وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۢ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعاًۜ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 65. Ayet
Daralt
X
-
Onların sözleri seni üzmesin. Kuşkusuz güç tamamıyla Allah'ındır; O her şeyi duymaktadır, bilmektedir.
Onların sözleri seni üzmesin. Buradaki 'onların sözleri'nden maksat, muhtemelen Allah'ın ortağı ve çocuğu vardır diyerek söyledikleri, Cenâb-ı Hakk'a lâyık olmayan sözleridir. Yüce Allah peygamberine, bunlar seni üzmesin, çünkü bütün güç ve izzet Allah'ındır demektedir. Onların Kur'ân hakkında söyledikleri, o sihirdir ve uydurulmuştur şeklindeki sözleri de kastedilmiş olabilir. Yahut onların, Resûlullah (s.a.) hakkında söyledikleri, "o büyücüdür, yalan şeyler uydurup Allah'a nispet etmektedir şeklindeki sözlerinin kastedilmiş olması da muhtemeldir. Onların sözleri seni üzmesin meâlindeki beyanla sanki onların kurdukları tuzaklar ve yaptıkları hileler kastedilmiş gibidir. Hemen arkasından gelen kuşkusuz güç tamamıyla Allah'ındır meâlindeki beyan da bunu teyit etmektedir; yani tuzak kurmak ve hile yapmak konusunda da bütün güç Allah'ındır. Bu aynen şu âyet-i kerîmenin anlamına benzemektedir: "Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı; oysa bütün tedbirlere hakim olan Allah'tır". Yani Allah'ın tedbiri, onların tuzaklarını bozdu ve engel oldu, O'nun tedbiri onların tuzaklarını boşa çıkardı. Buna göre kuşkusuz güç tamamıyla Allah'ındır beyanı da onların, senin için kurdukları bütün tuzaklarını ve bütün hilelerini Allah bozacaktır anlamına gelir. Ayette geçen "izzet (الْعِزَّةَ) kelimesi, güç-kuvvet anlamına gelir. Buna göre Allah şöyle söylüyor: Bütün güç ve kuvvet Allah'ındır, düşmanlarına karşı Allah sana yardım edecek, onların tuzaklarını, hilelerini ve emellerini boşa çıkaracak. O her şeyi duymaktadır, yani onların bütün söylediklerini duymaktadır. Her şeyi bilmektedir, yani onların menfaatlerine olan şeyleri bilmektedir. Yahut O her şeyi duymaktadır, yani dua edenin duasını kabul etmektedir; Her şeyi bilmektedir, yani yaptıkları her şeyi bilmektedir.
Yorumu Yorumla
-
Lâ yahzunke (لَا يَحْزُنْكَ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde h-z-n kökünün temel anlamının "sertlik, kabalık ve pürüzlü yer" olduğunu belirtir. Ruhtaki keder ve üzüntüye "hüzün" denilmesi, bu duygunun kalbi ağırlaştırması ve bir yük gibi çökmesi sebebiyledir.
Râgıb el-İsfahânî, "hüzün" kavramını "elden giden bir şeyden veya gerçekleşen üzücü bir olaydan dolayı duyulan nefis daralması" olarak tanımlar. Ayetteki "Onların sözü seni üzmesin" ifadesi, peygamberin insan olması hasebiyle muhatapların inkârından duyduğu doğal duygusal tepkiyi ilahi bir teselliyle dengeleme amacı taşır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili peygamberlik psikolojisi bağlamında inceler. Izutsu'ya göre "lâ yahzunke" uyarısı, peygamberin kendi iç dünyasını müşriklerin aşağılayıcı söylemlerinden (kavl) koruması gerektiğini vurgular; zira hüzün, mesajın tebliğinde bir engel veya yavaşlama yaratabilecek insani bir zayıflıktır.
Kavluhum (قَوْلُهُمْ)
İbn Fâris, k-v-l kökünün "düşünceyi, iradeyi veya bir kanaati sese ve lafza dönüştürmek" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesini sadece rastgele söylenmiş sesler değil, içinde bir iddia barındıran bilinçli ifadeler olarak tanımlar. Ayetteki "onların sözü" vurgusu, müşriklerin peygambere yönelik iftira, alay ve yalanlama içeren bütün o "dilsel saldırılarını" kapsar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi "söylem gücü" olarak analiz eder. Öztürk'e göre müşriklerin "kavl"i, peygamberi itibarsızlaştırmak için kurgulanmış bir siyasi ve dini propaganda aracıdır. Ayet, bu sözlerin hakikat karşısında hiçbir ağırlığı olmadığını ilan ederek peygamberi bu söylemsel baskıdan özgürleştirir.
el-İzzete (الْعِزَّةَ)
İbn Fâris, a-z-z kökünün "güç, üstünlük, galibiyet ve bir şeyin nadir olması" anlamlarını taşıdığını ifade eder. Sert ve çiğnenemeyen toprağa "aziz" denilmesi, onun dışarıdan gelecek bir müdahaleye dirençli olması sebebiyledir.
Râgıb el-İsfahânî, "izzet" kavramını "bir varlığın, başkası tarafından mağlup edilemeyecek ve ulaşılamayacak kadar güçlü olması" şeklinde tanımlar. Ayetteki "İzzet tamamen Allah'ındır" vurgusu, müşriklerin sahip oldukları geçici siyasi ve ekonomik gücün gerçek bir üstünlük olmadığını, asıl ve sarsılmaz gücün ilahi otoritede toplandığını gösterir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an çalışmasında kelimenin Sami dilleri havzasındaki (Aramice ve Süryanice dahil) "izzâ" (güç/onur) kavramıyla ilişkisine dikkat çeker. Jeffery'ye göre "izzet", Kur'an terminolojisinde sadece fiziksel gücü değil, aynı zamanda manevi bir şeref ve dokunulmazlığı da temsil eder.
Toshihiko Izutsu, "izzet" kavramını cahiliye döneminin kabilevi onur anlayışıyla kıyaslar. Izutsu'ya göre cahiliyede izzet, kabile sayısı ve savaş gücüyle ölçülürken; Kur'an bu kavramı dünyevi bağlardan koparıp sadece Allah'a nispet ederek (el-izzetü lillâh) güç dengelerini ontolojik olarak değiştirmiştir.
Cemî'an (جَمِيعًا)
İbn Fâris, c-m-a kökünün "parçaları bir araya getirmek, toplamak ve dağınıklığı gidermek" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "cemî'an" kelimesini "parçalara bölünmesi ve ortaklık kabul etmesi mümkün olmayan bütünlük" olarak tanımlar. İzzetin "cemî'an" Allah'ın olması; gücün, şerefin ve üstünlüğün hiçbir kırıntısının başkasına ait olmadığını, tamamının tek bir merkezde toplandığını vurgulayan bir "hasr" (sınırlandırma) ifadesidir.
es-Semî'u (السَّم۪يعُ)
İbn Fâris, s-m-a kökünün "sesleri idrak etmek ve haberdar olmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın "Semî" sıfatını "fısıltı halindeki düşüncelerden yüksek sesle söylenen iddialara kadar her şeyi, hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan bizzat idrak etmesi" olarak tanımlar. Ayetin bağlamında bu sıfat, müşriklerin peygamberi üzen o gizli-açık bütün sözlerini Allah'ın işittiğini ve bunun hesabının sorulacağını ihtar eden bir koruma kalkanıdır.
el-Alîmu (الْعَل۪يمُ)
İbn Fâris, a-l-m kökünün "bir şeyin izi ve alameti üzerinden elde edilen kesin bilgi" olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "ilim" kavramını "bir gerçeği olduğu gibi, bütün boyutlarıyla ve kusursuz olarak bilmek" şeklinde tanımlar. Allah'ın "Alîm" olması, hem müşriklerin kalplerindeki kötü niyetleri hem de peygamberin ruhundaki o ince sızıyı (hüznü) en ince ayrıntısına kadar bildiğini, dolayısıyla adaletin buna göre tecelli edeceğini garanti altına alan bir sıfattır.
Gabriel Said Reynolds, "Semî ve Alîm" isimlerinin birlikte zikredilmesini Geç Antik Çağ'ın teolojik litürjileriyle ilişkilendirir. Reynolds'a göre bu ikili, Tanrı'nın her an hazır ve nazır (omnipresent) oluşunun en güçlü ifadesidir; peygamberin yalnız olmadığını ve her türlü sözlü saldırının ilahi bir kayıt altında olduğunu mühürler.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla