قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَداً سُبْحَانَهُۜ هُوَ الْغَنِيُّۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ اِنْ عِنْدَكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بِهٰذَاۜ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 68. Ayet
Daralt
X
-
Onlar, Allah çocuk edindi dediler. Hâşâ! O hiçbir şeye muhtaç değildir. Göklerde olanlar da yerde olanlar da O'nundur. Yanınızda bu iddianızı kanıtlayacak bir deliliniz asla yoktur. Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?
Onlar, 'Allah çocuk edindi' dediler. Hâşâ! O hiçbir şeye muhtaç değildir. Bazıları şöyle dedi: Onların Allah çocuk edindi şeklindeki sözleri, gerçek anlamda çocuk mânasına gelir. Nitekim başka bir âyete göre, "Onlar -hâşâ- kızlar Allahındır diyorlar". Başka bir âyette de Allah şöyle buyurmaktadır: "Yahudiler şöyle diyorlar... Hıristiyanlar böyle diyorlar..." Azîz ve Celîl olan Allah, hâşâ! O hiçbir şeye muhtaç değildir. Yani O kimseyi doğurmamış ve kendisi de kimseden doğmamıştır buyurarak, zâtını onların söylediklerinden tenzih etmektedir. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: "O doğurmamış ve doğmamıştır". Dünyada ise herkes başka birinden doğmuş, veya kendisi doğurmuştur; bütün yaratıklar böyledir. Cenâb-ı Hak ise kendisinin hiç kimseyi doğurmadığını ve hiç kimseden de doğmadığını haber vermektedir.
Çocuk Sahibi Olma İsteğinin Amacı
Haşa! O hiçbir şeye muhtaç değildir. Göklerde olanlar da yerde olanlar da O'nundur. En doğrusunu Allah bilir ya, bunun tefsiri şöyledir: Dünyada evlat sahibi olmak isteyen biri, mutlaka şu üç sebepten biri ile çocuk sahibi olmak ister: Ya bir ihtiyacını karşılamak için, ya kendisine galip gelen şiddetli bir arzudan dolayı, yahut da korktuğu başka kişilere karşı kendisine yardımcı olsun diye. Cenab-ı Hak göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olduğuna ve herkes onun kulu ve kölesi olduğuna göre, O'nun çocuğa falan hiç ihtiyacı yoktur, çünkü O zengindir, göklerin ve yerin mülkiyeti O'na aittir. Durumu böyle olan birinin çocuğa ihtiyacı olmaz. Ayrıca dünyada kendi kölesini ve cariyesini evlat edinmek, insan tabiatına uygun olan bir ihtimal değildir. Allanın niteliği belirtildiği gibi olduğuna ve bütün yaratıklar O'nun kulu ve kölesi olduğuna göre, caiz olsa bile onlardan birilerini evlat edinmek neden muhtemel olsun? Bunun imkansızlığını ve doğru olmadığını daha önce açıklamıştık. Çünkü çocuk, kendisini dünyaya getirenin şeklinden ve türünden olur. Ortak, ortağın şeklinden ve türündendir. Ortağın reddinde, çocuğun reddi de vardır, çünkü ikisi de aynı anlamdadır. Her şeklin bir zıddı vardır, zıddı veya şekli olanın da rablıkla ve ilahlıkla alakası yoktur.
Bazıları şöyle dedi: Onlar Allah çocuk edindi mealindeki sözlerle gerçek anlamda çocuğu kastetmediler, fakat çocuğun babası nezdindeki konumunu ve değerini kastettiler. Bu da reddedilir; çünkü hakikate, yani hakiki anlamda çocuk ihtimali yoksa, böyle bir konumda olması imkânsızdır. Çünkü çocuk sahibi olma hakikati barındırdığı husus sebebiyle Allah hakkında mevcut değildir. Çocuk sahibi olma hakikati Allah hakkında söz konusu olduğu zaman bu hakikatin içerdiği kusur da işin içine dahil olur.
Yanınızda bu iddianızı kanıtlayacak bir deliliniz asla yoktur. Denildi ki: Allanın çocuk sahibi olduğu iddianızla ilgili olarak elinizde hiçbir deliliniz yoktur. Çünkü onlar babalarını ve geçmiş atalarını taklit ediyorlardı, peygamberlere, kitaplara ve delillere inanmıyorlardı. Bu söylenen şeyler ise ancak peygamberler ve kitaplar vasıtasıyla öğrenilir. Halbuki onlar, bütün bunları inkar ediyorlardı.
Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz! Yani Allah çocuk edindi diyorsunuz, O'nun çocuk edinmediğini bildiğiniz halde Allah için böyle konuşuyorsunuz.
Yorumu Yorumla
-
İttehaze (اتَّخَذَ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde e-h-z (e h z) kökünün temel anlamının "bir şeyi alıp tutmak, elde etmek ve ona sahip olmak" olduğunu belirtir. "İftial" babına giren bu fiil (ittehaze), sadece fiziksel bir alma değil, bir şeyi bir amaç doğrultusunda edinmeyi, onu bir konumda kabul etmeyi ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "ittehaze" fiilini "bir şeyi bir halden başka bir hale sokarak edinmek veya bir şeyi kendine mal etmek" olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, inkârcıların "Allah çocuk edindi" iddiasındaki bu fiil, Allah'ın şanına yakışmayan bir "nispet ve iddia" eylemini temsil eder. Râgıb'a göre bu, hakikatte olmayan bir durumu zihni bir kurguyla Allah'a dayatmaktır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi müşriklerin ve ehli kitabın Tanrı tasavvurlarındaki "beşerileştirme" eğilimi üzerinden analiz eder. Öztürk'e göre "ittehaze", Tanrı'nın doğasına aykırı bir "ortaklık veya soy bağı" kurgulama çabasını ifade eden bir "uydurma" eylemidir.
Veleden (وَلَدًا)
İbn Fâris, v-l-d (v l d) kökünün "doğum, üreme ve bir canlıdan kopan parça" anlamına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "veled" kelimesini "bir canlıdan biyolojik bir süreçle ayrılıp meydana gelen nesil" olarak tanımlar. Ayette bu kelimenin seçilmesi, Allah'a atfedilen iddianın ne kadar maddi ve yaratılmışlık özelliklerine dayalı olduğunu göstermek içindir. Râgıb'a göre "veled", ihtiyaçtan ve eksiklikten doğan bir süreklilik arzusunun ürünüdür; oysa Allah bundan münezzehtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu kavramı "ontolojik uyumsuzluk" bağlamında inceler. Izutsu'ya göre "veled" iddiası, Yaratan ile yaratılan arasındaki mutlak sınırı (cinsiyet ve tür ayrımı) ihlal etme girişimidir. Kur'an, bu kelimeyi kullanarak bu tür bir biyolojik veya yarı-tanrısal bağın ilahi özle (zat) taban tabana zıt olduğunu vurgular.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kavramın çevre kültürlerdeki (özellikle Hristiyan ve pagan) etkileşimlerine dikkat çeker. Jeffery'ye göre "veled" terimi, Kur'an'ın kendi teolojik saflığını korumak adına reddettiği, mitolojik kökenli "Tanrı'nın oğlu" tasavvurlarına yönelik doğrudan bir reddiyedir.
Subhânehu (سُبْحَانَهُ)
İbn Fâris, s-b-h (s b h) kökünün "su üzerinde hızla ilerlemek, yüzmek ve uzaklaşmak" anlamına geldiğini belirtir. "Subhân" kavramı, Allah'ın her türlü noksanlıktan, beşeri sıfatlardan ve ortak koşulan her şeyden "hızla ve mutlak bir şekilde uzak olması" demektir.
Râgıb el-İsfahânî, "subhân" kelimesini "Allah'ı, O'na yakışmayan her türlü tasavvurdan tenzih ederek yüceltmek" olarak tanımlar. Ayette "veled" iddiasından hemen sonra gelmesi, bu iddianın Allah'ın kutsiyetine sürülmüş bir leke olduğunu ve Allah'ın bu tür noksanlıklardan sonsuz derecede uzak (münezzeh) olduğunu ilan eden bir "savunma/tenzih" cümlesidir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı "aşkınlık" (transcendence) olarak tahlil eder. Kılıç'a göre "subhânehu", insanın zihnindeki sınırlı Tanrı imajlarını yıkan ve Allah'ı "kendi mutlaklığında" bırakan ontolojik bir mühürdür.
el-Ganiyyu (الْغَنِيُّ)
İbn Fâris, g-n-y (g n y) kökünün "zenginlik, ihtiyaçsızlık ve bir şeyin yeterli gelmesi" anlamlarını taşıdığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "el-Gani" sıfatını "hiçbir şeye, hiçbir yönden ihtiyacı olmayan; aksine her şeyin kendisine muhtaç olduğu mutlak varlık" olarak tanımlar. Ayette çocuk edinme iddiasına cevap olarak "O Gani'dir" denilmesi, çocuk edinmenin temelinde yatan "yardımcı arama, nesil devamı, yalnızlıktan kurtulma" gibi beşeri ihtiyaçların Allah için imkansız olduğunu kanıtlamak içindir.
Toshihiko Izutsu, bu ismi "ilahın mutlak bağımsızlığı" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "Gani" sıfatı, Allah'ın mülkiyet ve varlık bakımından "kendi kendine yeterli" (self-sufficient) olduğunu, dolayısıyla bir evlat edinmesinin hem mantıken hem de teolojik olarak anlamsız olduğunu ifade eder.
Sultânin (سُلْطَانٍ)
İbn Fâris, s-l-t (s l t) kökünün "güç, üstünlük ve bir şeyi delip geçme" anlamına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "sultân" kelimesini Kur'an bağlamında "aklı ve iradeyi ikna eden sarsılmaz delil, kanıt ve hüccet" olarak tanımlar. "İn ‘indekum min sultânin bihâzâ" (Bu konuda elinizde hiçbir delil yoktur) ifadesindeki kullanım, müşriklerin iddialarının bilgiye (ilim) değil, sadece kuruntuya dayandığını gösterir.
Arthur Jeffery, kelimenin Aramice/Süryanice "şultânâ" (otorite/güç) kelimesiyle olan semantik bağına dikkat çeker. Jeffery'ye göre bu kelime, Kur'an'da hem siyasi otoriteyi hem de "entelektüel otorite"yi (delili) ifade etmek için kullanılır.
Gabriel Said Reynolds, "sultân" kavramını Geç Antik Çağ'ın teolojik tartışma üslubuyla ilişkilendirir. Reynolds'a göre bu kelime, bir iddianın geçerli sayılabilmesi için gereken "ilahi onay veya akli kanıt" demektir. Müşriklerin elinde böyle bir "sultân" olmaması, iddialarının hukuki ve teolojik olarak "hükümsüz" olduğu anlamına gelir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla