Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 62. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 62. Ayet

    اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elâ inne evliyâa(A)llâhi lâ ḣavfun ‘aleyhim velâ hum yahzenûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      62. Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler.

      63. Onlar ki, iman etmişler ve takvâya ermişlerdir.


      Büyük Günah İşleyenler

      Mûtezile şöyle dedi: Bu âyet, büyük günah işleyenlerin mümin olmadığına işaret eder. Çünkü eğer onlar mümin olsalardı, Allah dostu olurlardı. Allah dostu olduklarında da ne korku duyarlardı, ne de üzüntü! Büyük günah işleyenlerin korkacaklarında ve üzüleceklerinde şüphe olmadığına göre, onlar mümin değildirler, onların iman dostluğu yoktur. Ancak en doğrusunu Allah bilir ya, bize göre bunun izahı şudur: Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler, yani onlar hiçbir vakit korku ve üzüntü duymayacaklar. Büyük günah işleyenlerin ise bazı vakitlerde korku ve üzüntü duymaları mümkündür. Kaldı ki âyet-i kerîmede Allah dostlarının, işin başından sonuna kadar hiçbir korku ve üzüntü duymayacakları da söylenmemektedir. Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler. Bu âyetin, dünya ehlinin dünyada çektikleri gibi korku ve üzüntü çekmeyecekleri anlamına da gelebilir, onların korkuları ve üzüntüleri ancak kendi akıbetleri içindir. Ayette, onlara cennette asla korku yoktur, üzüntü de çekmeyecekler anlamı da var gibidir. Cennete girdiklerinde durumları gerçekten böyle olur, orada kendilerini üzecek her şeyden güvende olurlar. Bazıları Allah'ın dostları anlamına gelen evliyâullah" (أَوْلِيَاءَ اللَّهِ) tabiri ile tevhit ehlinin kastedildiğini söyler. Ancak o müjde ve o vâd, inançta ve ona vefa göstermekte muvahhit olan insanlar içindir, sadece inançta muvahhit olanlar için değil.

      Bazı müfessirler şöyle dedi: Onlara korku yoktur, yani cehennem yüzünden onlara korku yoktur; Onlar üzüntü de çekmeyecekler, yani cennetten çıkacakları üzüntüsünü asla duymayacaklar. Mesele bizim sözünü ettiğimiz gibidir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ela (أَلَا)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde bu edatın "tenbih" (uyarı) ve "istiftâh" (açılış) işlevi gördüğünü belirtir. Muhatabın dikkatini çekmek ve arkasından gelecek olan hükmün önemini ve kesinliğini vurgulamak için kullanılır.

        Râgıb el-İsfahânî, "ela" kelimesinin bir şeyi "gerçekleme" (tahkik) anlamı taşıdığını ifade eder. Ayetin başında yer alması, "evliyaullah" hakkında verilecek olan bilginin şüphe götürmez bir hakikat olduğunu ilan eder.

        Evliya (أَوْلِيَاءَ)

        İbn Fâris, v-l-y kökünün temel anlamının "kurb" (yakınlık) olduğunu belirtir. İki şeyin arasında onlardan olmayan başka bir şeyin bulunmaması durumuna "veli" denir. Bu kök, mesafe olmaksızın peş peşe gelmeyi ve bitişikliği ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "veli" kavramını yardım, inanç ve dostlukta yakınlık olarak tanımlar. Allah'ın evliyası (evliyaullah) denildiğinde; O'na itaatle yaklaşan, arada hiçbir dünyevi engel veya şirk bırakmaksızın O'na bağlanan ve Allah'ın koruması altına giren müminler kastedilir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında "velî" kavramını "karşılıklı sadakat bağı" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre bu bağ, ontolojik bir yakınlığı temsil eder; mümin Allah'ı tek otorite ve dost (velî) kabul ederken, Allah da onu himaye eder. Bu, cahiliye dönemindeki kabilevi koruma (velayet) sisteminin ilahi bir düzleme taşınmış halidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi ayetin devamındaki "iman ve takva" bağlamında değerlendirir. Öztürk'e göre evliya, halk arasındaki mistik anlamından ziyade, Kur'an'ın tanımladığı "samimi ve sorumlu mümin" tipolojisidir. Allah ile arasına hiçbir otorite koymayan, O'nun belirlediği sınırlara (hududullâh) titizlikle uyan kişidir.

        Allah (اللّٰهِ)

        İbn Fâris, l-l-h kökünün "ibadet edilen, sığınılan" anlamlarına geldiğini belirtir. Bu isim, tüm ilahi sıfatları kendinde toplayan "Zât-ı Zülcelâl"e mahsustur.

        Râgıb el-İsfahânî, bu ismin "hayret" ve "yücelik" anlamlarını da içerdiğini; akılların O'nun mahiyetini kavramakta aciz kaldığını ifade eder. "Evliyaullah" tamlamasındaki nispet, bu dostluğun kaynağının ve şerefinin mutlak oluşunu gösterir.

        Havf (خَوْفٌ)

        İbn Fâris, h-v-f kökünün "bir şeyden sakınmak, çekinmek ve ürkmek" anlamına geldiğini belirtir. Havf, bir zararın veya tehlikenin geleceğine dair zihni ve kalbi bir uyanıklık halidir.

        Râgıb el-İsfahânî, "havf" kavramını "gelecekte gerçekleşmesi muhtemel bir kötülükten dolayı duyulan kaygı" olarak tanımlar. Allah'ın dostları için havfın olmaması, onların geleceklerine (ahirete) dair ilahi bir güven (emniyet) içinde olduklarını ve korku duyulacak bir akıbetle karşılaşmayacaklarını ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, "havf" kelimesini Kur'an'ın etik yapısında "kaygı verici bir beklenti" olarak inceler. Izutsu'ya göre, evliyaullah için bu korkunun kalkması, onların dünyadayken Allah korkusuyla hareket etmelerinin bir sonucu olarak, o büyük hesap gününde bu korkudan azat edilmeleridir.

        Yahzenun (يَحْزَنُونَ)

        İbn Fâris, h-z-n kökünün temel anlamının "sertlik, kabalık ve zorluk" olduğunu belirtir. Toprağın sert olanına "huzn" denilmesi de bu köktendir. Ruhtaki keder ve üzüntüye "hüzün" denilmesi, bu duygunun kalbi katılaştırması ve ağırlaştırması sebebiyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hüzün" kavramını "geçmişte kaybedilen bir şeyden veya gerçekleşen üzücü bir olaydan dolayı duyulan elem" olarak tanımlar. "Havf" gelecek ile ilgiliyken, "hüzün" geçmişe yöneliktir. Ayette onların mahzun olmayacaklarının belirtilmesi, geçmişte yaptıkları hiçbir iyiliğin zayi olmayacağını ve hiçbir kayıptan dolayı pişmanlık duymayacaklarını vurgular.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu iki kavramın (havf ve hüzün) birlikte zikredilmesini "tam bir psikolojik ve varoluşsal huzur" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre Allah ile yakınlık kuran insan, hem geleceğin belirsizliğinden (havf) hem de geçmişin yükünden (hüzün) kurtularak "ebedi bir şimdi"de ilahi bir sekînete erer.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X