Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 61. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 61. Ayet

    وَمَا تَكُونُ ف۪ي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُوداً اِذْ تُف۪يضُونَ ف۪يهِۜ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ وَلَٓا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرَ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ tekûnu fî şe/nin vemâ tetlû minhu min kur-ânin velâ ta’melûne min ‘amelin illâ kunnâ ‘aleykum şuhûden iż tufîdûne fîh(i)(c) vemâ ya’zubu ‘an rabbike min miśkâli żerratin fî-l-ardi velâ fî-ssemâ-i velâ asġara min żâlike velâ ekbera illâ fî kitâbin mubîn(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ne zaman sen bir faaliyet göstersen, Kur'ân'dan bir bölüm okusan ve siz ne zaman bir iş yapsanız, o işe koyulduğunuzda muhakkak ki biz üzerinizde gözetleyici oluruz. Ne yerde ne de gökte, zerre miktarı bir şey bile Rabb'inin bilgisi dışında kalmaz; bundan daha küçük veya daha büyük ne varsa istisnasız apaçık bir kitapta yazılıdır.

      Ne zaman sen bir faaliyet göstersen. Bazı müfessirler buna, ne zaman bir işe koyulsan ve bir hale girsen anlamı verdiler; Kur'ân'dan bir bölüm okusan. Yani böylece ilâhî risâleti insanlara tebliğ etsen. Ne zaman sen bir faaliyet göstersen meâlindeki âyete bazıları bir ibadete koyulsan anlamı verdi. Kur'ân'dan bir bölüm okusan, yani böylece ilâhî risâleti insanlara tebliğ etsen. Siz ne zaman bir iş yapsanız muhakkak ki biz üzerinizde gözetleyici oluruz. Ayetin başında Cenâb-ı Hak uyarı ve ikaz anlamında peygamberine hitap etmekte, burada ise hem ona ve hem de diğer insanlara hitap etmektedir. Görmez misin ki Allah, siz ne zaman bir iş yapsanız buyuruyor; bu beyanın içerisine onların hepsini dâhil ediyor. Rabb'inizle ve insanlarla aranızdaki meseleler konusunda sizin lehinize de aleyhinize de Allah'ın şahit olduğunu haber veriyor. Lehinize ve aleyhinize olarak yapmış olduğunuz her işte muhakkak ki biz üzerinizde gözetleyici oluruz. İnsanların daima dikkatli ve uyanık olmaları için onlara tenbih ve ikaz ediyor. O işe koyulduğunuzda; bazıları şöyle dedi: Bu ifade, o işe başladığınızda demektir. İşe dalmak anlamına geldiği de söylenmiştir. Onu konuşmak anlamına geldiği ve konuşmada ileri gitmek anlamına geldiği de söylendi. Bunların hepsi aynı şeydir. Buradaki "fihi" (فِيهِ) zamiri hak, din, Kur'ân, Resûlullah (حَقٌّ ،دِينٌ ،قُرْآنٌ ،رَسُولُ اللهِ) anlamlarına gelebilir. Yani hak adına, din adına, Kur'ân adına ve Resûlullah (s.a.) adına bir işe koyulduğunuzda demektir. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: Resûlullah (s.a.) adına veya Allah'ın dini adına veya size okunan şeyler adına bir işe koyulduğunuzda muhakkak Allah sizi gözetleyicidir.

      Ebû Bekir el-Esam şöyle dedi: O işe koyulduğunuzda meâlindeki cümle, ona daldığınızda ve ilerlediğinizde anlamına gelir. Bunun izahı da şudur: Siz ne zaman bir iş yapsanız, ona dalıp ilerlediğinizde muhakkak ki biz üzerinizde gözetleyici oluruz.

      Ne yerde ne de gökte, zerre miktarı bir şey bile Rabb'inin bilgisi dışında kalmaz. Buradaki "lâ yaʻzübu (لَا يَعْزُبُ) fiili gizli kalmaz anlamına gelir. Yani ne yerde ve ne de gökte, Rabb'inin emretmediği, yasaklamadığı ve sorumlu tutmadığı hiçbir şey Allaha gizli kalmaz. Böyle olunca Cenâb-ı Hakk'ın istediği, emrettiği, yasakladığı ve sorumlu tuttuğu bir şeyin O'ndan gizli kalmaması daha evla ve daha lâyıktır. Yerde zerre miktarı bir şey bile Rabb'inin bilgisi dışında kalmaz. Bu beyan temsilî anlamda bir sakındırma ve korkutmadır, beyan ve açıklama anlamında bir tehdit değildir. Çünkü tehdit iki şekilde olur. Birincisi, temsilî, diğeri de bizzat o şeyin beyanı ve açıklaması anlamında.

      Hepsi istisnasız apaçık bir kitapta yazılıdır. Denildi ki: Az olsun, çok olsun her şey o kitapta yazılıdır, yani levh-i mahfûzda yazılıdır. Bu cümlenin gökten indirilen kitapta yazılıdır anlamına gelmesi de muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        şe’nin (شَأْنٍ)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde ş-e-n (ش أ ن) kökünün temel anlamının "bir şeyi ıslah etmek, bir durumun hallolması ve bir makamın yüceliği" ile ilgili olduğunu belirtir. Bu kök, bir şeyin kendine has bir düzene ve öneme kavuşması demektir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde bu kelimeyi "zaman içinde meydana gelen büyük bir iş, hal veya önemli bir mesele" olarak tanımlar. Ayette insanın içinde bulunduğu her türlü halin (şe’n) Allah'ın bilgisi dahlinde olduğu vurgulanır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kavramı insanın gündelik hayatındaki her türlü sosyal, dini veya siyasi meşgaleyi kapsayan "genel bir varoluş durumu" olarak analiz eder. Ona göre bu kelime, bireyin en özel anından en kamusal eylemine kadar her şeyi kuşatan bir yaşam kesitini ifade eder.

        tetlû (تَتْلُو)

        İbn Fâris, t-l-v (ت ل و) kökünün bir şeyin peşinden gitmek, onu takip etmek ve ardı ardına sıralamak anlamına geldiğini belirtir. Kelimenin özünde bir süreklilik ve izleme eylemi vardır.

        Râgıb el-İsfahânî, bu takip etme eyleminin kutsal metinlere uygulandığında "okumak" anlamına geldiğini; çünkü okurken harf ve kelimelerin birbirini düzenli bir şekilde izlediğini ifade eder. Bu, rastgele bir okuma değil, metne tabi olarak gerçekleştirilen bir kıraattir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili, vahyin metinsel olarak takip edilmesi ve onun dilsel formunun hayata aktarılması süreci olarak değerlendirir.

        kur’ânin (قُرْآنٍ)

        İbn Fâris, k-r-e (ق ر أ) kökünün "toplamak ve bir araya getirmek" anlamına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, Kur'an'ın bu ismi almasını, onun önceki kitapların özünü, derslerini ve ilahi hükümleri kendi bünyesinde toplamasından kaynaklandığını belirtir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an çalışmasında, kelimenin Aramice/Süryanice "qeryânâ" (okuma, litürjik metin veya ders) kelimesiyle olan tarihsel ve semantik bağına işaret eder. Jeffery'ye göre Kur'an, bu kökeniyle "yüksek sesle okunması ve takip edilmesi gereken kutsal metin" vurgusunu taşır.

        şuhûden (شُهُودًا)

        İbn Fâris, ş-h-d (ش ه د) kökünün bir yerde hazır bulunmak, görmek ve bir şeyi gizlemeyip beyan etmek anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "şühûd" kavramının sadece gözle görmek olmadığını, aynı zamanda bilgi, şuur ve kalp ile o eylemin bizzat yanında bulunmak (huzur) olduğunu ifade eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi Allah'ın her an her yerde hazır ve nazır oluşunu (omnipresence) ifade eden "ontolojik bir tanıklık" olarak analiz eder. Allah'ın kullarının eylemlerine "şahit" olması, O'nun varlığının eylemden kopuk olmaması demektir.

        tufîdûne (تُفِيضُونَ)

        İbn Fâris, f-y-d (ف ي ض) kökünün suyun taşması, bir şeyin çoklukla yayılması ve bir işe hızla dalmak anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu fiili bir topluluğun bir işe veya konuşmaya kendilerini kaptırarak, adeta bir nehrin taşması gibi büyük bir hız ve yoğunlukla girmeleri olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, insanların dünya işlerine veya kendi iddialarına hırsla yönelmelerini ifade eder.

        ya’zubu (يَعْزُبُ)

        İbn Fâris, a-z-b (ع ز ب) kökünün uzaklaşmak, kaybolmak ve gizlenmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ailesinden ve vatanından uzak kalan kişiye "azeb" (bekâr/garip) denilmesi de bu köktendir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu fiili bir şeyin gözden veya bilgiden ırak olması, ulaşılamayacak bir uzaklığa çekilmesi olarak açıklar. Ayette "hiçbir şey Allah'tan ya'zubu olmaz" denilmesi, hiçbir varlığın O'nun mutlak kavrayışının ve ilminin kapsama alanı dışına çıkamayacağını gösterir.

        miskâli zerretin (مِثْقَالِ ذَرَّةٍ)

        İbn Fâris, s-k-l (ث ق ل) ağırlık ve denge; z-r-r (ذ ر ر) ise karıncanın en küçüğü veya havada uçuşan toz zerreleri demektir.

        Râgıb el-İsfahânî, "miskâl" kelimesini bir şeyin ölçüye giren en küçük ağırlık birimi; "zerre"yi ise duyu organlarıyla algılanabilecek en ufak madde parçası olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu tamlamanın ilahi ilmin "en mikroskobik" düzeydeki hassasiyetini ifade ettiğini vurgular. Hiçbir küçük birimin ilahi kayıt dışında kalamayacağının sembolüdür.

        kitâbin mubînin (كِتَابٍ مُبِينٍ)

        İbn Fâris, k-t-b (ك ت ب) "bir araya getirmek ve yazmak"; b-y-n (ب ي ن) ise "bir şeyi diğerinden ayırmak ve anlaşılır kılmak" anlamına gelir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu tamlamayı Allah'ın mutlak bilgisi veya her şeyi kuşatan ilahi kayıt (Levh-i Mahfuz) olarak görür. Ona göre "mubîn", hem kendi içinde apaçık olan hem de eşyanın hakikatini açıkça ortaya koyan demektir.

        Gabriel Said Reynolds, "mubîn" sıfatının metnin veya ilahi kaydın "şüphe götürmezliğini" ve "açıklığını" pekiştiren teolojik bir vasıf olduğunu belirtir. Bu kayıt, evrenin hiçbir detayının unutulmadığı mutlak bir hafızayı temsil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X