اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْـٔاً وَلٰكِنَّ النَّاسَ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 44. Ayet
Daralt
X
-
Gerçek şu ki Allah insanlara zerrece kötülük etmez, fakat insanlar kendilerine kötülük ediyorlar.
Cenâb-ı Hak bu âyette, köklerinin kurutulması belasının ve mâruz kaldıkları cezanın, Allah'ın onlara kötülük etmesinden değil, onların bizzat kendilerine yaptıkları kötülük yüzünden geldiğini haber vermektedir.
Yorumu Yorumla
-
yazlimu (يَظْلِمُ) / yazlimûn (يَظْلِمُونَ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga adlı eserinde "z-l-m" kökünün temel anlamının "bir şeyi asıl bulunması gereken yerden başka bir yere koymak, eksiltmek, sınırı aşmak ve ışığın yokluğu/karanlık" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde "zulm" kavramını "haktan ve adaletten saparak haddi aşmak, gerçeğin yerini değiştirmek" olarak açıklar. Râgıb'a göre ayette Allah'ın insanlara zulmetmesinin (lâ yazlimu) mutlak bir dille reddedilmesi; O'nun insanları sebepsiz yere cezalandırmaması, iyiliklerini eksiltmemesi ve fıtratlarına taşıyamayacakları bir yük yüklememesidir. İnsanların "zulmetmesi" (yazlimûn) ise, kendi iradeleriyle bu adalet çizgisinden çıkmalarıdır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu eylemi Kuran'ın ahlak felsefesinin merkezine yerleştirir. Cahiliye toplumunda zulüm, kabileler arası yatay bir haksızlık ve kaba kuvvet gösterisi iken; Kuran bu kelimeyi ontolojik bir boyuta taşır. Izutsu'ya göre ayet, mutlak adil olan (zulmü kendisinden nefyeden) Tanrı ile kendi varoluşuna karşı en yıkıcı suçu işleyen (zulmeden) insan arasındaki o devasa ahlaki ve teolojik asimetriyi resmeder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "Allah zulmetmez" vurgusunu Mekke dönemindeki kaderci (cebri) müşrik zihniyetine verilmiş bir cevap olarak analiz eder. Müşrikler, şirke düşmelerini "Allah dileseydi biz şirk koşmazdık" diyerek faturayı ilahi iradeye kesmeye çalışıyorlardı. Kuran, "Allah insanlara zulmetmez" diyerek bu mazereti reddeder ve "insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar" (enfusehum yazlimûn) ifadesiyle insanın mutlak özgür iradesini ve dolayısıyla bu iradeden doğan ağır sorumluluğunu tesciller.
en-nâse (النَّاسَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökeni hakkında birkaç farklı ihtimal sunar: "Hareket etmek, sallanmak" anlamındaki "n-v-s" kökü, "unutkanlık" anlamındaki "n-s-y" kökü veya "alışmak, yakınlık kurmak, yabaniliğin zıddı" anlamındaki "u-n-s" kökü.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "ünsiyet" (birbirine alışma/sosyalleşme) kökünden geldiğini belirterek, insanlığı ortak bir paydada buluşan kolektif ve sosyal bir varlık olarak tanımlar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette "kafirler" veya "müşrikler" yerine en kapsayıcı terim olan "en-nâs" (insanlar) kelimesinin kullanılmasının sosyolojik ve teolojik önemine değinir. Allah'ın adaleti ve insanın kendi kendine zulmetme eğilimi sadece belirli bir inanç grubuna ait lokal bir durum değil, tüm insanlığı (en-nâs) kapsayan evrensel, antropolojik ve ontolojik bir yasadır (sünnetullah). İnsanlık, Yaratıcı ile bağını kopardığı an kendi doğasını zehirleme potansiyelini topluca taşır.
şey'en (شَيْئًا)
İbn Fâris, "ş-y-e" kökünün "dilemek, istemek ve varlığı aklen kavranabilen/kastedilebilen her türlü nesne veya durum" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "şey" kelimesini "var olan veya tasavvur edilebilen en genel ve en küçük kavram" olarak açıklar. Belirsiz ve nasb (üstünlü) formda gelen "şey'en" kelimesi, bu ayette cümlenin başındaki olumsuzluk edatıyla (lâ) birleştiğinde "hiçbir şekilde, zerre kadar, akla gelebilecek en ufak bir miktarda bile" anlamını kazanır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), et-Tefsîru'l-Beyânî usulüyle bu kelimenin retorik gücünü analiz eder. "Lâ yazlimun nâse şey'en" (İnsanlara hiçbir şeyle/zerre kadar zulmetmez) ifadesindeki mutlak hiçlik/sıfır vurgusu, ilahi adaletin matematikteki ve ontolojideki kusursuzluğunu gösterir. Bintü'ş-Şâtı'ya göre bu mutlaklık, hemen ardından gelen insanın kendi kendine yaptığı devasa zulmün (şirkin/inkarın) trajedisini ve nankörlüğünü daha da çarpıcı hale getirmek için kullanılan kusursuz bir edebi zıtlık kurgusudur.
enfusehum (أَنفُسَهُمْ)
İbn Fâris, "n-f-s" kökünün temelinde "nefes almak, soluk, kan, bir şeyin aslı, cevheri ve insanın bizzat kendi hakikati" anlamlarının yattığını belirtir. Nefs, varlığın çekirdeğidir.
Râgıb el-İsfahânî, "nefs" kavramını "insanın ruhunu, biyolojik canlılığını ve onun tüm karar mekanizmalarını barındıran içsel özü/zatı" olarak tanımlar.
Toshihiko Izutsu, Kuran psikolojisinde "kendi nefsine zulmetmek" (zulmü'n-nefs) temasını bu kelime üzerinden olağanüstü bir derinlikle inceler. Cahiliye insanının değer yargılarında zulüm, başkasına zarar vererek elde edilen bir zafer veya kazançtı. Oysa Kuran'ın teolojik sisteminde eylem, failin niyetine göre failin kendisine geri döner (bumerang etkisi). İnsan, inkar ederek veya günah işleyerek Allah'a (veya evrenin sistemine) bir zarar veremez. O'nun yaptığı bütün o taşkınlıklar ve zulümler, dönüp dolaşıp doğrudan doğruya kendi ruhsal yapısında (nefsinde) onarılmaz bir tahribat yaratır. İnsan, kendi elleriyle kendi varoluşsal iflasını ve ebedi yıkımını hazırlar.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla