Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 58. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 58. Ayet

    قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُواۜ هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul bifadli(A)llâhi vebirahmetihi febiżâlike felyefrahû huve ḣayrun mimmâ yecme’ûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Söyle onlara, (sevineceklerse) Allah'ın lütfu ve rahmetiyle, evet bununla sevinsinler; çünkü bu, onların toplayıp biriktirdiklerinden daha değerlidir.

      Söyle onlara, (sevineceklerse) Allah'ın lütfu ve rahmetiyle sevinsinler. Bazıları şöyle dedi: Allah'ın lütfundan ve rahmetinden maksat Kur'ândır. Bazıları da şöyle dedi: Allah'ın lütfu Kur'ân, rahmeti ise imandır. Ancak burada Cenâb-ı Hak Kur'ân'ı indirmekle lütfetmiştir anlamı da vardır, çünkü onu indirmeyebilirdi de. Buna göre âyetten, fetret döneminde yaşayan insanların da sorumlu olacakları anlamı çıkar. En doğrusunu Allah bilir.

      Evet bununla sevinsinler; çünkü bu, onların toplayıp biriktirdiklerinden daha değerlidir. Yani burada sözü edilen bu lütuflarla sevinmeniz, sizin dünyada toplayıp biriktirdiklerinizden daha değerlidir. Bazıları şöyle dedi: Söyle onlara, (sevineceklerse) Allah'ın lütfu ve rahmetiyle sevinsinler meâlindeki âyet, müminlere hitap etmektedir. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: Müminlere söyle, Allah'ın lütfu ile, yani İslâm ile ve Allah'ın rahmeti ile, yani Kur'ân ile sevinsinler. Evet bununla, yani bu lütuf ve rahmetle sevinsinler, yani müminler sevinsinler. Çünkü bu, onların toplayıp biriktirdiklerinden daha değerlidir. Yani kâfirlerin dünyada toplayıp biriktirdikleri altın, gümüş ve diğer mallardan daha değerlidir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kul (قُلْ)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde k-v-l kökünün temel anlamının "bir fikri veya iradeyi sese ve lafza dönüştürmek" olduğunu belirtir. Bu kök, bir kanaatin dış dünyaya beyan edilmesini ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin başındaki bu emri, peygamberin kendi adına konuşmadığını, aksine sevinç ve iftihar kaynağının bizzat Allah tarafından tayin edildiğini bildiren bir "ilahi deklarasyon" olarak analiz eder. Öztürk'e göre bu hitap, muhatapların dikkatini beşeri olandan ilahi lütfa çeviren bir yönlendirmedir.

        bi fadlillâhi (بِفَضْلِ اللّٰهِ)

        İbn Fâris, f-d-l kökünün "artmak, bir şeyin fazlası, üstünlük ve erdem" anlamlarına geldiğini belirtir. Bir şeyin diğerinden daha üstün ve nitelikli olmasına "fazilet" denilmesi bu köktendir.

        Râgıb el-İsfahânî, "fazl" kavramını "asli ihtiyaçtan fazla olan ve lütuf olarak verilen her türlü iyilik" olarak tanımlar. Râgıb'a göre Allah'ın fazlı, kulun hak ettiğinden çok daha fazlasını ona ihsan etmesidir. Ayetteki "Allah'ın fazlı" ifadesi, insanın kendi emeğiyle elde edemeyeceği, tamamen ilahi bir ihsan olan "vahiy ve hidayet" olarak yorumlanmıştır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kavramı Kur'an'ın kendisi olarak tahlil eder. Öztürk'e göre "fazl", insanlığın karanlıktan çıkışı için sunulan o büyük "ekstra" lütuftur; yani Allah'ın insanı kendi haline bırakmayıp ona rehberlik etmesidir.

        ve bi rahmetihî (وَبِرَحْمETِهِ)

        İbn Fâris, r-h-m kökünün "yumuşaklık, şefkat ve acıma" anlamlarını taşıdığını; ana rahminin de (rahm) bu kökten gelerek koruyucu ve besleyici bir işlev gördüğünü belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramını "ihtiyaç duyana iyilik ve lütfu ulaştırmayı gerektiren şefkat" olarak tanımlar. Ayette Allah'ın fazlı ile rahmetinin birlikte zikredilmesi, ilahi mesajın hem bir üstünlük (fazl) hem de kuşatıcı bir merhamet (rahmet) kaynağı olduğunu gösterir.

        Gabriel Said Reynolds, "rahmet" kelimesini Geç Antik Çağ'ın teolojik lügatı bağlamında inceler. Reynolds'a göre bu kelime, Tanrı'nın kullarına olan "kurtarıcı inayetini" (grace) temsil eder. Vahyin bir rahmet olarak sunulması, onun insanlığı helakten kurtaran bir ilahi müdahale olduğu fikrini pekiştirir.

        felyefrahû (فَلْيَفْرَحُوا)

        İbn Fâris, f-r-h kökünün "gönlün genişlemesi, ferahlaması ve göğsün sıkıntıdan kurtularak neşeyle dolması" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ferah" (sevinç) kavramını ikiye ayırır: Biri dünyevi geçici zevklerin verdiği kibirli sevinç, diğeri ise manevi ve ilahi bir nimete kavuşmanın verdiği huzurlu sevinçtir. Ayetteki emir (felyefrahû / sevinsinler), bu ikinci türden olan, yani kalbin vahiyle buluşmasından duyulan asil bir sevinci ifade eder. Bu, şımarıklık değil, şükür kaynaklı bir memnuniyettir.

        hayrun (خَيْرٌ)

        İbn Fâris, h-y-r kökünün temel anlamının "seçmek ve bir şeyi diğerine tercih etmek" olduğunu belirtir. "Hayır" denilen şey, akıl ve şeriat tarafından "tercih edilen" iyiliktir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hayır" kelimesini "herkes tarafından arzulanan ve faydası kesin olan iyilik" olarak tanımlar. Ayette ilahi lütfun "daha hayırlı" (hayrun) olduğu vurgusu, manevi kazanımların dünyevi meta ile kıyaslanamayacak bir üstünlüğe sahip olduğunu gösterir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında "hayır" kavramını Kur'an'ın değerler sistemi içinde inceler. Izutsu'ya göre "hayır", sadece maddi bir iyilik değil; insanın varoluşsal amacına hizmet eden en yüksek ahlaki ve dini değerdir. Vahyin "hayır" olarak nitelenmesi, onun insanın en derin ihtiyacına verilen cevap olmasındandır.

        yecme'ûn (يَجْمَعُونَ)

        İbn Fâris, c-m-a kökünün "dağınık olan parçaları bir araya getirmek, toplamak ve birleştirmek" anlamına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "cem" (toplama) eyleminin ayetteki kullanımını, insanların büyük bir hırsla biriktirdiği dünyevi mallar, servetler ve gelip geçici imkanlar olarak açıklar. Râgıb'a göre bu kelime, niceliksel bir biriktirmeyi ifade ederken; Allah'ın fazlı ve rahmeti niteliksel bir derinliği temsil eder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), et-Tefsîru'l-Beyânî usulüyle buradaki karşıtlığı inceler. Bintü'ş-Şâtı'ya göre "yecme'ûn" (onların topladıkları) ifadesi, insanın dünyevi hırsla biriktirdiği her şeyi kapsayan aşağılayıcı bir genellemedir. Ayet, insanın biriktirdiği maddi yığınlar (nicelik) ile Allah'ın sunduğu hidayet ve merhamet (nitelik) arasındaki devasa uçurumu ortaya koyarak gerçek kazancın yönünü tayin eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X