وَمَا ظَنُّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 60. Ayet
Daralt
X
-
Peki, kendi uydurmalarını Allah'a yakıştıranlar, kıyamet gününde olacaklar için ne düşünüyorlar? Gerçek şu ki Allah insanlara karşı lütufkârdır; ama onların çoğu şükretmezler.
Peki, kendi uydurmalarını Allah'a yakıştıranlar, kıyamet gününde olacaklar için ne düşünüyorlar? Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Onlar ölümden sonra dirilmeye inanmadıkları halde kıyâmet günü ile nasıl korkutulurlar?
Buna şöyle cevap verilir: Cenâb-ı Hak onların helâl ve haram kılmak konusunda yalan söylediklerini ve Allah'a iftira ettiklerini ortaya çıkarmak suretiyle ölümden sonra dirilmenin var olduğu konusunda da onları susturan delile işaret etmektedir. Böylece onların yalancılıklarını ortaya koymak suretiyle ölümden sonra dirilmek konusunda da yalan söylediklerini belirtmektedir. Sonra, insan bazan kesin olarak bilmediği bir şeyle de tehdit edilir, hakkında tam bir bilgiye sahip olmadığı bir şeyle de korkutulur ve ondan sakındırılır. İşte burada da aynı şey söz konusudur. Sonra Cenâb-ı Hak onların hitap ederek akıllarına ölümden sonra dirilmeye iman etmenin ve dünyada yapılan eylemlere karşılık vermenin gerekli olduğu fikrini öğretti, çünkü yaratıkları özellikle yok olup gitmeleri için yaratmak hikmete uygun değildir. Burada başka bir ihtimal daha vardır ki o da şudur: Kendi uydurmalarını Allah'a yakıştıranlar, ne düşünüyorlar? Yani bu husus gerçek ise, Resûlullahın (s.a.) haber verdiği herkesin ölümden sonra dirileceği ve yaptıklarının karşılığını göreceğine dair söylediklerini ortaya çıkarsa, onların hali ne olacak?
Gerçek şu ki Allah insanlara karşı lütufkârdır. O, kâfir olsun mümin olsun herkese rızık ve çeşitli nimetler vermek ve belli bir vakte kadar azabı ertelemek suretiyle bütün insanlara karşı lütuf sahibidir. Yahut insanlar önceden Allah'a karşı kitap ve peygamber sahibi olmayı gerektirecek bir şey yapmadıkları halde onlara peygamber ve kitap göndermek suretiyle kendilerine lütfetmektedir. Bu durumda bu lütuf, kâfirlere değil sadece inanan insanlaradır. Ama onların çoğu şükretmezler; Allah'ın lütfuna ve Cenâb-ı Hakkın kendilerine vermiş olduğu nimetlere şükretmezler.
Yorumu Yorumla
-
zannu (ظَنُّ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde z-n-n (z n n) kökünün temel anlamının "bir şeyi kesin olmayan bir biçimde düşünmek" veya "tahmin etmek" olduğunu belirtir. Ancak bu kelime Kur'an terminolojisinde hem kesin bilgi (yakîn) hem de asılsız şüphe anlamında kullanılabilir. Ayetteki "zannu'llezîne..." ifadesi, Allah adına yalan uyduranların kıyamet günü başlarına gelecekler hakkındaki yanlış beklentilerini veya "ne umduklarını" sorgulayan ironik ve tehditkâr bir sorudur.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde zannın, belirtilere dayanarak bir tarafa meyletmek olduğunu ancak zihnin tam bir huzura (sekine) ulaşmadığını ifade eder. Burada, müşriklerin kendi uydurdukları yalanların sonuçlarından kurtulabileceklerine veya cezalandırılmayacaklarına dair besledikleri boş ve temelsiz inancı nitelemektedir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki zannı "beklenti" ve "hesap" olarak görür. O'na göre bu, "Allah'a iftira edenler, o büyük hesap gününde ne ile karşılaşacaklarını sanıyorlar?" şeklinde bir kınama içermektedir. Bu kelime, insanın kendi kurguladığı gerçeklik ile ilahi gerçeklik arasındaki uçurumu temsil eder.
yefterûne (يَفْتَرُونَ)
İbn Fâris, f-r-y (f r y) kökünün temel anlamının "bir şeyi kesmek, bir parçayı bütünden ayırmak ve bir şeyi yoktan uydurmak/yapmak" olduğunu ifade eder. Bir deri parçasını kesip ondan bir şey yapmaya "fery" denilir; bu kökten türeyen "iftirâ" ise gerçeği eğip bükerek, aslı olmayan bir şeyi kasten "üretmek" demektir.
Râgıb el-İsfahânî, "iftirâ"yı "yalanın en ileri derecesi" olarak tanımlar. Bu, sadece yanlış bir bilgi vermek değil, zihinde kurgulanan bir yalanı gerçekmiş gibi "biçip dikerek" (kurgulayarak) Allah'a nispet etmektir. Ayetteki "yefterûne" (uyduruyorlar) fiili, bu yalan üretme sürecinin sürekliliğini ve kasti yapısını gösterir.
Gabriel Said Reynolds, "iftira" kavramını Geç Antik Çağ'ın sahte peygamberlik ve uydurma metin tartışmaları (pseudepigrapha) çerçevesinde değerlendirir. Reynolds'a göre bu kelime, vahyin tanrısallığını reddedenlerin veya ona ortak koşanların en temel "sahtecilik" eylemini yansıtır.
el-kezibe (الْكَذِبَ)
İbn Fâris, k-z-b (k z b) kökünün temel anlamının "bir şeyin gerçeğe aykırı olması, sağlam olmaması ve sözün vakıaya uymaması" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kizb" (yalan) kavramını konuşan kişinin zihnindeki kanaatin dış dünyadaki gerçeklikle uyuşmaması olarak açıklar. Ayette iftira eyleminin nesnesi olarak gelen "el-kezibe" (yalan), Allah'ın yasaklarını helal, helallerini haram saymak gibi sistemli bir çarpıtmayı ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında "kizb" kavramını "tasdîk" (onaylama) kavramının zıddı olarak analiz eder. Izutsu'ya göre Kur'an'da yalan, sadece bir söz kusuru değil, ilahi mesajın getirdiği bütün ahlaki ve hukuki düzeni reddeden bir ontolojik duruştur.
yevme'l-kıyâmeti (يَوْمَ الْقِيٰمَةِ)
İbn Fâris, k-v-m (k v m) kökünün "ayakta durmak, bir işi yönetmek ve bir şeyin sabit olması" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kıyâmet" kelimesini "insanların kabirlerinden kalkıp Allah'ın huzurunda duracakları ve büyük adaletin tecelli edeceği vakit" olarak tanımlar.
Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın eskatolojik dünya görüşünün doruk noktası olarak görür. Izutsu'ya göre "Kıyâmet", ahlaki-dini sorumlulukların (teklif) bittiği ve nihai hesaplaşmanın (hisâb) başladığı, zamanın ötesindeki o mutlak andır.
Angelika Neuwirth, kıyamet tasvirlerini Geç Antik Çağ'ın "büyük yargılama" (judgment day) temalarıyla ilişkilendirir. Neuwirth'e göre bu ifade, kozmik düzenin yeniden tesis edildiği ve her türlü haksızlığın (özellikle Allah'a yapılan iftiraların) hesabının sorulduğu gündür.
le-zû fadlin (لَذُو فَضْلٍ)
İbn Fâris, f-d-l (f d l) kökünün "artmak, bir şeyin fazlası, üstünlük ve erdem" anlamlarına geldiğini belirtir. Bir şeyin diğerinden daha üstün ve nitelikli olmasına "fazilet" denilmesi bu köktendir.
Râgıb el-İsfahânî, "fazl" kavramını "hak edilenden daha fazlasını vermek, karşılıksız ihsan" olarak tanımlar. Allah'ın "fadl sahibi" olması, O'nun kullarına hak ettiklerinden çok daha geniş imkanlar ve merhamet sunması demektir. Ayetteki bağlamda bu fazl, Allah'ın inkarcılara hemen ceza vermeyip onlara mühlet tanıması ve rızık vermeye devam etmesi olarak yorumlanmıştır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadeyi Allah'ın "Muhsin" ve "Cevvâd" sıfatlarının bir tecellisi olarak görür. Öztürk'e göre Allah'ın insanlar üzerindeki fazlı, onlara doğru yolu gösterecek vahiyler göndermesi ve onları kendi hallerine terk etmemesidir.
en-nâsi (النَّاسِ)
İbn Fâris, bu kelimenin n-v-s (n v s) köküne dayandığını ve temel anlamının "hareket etmek, dalgalanmak" olduğunu belirtir. İnsan topluluğuna "nâs" denilmesi, onların sürekli bir devingenlik içinde olmaları sebebiyledir. Diğer bir görüş ise e-n-s (e n s) köküyle "alışmak, ünsiyet kurmak" anlamıyla ilişki kurar.
Râgıb el-İsfahânî, "nâs" kelimesini beşeriyetin sosyal yönünü vurgulayan bir terim olarak ele alır. Ayette Allah'ın fazlının bütün insanlığı (en-nâs) kapsadığı belirtilerek, ilahi lütfun evrenselliğine dikkat çekilir.
yeşkürûn (يَشْكُرُونَ)
İbn Fâris, ş-k-r (ş k r) kökünün "açığa vurmak, göstermek ve yaymak" anlamına geldiğini belirtir. Bir hayvanın az yemle semirmesine (etini ve sütünü göstermesine) "şekûr" denilmesi gibi, şükür de alınan nimetin etkisini dilde ve eylemde göstermektir.
Râgıb el-İsfahânî, "şükür" kavramını "nimeti vereni, o nimeti kendi yolunda kullanarak anmak" olarak tanımlar. Râgıb'a göre şükür, Allah'ın lütfunu itiraf etmek ve o lütfa nankörlükle karşılık vermemektir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Etik Terimler çalışmasında "şükür" kavramını "küfür" (nankörlük/nimeti örtmek) kavramının tam zıddı olarak konumlandırır. Izutsu'ya göre şükür, Allah'ın "fadl" (lütuf) eylemine insanın verdiği olumlu ahlaki tepkidir. Ayetin sonunda "insanların çoğunun şükretmediğinin" belirtilmesi, ilahi cömertliğe karşı insanlığın büyük kısmının sergilediği nankörlüğü ve duyarsızlığı ifade eden sosyolojik bir tespittir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla