu geçersiz kılmaya çalışmak olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili "tasdîk" (onaylama) kavramının zıddı olarak görür ve bir peygamberin getirdiği hakikati bilinçli bir reddediş olarak analiz eder.

        necceynâhu (نَجَّيْنَاهُ)

        İbn Fâris, n-c-v kökünün "bir şeyin diğerinden ayrılması, kurtulması ve yüksek bir yere çıkması" anlamına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "necât" kavramını bir varlığın helak edici bir darlıktan veya sıkıntıdan kurtulup selamete ermesi olarak tanımlar. "Necceynâhu" (onu kurtardık) fiili, bu selametin bizzat ilahi bir müdahaleyle gerçekleştiğini vurgular.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiili "ilahi himaye" bağlamında inceler. Öztürk'e göre kurtarma eylemi, peygamberin ve inananların azap ortamından fiziksel ve manevi olarak ayrıştırılmasıdır.

        el-fulki (الْفُلْكِ)

        İbn Fâris, f-l-k kökünün "yuvarlaklık ve dönmek" anlamına geldiğini, gemiye de bu ismin suların üzerinde hareket ettiği için verildiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "fulk" kelimesini suların üzerinde yüzen her türlü taşıt olarak tanımlar. Kur'an'da tekil ve çoğul olarak aynı formda kullanılmasının kelimenin cins ismi karakterinden kaynaklandığını belirtir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin Süryanice "pelkâ" ve Yunanca "epholkion" kelimeleriyle olan semantik bağına dikkat çeker. Jeffery'ye göre bu terim, Mezopotamya tufan geleneğinin teknik bir parçası olarak Kur'an'a girmiştir.

        halâife (خَلَائِفَ)

        İbn Fâris, h-l-f kökünün "bir şeyin diğerinin arkasından gelmesi, yerini alması" anlamına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "halâif" (halifeler) kelimesini bir kavmin helakından sonra onların mülküne ve yeryüzüne varis olan, onların yerine geçen topluluklar olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, bu kavramı "tarihsel mirasın devri" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "halâif" olmak, ontolojik olarak yeryüzündeki sorumluluğu ve otoriteyi devralmak demektir.

        ağraknâ (أَغْرَقْنَا)

        İbn Fâris, g-r-k kökünün "su veya bir başka şey tarafından tamamen kuşatılmak, batmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "iğrak" eylemini bir canlının nefes alamayacak şekilde suya gömülmesi ve hayatiyetini kaybetmesi olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin tufan bağlamındaki kullanımını ilahi bir "tasfiye" eylemi olarak görür. İnkârcıların suya gömülmesi, onların yeryüzünden silinişini temsil eden dramatik bir cezalandırma biçimidir.

        bi âyâtinâ (بِآيَاتِنَا)

        İbn Fâris, e-y-y kökünün "açık işaret, alamet ve nişane" anlamına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "âyet" kavramını "gizli bir gerçeği (ilahi kudreti) ortaya koyan duyusal kanıt" olarak tanımlar.

        Gabriel Said Reynolds, "âyât" terimini Geç Antik Çağ'ın teolojik lügatındaki "mucizeler ve kanıtlar" ile ilişkilendirir. Reynolds'a göre Allah'ın ayetlerinin yalanlanması, O'nun varoluşsal imzalarını reddetmek demektir.

        âkıbetu (عَاقِبَةُ)

        İbn Fâris, e-k-b kökünün "topuk, bir şeyin peşinden gelen nihayet ve sonuç" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "âkıbet" kelimesini her işin vardığı son nokta ve sonuç olarak tanımlar. Kur'an'da genellikle ahlaki eylemlerin nihai faturası anlamında kullanılır.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin Kur'an'daki edebi örgüsünü incelerken, "âkıbet"in yapılan işin mahiyetine göre (hayır veya şer) şekillenen kaçınılmaz bir yazgı olduğunu ifade eder.

        el-munzerîn (الْمُنْذَرِينَ)

        İbn Fâris, n-z-r kökünün "korkutmak ve bir şeyi daha gelmeden haber vererek uyarmak" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "inzâr" eylemini "merhamet kaynaklı bir uyarı" olarak tanımlar; çünkü amaç muhatabı korkutup kaçırmak değil, başına gelecek tehlikeden onu kurtarmaktır.

        Toshihiko Izutsu, "el-munzerîn" (uyarılanlar) kavramını Kur'an'ın "tebliğ sürecinin" pasif özneleri olarak tahlil eder. Izutsu'ya göre bu kelime, kendilerine defalarca şans tanınmış ancak bu uyarıları ciddiye almamış toplulukların tarihsel konumunu temsil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X