Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 71. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 71. Ayet

    وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۢ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vetlu ‘aleyhim nebee nûhin iż kâle likavmihi yâ kavmi in kâne kebura ‘aleykum mekâmî veteżkîrî bi-âyâti(A)llâhi fe’ala(A)llâhi tevekkeltu feecmi’û emrakum veşurakâekum śümme lâ yekun emrukum ‘aleykum ġummeten śümme-kdû ileyye velâ tunzirûn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlara Nuh'un kıssasını da oku! O, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Eğer benim aranızda bulunmam ve Allah'ın ayetlerini bildirmem zorunuza gidiyorsa, bilin ki ben yalnız Allah'a dayanıp güveniyorum; siz de ortaklarınızı toplayıp ne yapacağınızı kararlaştırın, yapacağınız iş içinizde niyet olarak kalmasın ve bana mühlet de vermeden yapacağınızı yapın.

      Hz. Nuh ve Tevhit Mücadelesi

      Onlara Nuh'un kıssasını da oku! Yani onlara Nuh'un haberini ver ve onun kavmi ile olan meselesini anlat!

      Onlara Nuh'un kıssasını da oku. Bu beyan farklı şekillerde yorumlanabilir. Birincisi, Nuh'un kavmi ile neden bozuştuklarını, kavminin ona nasıl hile ve tuzak kurduklarını anlat! İkincisi, Nuh kavmi, peygamberlerine kötü muamele ettiklerinden başlarına gelen belayı ve acı akıbetlerini hatırlat! Üçüncüsü, kavminden kendisine tabi olanlar ile muhalif olanların akıbetlerini hatırlat.

      O, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Eğer benim aranızda bulunmam ve Allah'm ayetlerini bildirmem zorunuza gidiyorsa ... Bazıları şöyle dedi: Eğer benim uzun süre aranızda bulunmam, sizi Allah'a kulluğa ve O'na itaate davet etmem ve size Allah'ın ayetlerini hatırlatmam zorunuza gidiyorsa ... Bazıları da şöyle söyledi: Eğer benim davetimi kabul etmezseniz size Allah'ın azabını hatırlatmam zorunuza gidiyorsa ... Eğer benim peygamberlik davasıyla aranızda bulunmam ve Allah'm ayetlerini peygamberlik iddiası gereği Allah'ın delillerini bildirmem zorunuza gidiyorsa ...

      Siz de ortaklarınızı toplayıp ne yapacağınızı kararlaştırın. Bazıları dedi ki: Siz ve ortaklarınız toplanın ve bana istediğiniz tuzağı kurun! Yapacağınız iş içinizde niyet olarak kalmasın! Yani benim için içinizde gizlediğiniz hile ve tuzaklarınızı net olarak açıklayın! Bazıları da şöyle dedi: İşinize toplanın, yani işinize hazırlanın ve ortaklarınızı da çağırın! übeyy'in (r.a.) rivayeti de bu şekildedir: İşiniz için toplanın ve ortaklarınızı da çağırın! Bana mühlet de vermeden yapacağınızı yapın! Yani neye karar verecekseniz verin ve gereğini yapın! Bazıları ise şunları söyledi: Yapacağınız iş içinizde niyet olarak kalmasın, yani yapacağınız iş size ağır gelmesin! Kisai dedi ki: "Gumme" (غُمَّةٌ) kelimesi kapalı ve örtülü olmak anlamına gelmektedir; yani işinizi örtmeyin, kapatmayın! Sözlerinizi açık ve aynı şekilde söyleyin! İbn Abbas'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilir: Yapacağınız iş içinizde kapalı kalmasın, yani onu açın, açıklayın! Buna yakın bir manaya gelecek şekilde Cenab-ı Hak bir ayette şöyle buyurur: "Her kim Allah'ın ona (peygamberine) asla yardım etmeyeceğini düşünüyorsa ... "

      Bana mühlet de vermeden yapacağınızı yapın. Yani bana istediğinizi yapın ve bana hiç mühlet vermeyin! Bu beyan, şu ayetteki ifadeye benzemektedir: "Artık sen neye hükmedeceksen et!" Kisai dedi ki: Bu söz, yapılacak muameleyi umursamamakta son noktayı ifade eder. Nitekim şu ayetteki ifade de bunun gibidir: "Biz İsrailoğulları'na bildirmişti.k.". Buna benzer başka bir ayet de şöyledir: "Lılt'a şu hükmü bildirdi.k.". Yani ona son ve nihai kararımızı bildirdik. Ebu Avsece şöyle dedi: Dilersen "ğumme" kelimesine karanlık anlamını verebilirsin, onlar kendi işlerini göremiyorlar, yani işleri "ğumme"dir. Dilersen şüphe içindedirler anlamını da verebilirsin. Bu kelimenin kökü "ğamme, yeğummu, ğammen" (غَمًّا ،يَغُمُّ ،غَمَّ) şeklindedir, yani "ğatta' (غَطَّى) örttü, gizledi demektir. "Gammetü ra'sehu" (رَأْسَهُ غَمَمْتُ) cümlesi başını örttüm anlamına gelir. Bana yapacağınızı yapın, yani bana ne istiyorsanız yapın!

      Bazıları şöyle söyledi: Bana yapacağınızı yapın, yani bana karşı bütün gücünüzü kullanın! Burada yerine getirmek manasındaki "kada' (قَضَى) fiili, boşaltmak ve bitirmek anlamına gelen "ferağa'' (فَرَغَ) manasına gelir. Bu, Ebu Bekir el-Esamm'ın sözüdür. Bazıları da şöyle dediler: Bana yapacağınızı yapın, yani düşündüklerinizi uygulayın! Nitekim bazı ayetlerde Cenab-ı Hak şu ifadeyi kullanır: "Ferağa ila ehlihi" (أَهْلِهِ إِلَى فَرَاغَ) yani "hemen ailesinin yanına gitti". "Ferağa ila alihetihim'' (آلِهَتِهِمْ إِلَى فَرَغَ) yani "Tanrılarının yanına vardı" .

      Nuh aleyhisselamın kavmine söylediği, siz de ortaklarınızı toplayıp ne yapacağınızı kararlaştırın, yapacağınız iş içinizde niyet olarak kalmasın ve bana mühlet de vermeden yapacağınızı yapın mealindeki sözü ile Hud aleyhisselamın söylediği "Haydi hepiniz bana tuzak kurun, bana aman vermeyin!" mealindeki sözü ve Resıllullah'ın (s.a.) söylediği "De ki: Haydi ortak olarak gördüğünüz o varlıkları çağırın, sonra bana karşı planınızı kurun, göz açtırmayın bana!" mealindeki ayet, onların peygamberliklerinin delilidir. Çünkü bu sözü onlar, kendilerinin de aralarında yaşadıkları kendi kavimlerine söylüyorlardı, üstelik kendilerinin ne arkadaşları vardı, ne de yardımcıları! Bu durum onların bu sözü Allah'a güvenerek, O'nun yardımına ve desteğine dayanarak söylediklerine işaret eder.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vetlu (وَاتْلُ)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde t-l-v kökünün temel anlamının "bir şeyin ardı sıra gitmek, onu takip etmek" olduğunu belirtir. Okuma eylemine "tilavet" denilmesi, harf ve kelimelerin birbirini düzenli bir şekilde izlemesi sebebiyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, tilaveti sıradan bir okumadan ayırarak "kutsal metinlere ve ilahi emirlere tabi olarak, onları peş peşe sıralamak" şeklinde tanımlar. Ayette Hz. Nuh'un haberinin "tilavet edilmesi" emri, bu anlatının sadece bir hikaye değil, üzerinde düşünülmesi ve takip edilmesi gereken bir "ibret süreci" olduğunu ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili, vahyin metinsel otoritesinin muhataba aktarılması olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "vetlu", peygamberin ilahi bilgiyi kendi iradesiyle değil, bir "izleyici/takipçi" sıfatıyla, vahyedildiği şekliyle topluma sunmasıdır.

        Nebe-e (نَبَاَ)

        İbn Fâris, n-b-e kökünün "önemli, faydalı ve bir yerden bir yere taşınan büyük haber" anlamına geldiğini belirtir. Bu kök aynı zamanda "yükseklik" anlamını da barındırır; haberin değeri onun yüceliğinden gelir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nebe" kavramını sıradan haberlerden (haber) ayırır. Ona göre bir bilginin nebe olabilmesi için içinde büyük bir fayda barındırması veya bir gerçeği kesin olarak ortaya koyması gerekir. Ayette Nuh'un kıssası için "nebe" kelimesinin seçilmesi, bu anlatının insanlığın kaderini ilgilendiren teolojik bir ağırlığa sahip olduğunu gösterir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin Sami dilleri havzasındaki (özellikle Akkadca ve İbranice) "nabu" (ilan etmek, çağırmak) kökenleriyle olan bağına işaret eder. Jeffery'ye göre "nebe", ilahi bir otorite tarafından ilan edilen sarsılmaz bilgi demektir.

        Nuhin (نُوحٍ)

        El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb eserinde Nuh isminin Arapça olmadığını, kadim dillerden gelen bir isim olduğunu belirtir. Bazı kaynakların "n-v-h" (ağıt yakmak) köküyle ilişkilendirmesini ise halk etimolojisi olarak değerlendirir.

        Arthur Jeffery, bu ismin Sümercedeki "Ziusudra" veya Akkadcadaki "Utnapiştim" figürleriyle tarihsel bağını inceler. Jeffery'ye göre Kur'an, bu ismi İbranice "Noach" (dinlenme, huzur) formuna en yakın haliyle kullanarak, Mezopotamya kökenli büyük tufan anlatısını tevhid ekseninde yeniden konumlandırır.

        Kebura (كَبُرَ)

        İbn Fâris, k-b-r kökünün "büyüklük, yaşlılık ve bir şeyin ağırlığı" anlamlarına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kebura" fiilinin burada "ağır gelmek, tahammül edilemez olmak" anlamında kullanıldığını belirtir. Hz. Nuh'un kavmine "Eğer benim aranızda bulunuşum size ağır geliyorsa" demesi, tebliğin müşriklerin konfor alanlarını ve kibirlerini (istikbar) nasıl baskı altına aldığını ifade eden psikolojik bir tespittir.

        Mekamî (مَقَامِي)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün "ayakta durmak, bir yerde yerleşmek ve bir durumu sürdürmek" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "makam" kelimesini "kişinin durduğu yer, sosyal statüsü ve varlık alanı" olarak tanımlar. Ayetteki "mekâmî" ifadesi, Hz. Nuh'un sadece fiziksel olarak onların arasında durmasını değil, bir peygamber olarak toplumdaki sarsıcı varlığını ve nüfuzunu temsil eder.

        Tezkîrî (تَذْكِيري)

        İbn Fâris, z-k-r kökünün "bir şeyi dilde veya kalpte korumak, unutmamak ve anmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "tezkîr" (hatırlatma) eylemini "insanın fıtratında var olan ancak gafletle üstü örtülmüş hakikatleri tekrar su yüzüne çıkarmak" olarak tanımlar. Nuh'un "hatırlatması", toplumu unutulmuş olan ilahi sözleşmeye (mîsak) geri çağırma çabasıdır.

        Toshihiko Izutsu, "zikir" ve "tezkîr" kavramlarını Kur'an'ın ontolojik uyanış dili olarak analiz eder. Izutsu'ya göre peygamberin hatırlatması, muhatabın zihnindeki ilahi mevcudiyeti yeniden canlandırma girişimidir.

        Tevekkeltü (تَوَكَّلْتُ)

        İbn Fâris, v-k-l kökünün "işi birine bırakmak, güvenmek ve acziyeti itiraf ederek güçlü olana dayanmak" anlamına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "tevekkül" kavramını "kişinin kendi çabasını gösterdikten sonra sonucun yönetimini (velayetini) Allah'a teslim etmesi" olarak tanımlar. Hz. Nuh'un "Allah'a tevekkül ettim" demesi, çevresindeki tüm düşmanlığa karşı sığındığı mutlak koruma kalkanını ifade eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi "ontolojik emniyet" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre tevekkül, müminin dünya üzerindeki yalnızlığını ilahi bir dostlukla (velâyet) gidermesi ve varoluşsal korkularından arınmasıdır.

        Fe-ecmi'û (فَاَجْمِعُوا)

        İbn Fâris, c-m-a kökünün "dağınık parçaları bir araya getirmek ve bir iş üzerinde kesin karar vermek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "icmâ" eylemini "bir grup insanın ortak bir iradeyle bir işi yapmaya azmetmesi" olarak açıklar. Hz. Nuh'un "İşinizi toplayın/kararınızı netleştirin" demesi, muhataplarının kendisine karşı yürüttükleri gizli-açık tüm planları en güçlü ve toplu halleriyle ortaya koymaları için yapılan bir meydan okumadır.

        Gummeten (غُمَّةً)

        İbn Fâris, g-m-m kökünün "bir şeyi tamamen örtmek, gizlemek ve karanlıkta bırakmak" anlamına geldiğini ifade eder. Buluta "gamam" denilmesi, gökyüzünü örtmesi sebebiyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "gummet" kavramını "insanın iç dünyasını karartan, gerçeği görmesini engelleyen hüzün ve belirsizlik" olarak tanımlar. Ayetteki "İşiniz size tasa (gummet) olmasın" ifadesi, düşmanca planların gizli kalmamasını, açıkça ortaya dökülmesini ve muhatapların zihninde bir karmaşa (örtü) bırakmamasını telkin eder.

        İkdû (اقْضُوا)

        İbn Fâris, k-d-y kökünün "bir işi tamamlamak, kesip atmak ve hükmü infaz etmek" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kaza" eylemini "verilen bir kararın artık tartışılmayacak şekilde uygulamaya konulması" olarak açıklar. Hz. Nuh'un "Hükmünüzü bana uygulayın" (ikdû ileyye) demesi, kendisine yönelik saldırı planlarını bir an önce gerçekleştirmeleri konusundaki pervasızlığını ve Allah'a olan tam güvenini gösterir.

        Tunzirûni (تُنْظِرُونِ)

        İbn Fâris, n-z-r kökünün "bakmak, düşünmek ve bir şeyi sonraya bırakıp beklemek (inzâr)" anlamlarına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "inzâr" (mühlet vermek) kavramını "vakti gelmiş bir eylemi, bir amaç doğrultusunda ertelemek" olarak tanımlar. Hz. Nuh'un "Bana mühlet vermeyin" (lâ tunzirûni) resti, düşmanlarının sahip olduğu tüm maddi gücü hiçe sayan, ilahi himayenin sarsılmazlığına dayanan epik bir duruştur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X