Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 49. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 49. Ayet

    قُلْ لَٓا اَمْلِكُ لِنَفْس۪ي ضَراًّ وَلَا نَفْعاً اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ لِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌۜ اِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul lâ emliku linefsî darran velâ nef’an illâ mâ şâa(A)llâh(u)(k) likulli ummetin ecel(un)(c) iżâ câe eceluhum felâ yeste/ḣirûne sâ’a(ten)(s) velâ yestakdimûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      De ki: Allah dilemedikçe ben kendime bile ne bir zarar ne de fayda vermeye muktedirim. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir an geri kalır ne de bir an ileri gidebilirler.

      De ki: Ben kendime bile zarar vermeye muktedir değilim, yani bana gelen bir zararı defetmeye bile muktedir değilim. Fayda vermeye de muktedir değilim. Aynı şekilde kendime bir fayda vermeye bile gücüm yetmez. Buyuruyor ki: Başıma gelen bir kötülüğü defetmeye muktedir olmadığım gibi, kendime herhangi bir faydayı sağlamaya da asla gücüm yetmez. Buna bile gücüm yetmiyor ise, size azap indirmeye nasıl gücüm yeter? Bu ancak Allah'a mahsustur, onu yapmaya gücü yeten ve kadir olan sadece O'dur. O'ndan başka hiç kimsenin buna gücü yetmez. Nitekim bir âyette şöyle buyurulmaktadır: "De ki: Ben yalnız sizin gibi bir insanım" .

      De ki: Ben kendime bile zarar vermeye muktedir değilim meâlindeki âyetle Cenâb-ı Hak, Hz. Peygamber'in (s.a.) insanlara azap indirmekten aciz olduğunu hatırlatmaktadır.

      Mûtezile ve Ecel Meselesi

      Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir an geri kalır ne de bir an ileri gidebilirler. Yani insanların eceli geldiği zaman onu ertelemeye güçleri yetmez. Bir an bile ileri gidemezler, yani ecellerini öne almaya da muktedir değildirler. Eceli ertelemeyi veya öne almayı istemelerinin bir kıymeti yoktur ki onu istesinler. Ecel geldiğinde asla ertelenmez, zamanından önceye de alınamaz. Bu âyet, eceli tamamlanmadan önce hiç kimsenin ölmeyeceğine işaret etmektedir. Bu, Mûtezile'nin iddiasını reddetmektedir; onlar, birini öldüren kişi, onu ancak ecelinden önce öldürmüştür diyorlar. Allah ise şöyle buyuruyor: Ne bir an geri kalır ne de bir an ileri gidebilirler. Onlar ise, ecelinden önce ölmüştür, diyorlar. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.

      Ne bir an geri kalır ne de bir an ileri gidebilirler. Allah'ın azabı indiği ve vakti geldiği zaman, onu öne almaya veya ertelemeye kimsenin gücü yetmez. Dünyada, şefaat ve fidye ile bir şeyi öne almaya ve arkaya bırakmaya geçirmek muhtemel olduğu gibi, kişinin değeri ve mevkii göz önüne alınarak ecelinin öne alınması veya ertelenmesi ihtimali yoktur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kul (قُلْ)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde "k-v-l" kökünün "düşünceyi, iradeyi veya bir kanaati sese ve lafza dönüştürmek" anlamına geldiğini belirtir. Bu kök, bir fikrin dış dünyaya beyan edilmesini ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin başındaki "De ki" (kul) emrini peygamberlik misyonunun sınırlarını belirleyen teolojik bir talimat olarak analiz eder. Öztürk'e göre bu emir, peygamberin kendi adına konuşmadığını, aksine mutlak otorite olan Allah'ın mesajını bir "elçi" sıfatıyla ilettiğini vurgular. Özellikle bu ayetteki bağlamda, muhatapların azap veya mucize taleplerine karşı peygamberin "kendinden menkul bir gücü olmadığını" beyan etmesi istenir.

        Emliku (أَمْلِكُ)

        İbn Fâris, "m-l-k" kökünün temel anlamının "güç, kuvvet, bir şeyi sağlamca tutmak ve bir nesne üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde "mülk" ve "mâlik" kavramlarını "bir şeyi dilediği gibi yönetme ve kullanma kudreti" olarak tanımlar. Ayetteki "emliku" (sahip değilim / gücüm yetmez) fiili, insanın kendi varlığı üzerindeki sınırlı etkisini ve mutlak otoritenin sadece Allah'a ait olduğunu ifade eden ontolojik bir acziyet itirafıdır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu kavramı "İlahi Egemenlik" bağlamında inceler. Izutsu'ya göre Kur'an, insanın kendi nefsi üzerinde bile mutlak bir "mülk" (mâlikiyet) iddiasında bulunmasını reddeder. Bu fiil, beşer ile ilah arasındaki keskin güç ayrımını (halk ve emir yetkisini) tescil eder.

        Li-nefsî (لِنَفْسِي)

        İbn Fâris, "n-f-s" kökünün "soluk almak, ferahlamak ve bir şeyin özü/kendisi" anlamlarına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "nefs" kelimesini "can, ruh ve kişinin bizzat kendisi" olarak tanımlar. Ayetteki "nefsim için" (le-nefsî) vurgusu, peygamberin bile kendi biyolojik ve ruhsal varlığı üzerinde bağımsız bir tasarrufa sahip olmadığını, dolayısıyla başkalarına gelebilecek bir zararı veya faydayı kontrol etmesinin mümkün olmadığını anlatır.

        Darren (ضَرًّا) ve Nef'an (نَفْعًا)

        İbn Fâris, "d-r-r" kökünün "faydanın zıddı olan her türlü sıkıntı, zarar ve noksanlık" anlamına geldiğini; "n-f-a" kökünün ise "bir şeyin işe yaraması, iyilik sağlaması ve ihtiyaç gidermesi" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "dar" (zarar) kavramını hem bedensel hem de manevi kayıplar için kullanırken; "nef" (fayda) kavramını insanın arzuladığı iyiliğe ulaşması olarak açıklar. Ayette bu iki zıt kavramın birlikte zikredilmesi, evrendeki tüm negatif ve pozitif sonuçların yaratılma yetkisinin sadece ilahi iradeye hasredildiğini gösterir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ikiliyi "mutlak tevhid" ilkesi üzerinden tahlil eder. Kılıç'a göre insanın kendi başına ne bir zararı defetmeye ne de bir faydayı celbetmeye gücünün yetmemesi, varoluşun tamamen Allah'ın "inâyet" ve "meşiyet" (dileme) dairesinde olduğunu kanıtlar.

        Şâe (شَاءَ)

        İbn Fâris, "ş-y-e" kökünün "bir şeyi dilemek, kasten yönelmek ve bir varlığı ortaya çıkarmak" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "meşiyet" (şâe) eylemini "bir şeyin varlık sahasına çıkması için ilahi iradenin o yönde karar kılması" olarak tanımlar. "İllâ mâ şâellâh" (Allah'ın dilediği müstesna) istisnası, peygamberin veya herhangi bir varlığın elindeki tüm imkanların aslında Allah'ın geçici bir lütfu ve izniyle kaim olduğunu hatırlatır.

        Ümmetin (أُمَّةٍ)

        İbn Fâris, "e-m-m" kökünün "asıl, kaynak, önder ve bir amaç doğrultusunda toplanan insan grubu" anlamlarına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "ümmet" kavramını "aynı din, aynı zaman veya aynı mekan gibi ortak bir bağ ile bir araya gelen topluluk" olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, "ümmet" kelimesinin Kur'an'da statik bir topluluğu değil, ortak bir tarihsel ve dini kadere sahip olan "organik bir kitleyi" ifade ettiğini belirtir. Ayette her ümmetin bir ecelinin olduğunun belirtilmesi, sadece bireylerin değil, medeniyetlerin ve toplumsal sistemlerin de bir başlangıcı ve sonu olduğu gerçeğini vurgulayan bir "tarih felsefesi" sunar.

        Ecelun (أَجَلٌ)

        İbn Fâris, "e-c-l" kökünün "bir şeyin vaktinin sonuna ulaşması, gecikmesi ve belirlenmiş süre" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ecel" kavramını "bir varlık veya olay için tayin edilen sürenin dolma vakti" olarak tanımlar.

        Gabriel Said Reynolds, "ecel" kavramını Geç Antik Çağ'ın eskatolojik metinleri bağlamında değerlendirir. Reynolds'a göre bu kelime, ilahi mahkemede her topluluk için açılan "dosyanın kapanma vaktini" ifade eden hukuki ve kozmik bir terimdir. Hiçbir güç, bu belirlenmiş süreyi (müsemmâ) aşamaz.

        Yeste'hirûne (يَسْتأْخِرُونَ) ve Yestakdimûne (يَسْتَقْدِمُونَ)

        İbn Fâris, "e-h-r" kökünün "geride kalmak, sonradan gelmek" ve "k-d-m" kökünün "öne geçmek, önce olmak" anlamlarını taşıdığını belirtir. "İstif'âl" babında gelen bu fiiller, bir şeyi öne çekmeye veya ertelemeye yönelik "çaba ve talep" anlamı katar.

        Râgıb el-İsfahânî, bu fiilleri "belirlenmiş ilahi yasanın (ecelin) vaktini değiştirme yönündeki her türlü beşeri müdahale" olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu vurguyu "sosyolojik ve biyolojik determinizm" üzerinden okur. Öztürk'e göre Allah, toplumsal çöküşlerin veya bireysel ölümün vaktini mutlak bir dengeye (ölçüye) bağlamıştır. İnsanların acele azap talepleri veya ömrü uzatma arzuları bu kozmik takvimi asla sarsamaz. Bu, "sünnetullah" denilen ilahi yasaların değişmezliğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X